X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İstanbul'un surları hâlâ güvensiz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İstanbul'un surları hâlâ güvensiz

  • Giriş Tarihi: 18.5.2014

Geçtiğimiz yıl ABD'li Sarai Sierra cinayetiyle gündeme gelen tarihi surların çevresindeki güvenlik önlemlerini merak ettik, tura çıktık. Işıklandırma yok, kamera da... Bir cinayet daha olursa, şaşırmayın

Son birkaç aydır gündemin ön sıralarında yer alan çocuk kayıpları ve ardından gelen cinayet haberleri vicdanlarımızda derin yaralar açmaya devam ediyor. Kars'ta tecavüz edilip öldürülen dokuz yaşındaki Mert'in, Sakarya'da piknikte kaçırılıp ardından tecavüz edilerek öldürülen yedi yaşındaki Ömer Den'in, Kırklareli'nde okula gitmek için evden çıkınca aynı kaderle karşılaşan 10 yaşındaki İbrahim Aktaş'ın, Adana'da öldürülen altı yaşındaki Gizem Akdeniz'in başına gelenler, insan sıfatı taşıyan herkesin unutamayacağı acılar. Bu canilere nasıl engel olunabileceğini yetkililere bırakıp olaya başka bir ihmal boyutundan bakmak istedik. Zira şehirlerde ihmal edildiği için bu tür olaylara zemin hazırlayan, katillerin işini kolaylaştıran ve suçlara davetiye çıkaran alanlar da bir o kadar önemli. Sahipsiz evler, gelişigüzel açılmış kuyular, yıkık ve virane kalıntılar her şehirde mevcut. İşte bu yüzden rotamı İstanbul'un tam kalbine, suriçine çevirdim. Malum İstanbul biraz da sur demek. 22 kilometrelik uzunluğuyla İstanbul'un Fatih semtini kuşatan surlar, 400'lü yıllarda İmparator II. Theodosius tarafından şehrin güvenliği için yapılmış, yüzyıllar sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından aşılabilmiş. Osmanlı'da da şehrin güvenliğini sağlayan surların şu an önemli bir kısmı, can güvenliğini korumaktan uzak. Bu surlara gitmemin bir nedeni de geçtiğimiz yılın başında gerçekleşen bir cinayet. Hatırlarsanız ABD'li Sarai Sierra'nın Cankurtaran sahilindeki tarihi sur kalıntılarındaki cesedine 12 gün sonra ulaşılmıştı. Daha önce aynı bölgede iki turist kadına da tecavüz edilmişti. Türkiye'nin ve ABD'nin kilitlendiği Sierra cinayetinin ardından yetkililerden surların güvenlik zafiyetine ilişkin açıklamalar duyduk. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul surlarının daha iyi korunacağını, turizme kazandırılacağını ve 2013'ün sonunda da surlarla ilgili projenin hazır hale geleceğini belirtmişti. Zeytinburnu Belediyesi de Topkapı'dan Kazlıçeşme sahiline kadar olan kısma MOBESE kameraları yerleştirileceğini açıklamıştı. Fakat hem cinayeti hem de surları unutmuş gibiyiz. Zira ne Sierra'nın öldürüldüğü yerde ne de devamında ışıklandırma var. MOBESE kamerası görebilene de aşkolsun!

SESSİZ, KARANLIK, ÜRKÜTÜCÜ
Foto muhabiri arkadaşımız Recai Kömür ile tura ilk önce Sierra cinayetinin olduğu yerden başladık. Günün tam ortasında gitmemize rağmen bölge o kadar sessiz ve karanlıktı ki sur kapısının dehlizlerine girmeye önce tereddüt ettik. Birbirimizden aldığımız cesaretle de kendimizi cinayetin işlendiği dehlizlerin içine attık. Sahil yolunun kenarında, Topkapı Sarayı'nın altındaki tarihi surların içi gerçekten ürkütücü. Yer yer pencereden ya da tavandaki bir delikten ışık sızan dehlizler, korku filmi için efekt yapmaya bile gerek bıraktırmayacak cinsten. İçeride ağır bir nem, idrar ve alkol kokusu var. Yerler burayı mesken tutanların, uyuşturucu bağımlılarının, tinercilerin battaniyeleri, alkol şişeleriyle dolu... Ve bu dehlizler Sarayburnu'ndan Samatya sahillerine kadar karşınıza çıkıyor. Sözde bazılarının etrafı tel örgülerle çevrilmiş ama içeriye kolaylıkla girilecek birçok nokta var. Çevre her tarafı boş, ama kilitli bir kapısı bulunan Nasrettin Hoca'nın türbesini andırıyor. İnsan buraları görünce bırakın bir çocuğun ya da yetişkinin öldürülmesini, bir düzine adamı kesseler kimsenin ruhunun duymayacağını iliklerine kadar hissediyor. 1907'de İstanbul'a gelen ünlü İspanyol edebiyatçı Ibanez'in "...Mutlak bir yalnızlık, ne bir insan izi, ne bir kuş cıvıltısı, ne ürperen otlar, ne vızıldayan böcekler; Avrupa'da hiçbir doğal görünümde asla rastlanmayacak bir kısırlık ve ölüm sessizliği" olarak özetlediği surlarda, 100 yıl sonra aynı duyguları hissetmek ürpertiyor beni. Oysa bu bölgelerin tez elden ışıklandırılması, turizme kazandırılması ve hatta bazı alanların bir kafeterya olarak işletmeye verilip güvenliğinin sağlanması mümkünken, sanki yeni bir cinayet haberinin merkezi olması için bekliyoruz. Boğaz'ın altından araçları geçirecek tünel kazısının yapıldığı alanın karşısında bile böyle bir dehliz mevcut. Bir yanda asrın projesini yaparken, karşısında asrın surlarını yeni facialar için bekletmek bir çelişki. Kısacası Sarayburnu'na gittim, gördüm ama topuklayarak tüydüm. Yenikapı'dan Yedikule Zindanları'na kadar bir sorun yok. Çevre düzenlemesi yapılan, ışıklandırılan, park ve bahçeye dönüştürülen sur dipleri insanı huzura sevk ediyor. Yedikule'den Mevlanakapı'ya olan kısım ise Kastamonu Cidelilerin bağ, bostan olarak kullandığı alan. Burada her tür sebzeyi yetiştirip satıyorlar. Aynı zamanda sur diplerinin güvenliğini sağlayan hoş bir uygulama. Ama sonrasında Ayvansaray'a kadar olan alan yine bakımsız. Edirnekapı'daki Anemas Zindanları ve Tekfur Sarayı'nın etrafı da pek tekin yerler değil.

