X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Diplomatların gözü İstanbul’da
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Diplomatların gözü İstanbul’da

  • Giriş Tarihi: 11.5.2014

Onlar ülkeler arasında köprü kuran başkonsoloslar. Yaklaşık dört yılda bir dünyanın farklı bir yerinde görev alıyorlar. Aralarında 100'ün üzerinde ülke gezen var. Ama birçoğu İstanbul'u tercih ediyor. Farklı ülkelerin İstanbul başkonsoloslarıyla şehri konuştuk

Her üç-dört yılda bir her şeyi geride bırakıp yeni bir hayata yelken açmak... Kimileri için zor gibi görünse de diplomatlar için heyecan verici bir durum bu. Berlin, Moskova, Washington fark etmiyor. Temsilcilikleri olan bir şehre doğru yola çıkıyorlar. Ben bu hafta İsviçre, Hollanda, Almanya, Avusturya ve Fransa'nın İstanbul başkonsoloslarıyla bir araya geldim. İstanbul kendi seçimleri miydi, şehri nasıl buluyorlar bir bir konuştum. Hepsi burada olmaktan son derece memnun. Kimi "Çocuklarım İstanbul'da büyüsün istedim" diyor kimi "Meslektaşlarım beni çok kıskanıyor" itirafında bulunuyor. Hollanda Başkonsolosu Robert Schuddeboom'un söylediğine göre İstanbul diplomatların gitmek istedikleri ilk üç şehir arasına girmiş bile. Röportajı okuyun, şehre bir de onların gözünden bakın...

MONIKA SCHMUTZ KIRGÖZ / İSVİÇRE BAŞKONSOLOSU

AVRUPA'DA OLMAYAN DİNAMİZM BURADA

İsviçre Başkonsolosu Monika Scmutz Kırgöz tam bir İstanbul aşığı. İlk kez 1997'de geldiği şehirden o kadar etkilenmiş ki iki kez daha ülkemizde görev almayı talep etmiş. İki oğlu ve eşi Yıldırım Kırgöz ile Levent'teki villalarının kapılarını bize açtılar. Gelecekte şef olmak isteyen 10 yaşındaki Maximillian da bize kurabiye pişirdi.

- Türkiye'ye ilk kez ne zaman geldiniz?
- 1997 yılında gelmiştim. O sırada Roma'da görev yapıyordum. Bütün genç diplomatlar arkadaştık ve bir Türk arkadaşımız 'Haydi İstanbul'a gidelim' dedi. Geldim ve şehre âşık oldum. Her yıl gelmeye başladım. Roma'dan sonra İsviçre'ye geri döndüm. Bu sırada Ankara temsilciliği açılmıştı. Ben de Ankara'ya gelmek istedim. Herkes şaşırdı. Washington'a, Paris'e gidebilirdim ama ben Türkiye'yi tercih ettim. Sonra eşimle tanıştım. Bu ülke benim kaderim. 2011'de bu kez İstanbul'a geldim.

- "İstanbul'a aşığım" diyorsunuz sık sık. En çok ne etkiliyor sizi?
- Trafik ve kaldırım problemi dışında her şeyi... Bunlar dışında her şeye hayranım. İnsanların sıcaklığı, yardımseverliği... Burada evimde gibi hissediyorum. İstanbul'un enerjisine hayranım. Bazen çok fazla geliyor, biraz Şangay'a benziyor. İnsanlar genç ve enerjik. Avrupa'da olmayan bir dinamizm var burada.

- Hiç şaşırdığınız olmuyor mu?
- 20 milyon nüfuslu bir şehri nasıl yönetebilirsin; bunu aklım, hayalim almıyor. Ve gayet iyi yönetiliyor. Her gün çöpler toplanıyor. Doğru işleyen pek çok şey var. Bu kadar büyük bir şehirde kendinizi güvende hissedebiliyorsunuz. Bu çok da alışık olmadığımız bir durum. Dünyada bir kadın olarak gece yarısı metroya tek başıma binebileceğim başka bir metropol yok.

- Boş zamanlarınızda şehrin tadını nasıl çıkartırsınız? Favori yerleriniz var mı?
- Eşim ve çocuklar her hafta sonu futbol oynuyor. Eşim Galatasaray hayranı. Bense hafta sonları Boğaz'da ya da Belgrad Ormanı'nda koşuyorum. Şehirde o kadar çok inanılmaz semt var ki hepsine gidiyoruz. Tiyatro izlemeyi çok seviyoruz. Özellikle Fransızca tiyatrolara çok sık gidiyoruz. Geçtiğimiz akşam Cihangir'de ufacık bir tiyatroya gittim. Cihangir'e daha fazla gitmem lazım, bunu da fark ettim. Fatih'e çok sık gidiyorum. Başbakan'ın annesinin cenaze namazının kılındığı Fatih Camii'ni görmeye gidiyorum. Eyüp Sultan Camii de muhteşem. Levent'ten Fatih'e gitmek bambaşka bir gerçekliğe, sosyal hayata geçmek gibi geliyor.

- Çok da sosyalsiniz. Size sık sık etkinliklerde rastlıyoruz.
- Evet kültürel, ekonomik ya da sanatsal pek çok etkinliğe katılıyorum. Tabii burada İsviçre'yi tanıtmak amacımız. İsviçreli sanatçıları tanıtmak için bütün galeri sahiplerini tanımanız gerekir.

- Türk mutfağını nasıl buluyorsunuz?
- Yemek hakkında lütfen konuşmasak... Ne sevmiyorum ki! Buraya geldiğimden beri çok kilo aldım. Türk yemeklerini çok lezzetli buluyorum. En çok da şöbiyeti seviyorum. Bir de baklavayı. Bunu bir başka röportajda daha söylemiştim. Hâlâ bana Gaziantep'ten baklava yollayanlar oluyor. Hafta sonları ailece Beşiktaş'a, oradan vapura binip Kadıköy'e gideriz. Çiya lokantası Gaziantep'te gibi hissettiriyor. Mükemmel, fiyat politikası çok iyi.

- Siz sadece İstanbul değil Türkiye'nin farklı yerlerini de geziyorsunuz.
- Evet Kars'a gittim, Ağrı Dağı'na tırmanma hayalim var. Ve bunu gerçekleştireceğim. İzmir, Antalya ve Gaziantep'e de gittim. Yakın zamanda Diyarbakır'a gideceğiz. Sonra da Mersin ve Adana...

- İsviçre'yle İstanbul'u kıyaslamanızı istesem...
- En önemli fark enerji seviyesinde. Benim şehrim uyuyor. Saat 22.00'de herkes uyuyor. Bu şehir uyumuyor. Tabii biz de herkes kurallara uyum sağlar. Burada aynı şey söz konusu değil.

- Eşiniz Türk, peki emekli olduktan sonra nerede yaşamak istiyorsunuz?
- Bodrum'u da çok seviyorum. Eşimin ailesi yazları orada yaşıyor. Kışları İsviçre'de, baharları Bodrum'da, yazları İstanbul'da yaşamak isterim. Yaz aylarında şehir boşalıyor ve muhteşem oluyor. Yazın İstanbul'u hiçbir şeye değişmem.