X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Erzurum'dan bir avuç toprak gitti Kanada'ya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Erzurum'dan bir avuç toprak gitti Kanada'ya

  • Giriş Tarihi: 27.4.2014

Bu olduğu gibi yaşanmış bir 24 Nisan hikayesi. Geçen yüzyılın başında Erzurum'da başlayıp sonlarında Kanada'da biten bir trajedi. Bana Hrant Dink anlatmıştı

Çocukluğumda kara trene biner Erzurum'daki köyümüze giderdim. Bizim köy Sarıkamış'ın sınırında. O meşhur Sarıkamış Muharebeleri'nin geçtiği topraklar. Yaylaya çıktığımız zaman yol boyunca toprağa bir çomak soktuğunda mermi kovanları çıkardı ortaya, sonra asker palaskaları, ardından da binlerce insan kemiği. Tüylerim diken diken olurdu. Enver Paşa'nın emriyle yerinden kıpırdamayıp oldukları yerde donan 90 bin askerin tozlara, topraklara, rüzgarlara karışmış bedenleriydi bunlar. 1970'lerdi ve olayın tanıkları hâlâ yaşıyordu. Ne olup bittiğini durmadan anlatıyorlardı. Korkunç hikayeler dinlemiştim. Tatil biter İstanbul'a gelirdim ve kış gelip de kar yağınca geceleri kabuslar görürdüm. Aradan yıllar geçti. Büyürken tarihe merak sardım. Bir aralar Ermeni katliamına dair bir şeyler okumaya başladım. 1915'in tanıkları da yaşıyordu henüz. Ermeni arkadaşlarıma sorular yönelttiğimde, alıp beni dedeleriyle, nineleriyle tanıştırdılar. Onların hikayelerini dinlediğimde yüreğimin yırtıldığını hissetmeye başladım. Bu halim yaşlılardan birinin dikkatini çekmiş. "Niye şaşırmazsın çocuk?" diye sordu. Ben de "Sarıkamış'ta 90 bin öz evladına donarak ölmeyi emreden bir zihniyet, elbette ki üvey çocukları olan Ermenilere her türlü zulmü reva görür" demiştim. Aradan yıllar geçti ve Hrant Dink'le tanıştım. O bana anlattı hikayelerini, ben ona. Aslında Hrant'la tanışana kadar olayın bu kadar vahim ve derin olduğundan haberim yoktu. O anlattıkça fotoğrafın tamamını görmeye başladım. Sonunda bir gün Erzurum'la ilgili bir hikaye anlattı ve bütün parçalar birleşti. Yıl 1973. Hrant o sırada 19 yaşında. Üniversite'de zooloji okuyormuş. Patrikhane'den çağırmışlar. Kalkmış gitmiş. Patrik Şnorhk Kalustyan, "Kanada'dan bir profesör geldi, Erzurumluymuş. Yaşlanmış. Ölmeden önce memleketini görmek istiyormuş. Buraları pek bilmiyor. Sen de onunla beraber gideceksin. Köyünü gösterecek ve hemen İstanbul'a döneceksiniz" demiş. Okullar yeni tatil olmuş. Haydarpaşa'dan trene binip yola çıkmışlar. Hrant bir ara öyküsünü sormuş adama. "Uzundur bizim hikayemiz ve acıdır. Bu güzel yolculuğun tadını bozar. Boşver" demiş. Sadece 1915'te henüz sekiz yaşındayken köyden çıktığını, tüm ailesinin öldürüldüğünü, bir tek kendisinin kurtulduğunu anlatmış. Kaçıp kurtulan başkalarıyla birlikte tehcir kafilelerine katılmış ve aylar süren yolculuktan sonra Beyrut'a varmışlar. Bir gemiye binip Kanada'ya gitmişler. Orada felsefe okumuş ve teolog olmuş. Hepsi bu kadar. Erzurum'a varmışlar. Ama tren rötar yaptığı için köylere giden yolcu minibüslerini kaçırmışlar. Yaşlı adam sabırsızlanmış. Oltu'ya doğru giden bir kamyon bulmuşlar. Şoföre para verip binmişler kamyona. Yola koyulmuşlar. Altı saat sonra köye varmışlar. Elleri titremeye başlamış profesörün. Köye giden kavşağa gelince, "Bizi burada bırak" demiş. Taş bir yola girmişler. "Biraz ileride kabristanımız vardır. Mezarlığın girişinde bir göze bulunur. Dünyadaki en güzel su oradan çıkar" demiş. Mezarlığa varmışlar.