İKİNCİ TEHLİKE TERK EDİLMİŞ EVLER
Ayvansaray'dan Balat'a dönünce bu kez sizi bekleyen tehlike, surlardan ziyade yıkılmak üzere olan evler... Çoğu terk edilmiş, kapısı-penceresi yok ama kullanıldığı belli. Üstelik burası surlardaki gibi mahallelerden uzak değil, tam içinde. Bir çocuk ya da yetişkinin başına gelebilecek her türlü tehlikeye hazır. Bu bölgede kentsel dönüşüm için projeler var ama iş ağırdan alındığı için her an bir 'kentsel ölüşüm' haberlerine konu olabilecek nitelikteler. Benzer durumla hemen yukarısındaki Zeyrek'te ve Süleymaniye Camii'nin etrafında da karşılaşmak mümkün. Virane halde ve suçlulara davetiye çıkarabilecek o kadar çok ev var ki... Bu boş evlerin birçoğuna da Suriye'den gelen mülteciler sığınmış. Evet acı ama gerçek; karanlık sur diplerinde, kaderine terk edilen ıssız evlerde, kapatılmayan çukurlarda ölüm sadece çocuklar için değil hepimiz için kol geziyor. Şehrin tam ortasında üstelik... Bir cansız bedenle daha karşılaşmadan bu çöküntü alanlarının bir an önce ıslahı gerekiyor.

AYDINLATMA VE KAMERA ŞART
Nevin Taş (Cankurtaran Mahallesi Muhtarı): 63 yaşındayım ve doğma büyüme buralıyım. Sierra cinayetinden sonra buradaki surların durumu çok gündeme geldi ama o günden bu yana hiçbir şey yapılmadı. Aydınlatma ve kamera şart. İlk zamanlar tedirgin olduk ve korktuk ama çok geçmeden unuttuk. O civarda bir otobüs durağı var. O durağın daha yakına alınmasına çalışıyorum. Kızım da işten eve saat 22.00'de geliyor. Hiç güvenli değil. Her şeyi de devletten beklememek lazım. Esnaf da kamera ve ışıklandırma sistemi yaptırabilir. İlçemize yeni atanan emniyet müdürüne de bu sorunu anlattık. Olumlu yaklaştı.

BÖLGE HALKI SURLARDAN KORKUYOR
Kemal Yıldız (Erol Taş Kültür Merkezi sahibi): 34 yıldır Sultanahmet Cankurtaran'dayım. Eskiye göre surların durumu iyi ama daha iyi olması lazım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle güzel sahil başıboş bırakılmaz. İmparatorlukların merkezi. Ama Sarayburnu civarındaki surlar sahipsiz ve birini kesseniz kimsenin haberi olmaz. O dehlizleri kazsalar insan kemiği çıkar. Tinercisi, esrar içeni, şarapçı dolu o çevre. Bir bira için adam boğazlarlar. Bırakın gece, gündüz bile gitmiyorum oralara. Buradan Sirkeci'ye deniz manzarasını izleyerek gitmek isteyen turistlere de 'Tramvayla gidin, oralarda yürümeyin' diyorum. Burasının yürüyüş parkuru olması lazım. Acilen ışıklandırılmalı ve kameralar konulmalı. Esnafa verilecek birçok alan var. Buralara kafeler, büfeler açılsa, esnaf korur. Muhatabınız esnaf olur yani.

BİZİM VARLIĞIMIZ SURLARI KORUYOR
Ahmet Aksoy (Bahçıvan): Yıllardır Yedikule ile Topkapı arasındaki surlarda bostan işletiyoruz. Burası dedelerimizden kalma. Bizim varlığımız burayı koruyor ve dışarıdan gelenlerin barınmasını engelliyor. Bizi de çıkaracaklar diye duyuyoruz. Çık derlerse çıkarız ama sonra nasıl korunur? Günün her saati burada olduğumuz için yabancıların gelip suç işlemesi zor. Ama surların çoğu bakımsız ve tehlikeli.

10 YILDIR SURLARA YAKLAŞMIYORUM
Hayri Gövener (Esnaf): Yıllardır Cankurtaran'da oturuyorum ve 10 yıldır surların olduğu o karanlık bölgeye gitmedim. 10 yıl önce orada bostan vardı. Deniz Feneri'ne bir aile bakıyordu ve birkaç tane de ev vardı. Onlar koruyordu buraları... Hatta o dehlizlerde kağıt toplayan efendi çocuklar kalıyordu. Burada askeriye bölgesi, Darphane ve Matbaa Meslek Lisesi vardı. Bunlar kaldırılınca ıssızlığa terk edildi ve cinayet, kapkaç arttı. Sirkeci'ye kadar olan bölgede çay bahçeleri yapılabilir ve burası canlandırılabilir. Mevcut durumu tüyler ürpertici.