X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Pan, flütünü bir İstanbul bahçesinde çalmıştı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Pan, flütünü bir İstanbul bahçesinde çalmıştı

  • Giriş Tarihi: 13.4.2014

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'nin İstanbul'un 100 Bahçesi adlı kitabında Bizans'tan günümüze şehrin muhteşem bahçeleri anlatılıyor

İnsan önce ihtiyacı için ekti toprağı, sonra da doğada gördüğü çiçeklerin yakınında olmasını istedi. Gül buldu ondan fidan aldı, sardunyayı dalından koparıp bahçesine ekti, zambaklara bayıldı, onları da alıp evinin yanında misafir etti. Süsenler, orkideler, nergisler, sümbüller ve en sonunda da laleler geldi. Bu çiçekleri de insan evladı çok sevdi. Böylece bahçesi daha da büyüdü. Genişlettikçe bahçesini bu sefer ağaçlardaki güzelliği keşfetti. Akasyaları, erguvanları, oya ağaçlarını, mimozaları, manolyaları kökleyip taşıdı yanıbaşına. Sadece güzellik yetmedi, koku ve biçim de istedi. Ağaçların arasına hanımeli, mor salkım, yasemin gibi kokulu ve güzel sarmaşıklar serpiştirdi. Bahçeler böylece zenginleşip günümüze kadar geldi. Osmanlı bahçeleri Roma ve Bizans bahçelerinin devamıydı. Sultanahmet'ten Sarayburnu'na ve Çatladıkapı'ya teras teras inen Bizans'ın Büyük Saray'ına ait bahçeler en güzeliydi. 10. yüzyıldan itibaren taşındığı Balat ve Ayvansaray'ı da güzelleştirdi bu saray ahalisi. Osmanlılar İstanbul'u almadan önce Bursa ve Edirne'deki tahtın çevresinde binbir çeşit çiçek yetiştirirdi. Fetihten sonra bu zenginlik genişleyip yükselerek zirveye ulaştı. Böylece Hasbahçeler ortaya çıktı. Osmanlı has bir bahçenin içine topladığı ağaçları, çiçekleri kendi alanında hür bıraktı. Güllerin dibini her daim özenle temizledi, gübresini esirgemedi, suyunu verdi ama onları eşeğin üstündeki semer misali şekillendirmeyi aklına getirmedi. Suyun da bahçede gezinmesine fırsat verdi. Yıldız Parkı'nda ya da Emirgan'da olduğu gibi dereler, göletler, havuzlar oluşturdu. Türlü çeşit sazlar ekti suyun içinde, nilüferleri ise asla ihmal etmedi.

Rengarenk parklar
Bahara girerken bahçesi olan bahçesini, balkonu olan balkonunu düzenlemeye başladı. Bunlardan mahrum olan ince ruhlu şehirliler de pencere önündeki saksıları renklendirmek için harekete geçti. Betonun baskısıyla azalmış olan İstanbul'un ev bahçelerinden geriye kalan küçük, küçücük parçalardan toprak kokusu yayılmaya başladı. Tek tük erguvanlar, mimozalar boy gösterir oldu. Bu arada bitki çeşitliliği ve peyzaj güzelliği açısından zengin olan hasbahçeler ve parklar rengarenk oldu. Baharın nazlanarak geldiği bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. çok güzel bir kitap çıkardı. İstanbul'un en muhteşem bahçelerini konu alan ve fotoğraflarıyla tanıtan İstanbul'un 100 Bahçesi adlı kitapta Bizans'tan günümüze İstanbul'da iz bırakan bahçelerin hikayesi anlatılıyor. Bizans İmparator Ailesi'nin yazlık olarak kullandığı Fener Bahçesi'nden, şarap ve şifa veren bitkileri ile meşhur manastır bahçelerine; mitolojide doğa ve çoban tanrısı olarak bilinen Pan'ın flütünü çalarak dolaştığı Yıldız Korusu'ndan servileriyle meşhur Bebek bahçesine kadar İstanbullular'ın gönlünde taht kurmuş 100 bahçe yer alıyor.

Bizans'ın bahçeleri saraya yakındı
Kitapta yer alan bilgilere göre Bizans döneminde bahçeler genellikle saraya yakın yerlerde, yani Suriçi'nde bulunuyordu. Güvenlik ve ulaşım zorluğu sebebiyle Boğaz sırtları birkaç manastır bahçesi dışında boştu. Günümüzde de örnekleri bulunan genellikle haç şeklinde düzenlenmiş manastır bahçeleri ise Bizans ahalisi tarafından kitap okuma, dinlenme, düşünme ve dinsel arınma amaçlı kullanılıyordu. Bizans saray bahçeleriyle ilgili günümüze ulaşmış çok fazla kaynak olmasa da, Sarayburnu'ndan sonra İstanbul'daki en önemli Bizans saray bahçesi, Osmanlı döneminde de önemli bahçelerden biri olmayı sürdüren Fener Bahçesi'ydi. Bizans Hanedanı yaz aylarını genellikle bu bahçede geçirirdi. İmparator İustinianos'un karısı Theodora için bir saray, üç hamam ve bir kilise yaptırdığı bu bahçe ile saray arasındaki ulaşım süslü kayıklarla sağlanırdı. Bu bahçe günümüz İstanbul'unun en önemli parklarından biridir. Erken Bizans şiirinde 'Dafne' olarak adlandırılıp övülen defne ormanları, Yunan mitolojisinde çobanların tanrısı olarak kabul edilen Pan'ın flütünü çaldığı yeşillikler günümüz Yıldız Parkı'nın bulunduğu alanlardı.