X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yeşil sahalardan mavi sulara
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yeşil sahalardan mavi sulara

  • Giriş Tarihi: 6.4.2014

O ekmeğini yeşil sahalardan kazanan komple bir spor adamı. Üstelik şampiyonluğa koşan Fenerbahçe'nin de teknik direktörü. Ancak Ersun Yanal'ın her fırsatta koştuğu bambaşka bir dünyası daha var: Denizler ve teknesi Happy Moon...

Ersun Yanal'ın pek de bilinmeyen bir de tutkusu vardır: Denizciliği... Yanal, spor akademisinde okuduğu yıllarda başladığı denizciliğini bu güne kadar üstüne koyarak geliştirmiş, sonunda kendi teknesini başka birine teslim etmeyecek kadar titiz ve usta bir kaptan olup çıkmış. Ersun Hoca ile bu söyleşi için iki kez buluştuk. İlki Samandra'daki Fenerbahçe tesislerinde bir antrenman sonrasıydı. İkincisi ise Ambarlı'daki West İstanbul Marina'da teknelerin arasında oldu. Bu arada Yanal'ın bir başka yönünü, fotoğraf ustalığını da keşfettim. Doğrusu, Ersun Hoca'nın 10 parmağında 10 marifet var. Konuşmamız sırasında Ersun Yanal'ın teknesinin adındaki gizemi de öğrendim. Happy Moon'un esprisini de hocanın cevapları arasında bulacaksınız...
- Kamuoyu sizi futbol kariyerinizle tanıyor. Sporun başka dalları ile ne kadar ilgilisiniz?
- Evet insanlar beni futbolla tanıdı ama ben sadece futbola ilgisi olan biri değilim. Hayatını spora adamış bir insan olarak tam bir spor adamıyım diyebilirim. Basket, futbol, voleybol, hentbol, atletizm... Bunların hepsini yaptım. Eğitimim de spor üzerine. Spor akademisi mezunuyum...

SONRADAN YÜZÜCÜ
- Sıralamanıza nedense yüzmeyi koymadınız...
- Evet bakın onu kasıtlı koymadım. Çünkü spor akademisine başladığımda yüzme bilmiyordum.

- Şaka yapıyorsunuz!
- Gerçekten şaka yapmıyorum. Hatta ilk zamanlarda akademide benim de aralarında olduğum yüzme bilmeyenlerle dalga geçer "Kaya balıkları şöyle ayrılsın bakalım" derlerdi. Fakat hemen bu eksiğimi gidermek için çalışmaya başladım. Öyle ki, 'futbol uzmanı' olurken, yardımcı branş olarak da yüzme ihtisas alanım oldu.

- Tekne işine ne zaman bulaştınız?
- Spor akademisine 1980 yılında girdim. 1985 yılında da mezun oldum. Okuduğum sırada kuzenimin eşi 12 metrelik yelkenli inşa ediyordu. Ben de ilgilenmeye başladım. Sonunda tekne bitti. Birlikte Karşıyaka'da bütün yaz boyunca yelken yapmaya başladık. Bu keyfimiz yıllar sürdü... O yat bizim ilk göz ağrımız oldu...

- Neredeyse 30 yılı aşkın bir süreç. Kendi teknenizi ne zaman aldınız?
- İşlerimin yoğunluğu yüzünden kendi teknemi almam için aradan uzun zaman geçmesi gerekti. Sonunda 2005 yılında ilk teknemi aldım. İçinde 420 beygir benzinli motoru olan, 9 metrelik bir Bayliner'dı ilk teknem. Adı da Jay'di...

- Sıfır mı aldınız?
- Hayır ikinci el bir tekneydi. Öyle olması da iyi oldu bir yerde. Bütün acemiliğimizi onda attık. Tekne Altınyunus'ta duruyordu. Yanımızda da Hayrettin diye bir tekne vardı. Tüm kahrımızı o çekti zavallı... Çünkü ona çarpa çarpa öğrendik her şeyi...

- Denize çıktıkça tecrübeniz artmıştır.
- Elbette... Denizde pek çok macera yaşadım. Sadece benimki ile değil, başka teknelerle de gezdik. Bir keresinde İzmir'den İstanbul'a kadar gittik. Yolda dümen, yakıt arızası oldu, hepsini kendim hallettim.

- İlginç, şimdiki teknenizin adı da aynı: Happy Moon. Bir nedeni var mı?
- Var tabii... Türkçesi mutlu ya da şen ay anlamına geliyor. İlki tesadüftü ama çok sevdim. Bu nedenle şu anda kullandığım trawler'a da aynı adı verdim. Çünkü eşimin adı Şenay'dır...

- Harika... Hanımefendi çok mutludur herhalde... Bu teknenizin özellikleri neler?
- Sanırım. Kendisi de denizi çok seviyor. Son teknem bir trawler, Ocean Alexander 65... İçinde iki adet 680 beygir CAT motor var. 2002 model ama sıfır gibidir, yepyeni yani. Buna rağmen Bodrum'daki Ağanlar Tersanesi'nde bakıma alacağım. Baştan sona elden geçireceğim...

- 65 feet yani 20 metrenin üzerinde bir yat. İçinde hemen her şey vardır herhalde. Kaptanınız var mı?
- Geniş, ferah ayrıca çok denizci bir teknedir. Biri master üç kabini var. Ayrıca bir de mürettebat kamarası. Kaptana gelince... Ben teknemi kendim kullanırım. Bunu tek başına kullanıyorum. Yanımda yanaşırken filan biri olsun yeter. Her zaman başında duramadığım için bir gemicim var.

- Denizde nelerden hoşlanıyorsunuz? Nerelere gitmeyi seviyorsunuz?
- Ben en çok denizde seyri seviyorum. Bir yerden bir yere gitmeliyim yani. Öyle demirle tekneyi, sonra bir sezon aynı limanda yat, benim işim değil. Limanlara, koylara gelince, hepsi ama hepsi birbirinden güzel koylarımız var. Bir gün kısmet olursa emeklilikte inşallah, hepsini tek tek dolaşmak istiyorum... Şu anda bile teknenin tadını çıkartıyorum. Her yerde dostlarım, arkadaşlarım var. Örneğin Bozburun'a gidersem balıkçı Ramazan'la buluşuyorum. Onunla paragat atıyorum. Sonra birlikte toplayıp ayıklıyoruz. Sıra balıkları yemeye gelince; ailelerimizle birlikte oturup yiyoruz...

KNİDOS'TA GÜNBATIMI İZLEMEK BİR BAŞKADIR
- Okurlarımıza tavsiye edeceğiniz özel bir liman ismi verebilir misiniz?
- Her birinin yeri ayrı. Mutlaka birini söyle diyorsanız Knidos diyebilirim. Benim için çok özel! Çünkü orada tarihle tabiat iç içe... Hâlâ bakir... Karaya çıkıp fenerin oradan günbatımını seyretmek bir başkadır. Akşamın uzayan gölgeleri tarihi kalıntılara vurdukça sanki o eski medeniyetin üstünü örter gibi olur. Kimbilir neler yaşandı oralarda. Binlerce yıl ötesinde kocaman bir tiyatro. Çok etkileyici...

- Tabiatı, denizi çok sevdiğiniz belli oluyor.
- İyi bir doğacıyım diyebilirim. Çiçeklerin, köpeklerin, kuşların, kısacası tüm canlıların benimle aynı yaşam hakkına sahip olduğuna inanırım. Deniz ise tüm bunların en temiz yaşam kaynağıdır. Bu yüzden de saygı duyulması, temiz tutulması gerekir. Böyle bir şey nasıl sevilmez...