X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sevinci ve üzüntüyü madende yaşarız biz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sevinci ve üzüntüyü madende yaşarız biz

  • Giriş Tarihi: 18.5.2014

Arkadaşlarının cesetlerini madenden çıkaran Hamit S.: "45 yaşındayım. 16 yıllık evliyim. Eşimle evden her çıkışımda vedalaşırız. Hayatım bu madende geçiyor. Üzüntüyü, sevinci, bütün hayatı bu madende arkadaşlarımla yaşarım"

Bugüne kadar en büyük geçim kaynağı olduğu için çok sevdikleri kara elmas artık onların nefret ve korkusuna dönüştü. Yerin kilometrelerce altından bir arkadaşının parmağı kanadığında birbirine kenetlenen madencilerin son yaşanan faciada birbirine sarılmış cesetleri bulundu. Kömürün üzerinde sofra kurarak yemek yedikleri madende, arkadaşlarının bu manzarasını gördükten sonra artık çıkış kapısında ilk oksijenini alan o madencilerin gözlerinde dehşet ve korku yer yaptı. Çünkü, yıllardır gıcırdayan makine sesiyle kömür koydukları o bantta, artık arkadaşlarının cesetleri çıkıyordu. Onlar yerin kilometrelerce altından belki kurtulmayı başardılar ama sadece orada kalan arkadaşlarını kurtarabilmek için yeniden her şeyi göze alarak o madene kurtarma ekipleriyle birlikte indiler. Onlar için artık maden ekmek parasını kazandıkları yer değildi. İçeride yüzlerce arkadaşlarının cansız bedeni bulunuyordu. Cansız bedenleri dışarı çıkardılar, çıkardılar ama dışarı çıktıklarında artık gözlerinde korku cehennemi vardı. Manisa Soma'daki maden ocağında geçtiğimiz salı günü Türkiye'nin en büyük maden ocağı faciası yaşandı. 284 madenci can verdi. Hâlâ maden ocağından çıkarılmayı bekleyen onlarca maden işçisi var.

GERÇEK GÖZLERDEKİ DEHŞETTE GİZLİ
Madenciyi madenci kurtarır sözü madencilerin hayat felsefesiydi ve madenciyi Soma'da yine madenci kurtardı. Salı akşamı İstanbul'dan Soma'ya yolculuğumuz başlamıştı. 150 madencinin can verdiğini söyleniyordu ve dakikalar geçtikçe ölü sayısı artırıyordu. Her evde bir yangın yaşanıyordu. Soma'ya vardığımızda artık ölümün soğuk yüzünün tüm ilçeyi sardığını hissettik. Soma'ya 20 kilometre uzaklıktaki madende, anneler, babalar, eşler, çocuklar nefeslerini tutmuş, yüreklerine bir yumruk oturtmuş en acı bekleyişini sürdürüyordu. Arama kurtarma ekipleri maden ocağındaki işçilere ulaşabilmek için canla başla çalışıyordu ama onlara bir yol gösterici lazımdı. Kimi yangından kurtulup yeniden gökyüzünü görmeyi başarmıştı ama ya dışarı çıkamayan arkadaşları? Hiç düşünmeden giydiler madenci çizmelerini, taktılar paletlerini girdiler yeniden yerin altına. Dışarıya belki tek tek çıkıyordu cesetler. Ama onlar yerin metrelerce altında yüzlerce arkadaşının ya birbirine sarılmış, ya yere çömelip dua ederken karbonmonoksit zehirlenmesiyle son nefeslerini verdiklerini gördüler. İşte onlardan biri maden işçisi Mustafa K.'ydı. Dört senedir bu madende çalışıyordu. Faciadan sadece saatler sonra yerin altına indi. Gözlerinde dehşetengiz bir bakış vardı. Sebep içerde gördükleriydi. "İçeride hiç sağ yok. Nefesim kesildi. Gördükleri mi bir görseniz? Bunları kelimeler değil ancak gözlerim anlatabilir" demesi bu yüzdendi. Mucize de yok muydu madende, vardı. Mesaisini 10 dakika önce tamamlayıp, maden ocağından çıkmayı başaran Murat Yılmaz'ın hikayesi bir mucizeydi! Askerden gelmiş, üç gün önce de başlamıştı bu madende çalışmaya. Babası da zaten madenciydi. O da maden işçisi olmayı seçmişti. Ancak baba mesleği üç gün sonra onun için cehenneme döndü. Belki kurtuldu ama bir daha maden ocağına girmemeye yemin etti. Ama bir tek neden onu yeniden madene indirdi. O da kurtarabileceği madenci arkadaşlarının varlığı. Yılmaz "Yeminime rağmen indim yerin altına. Ama bir daha iner miyim bilmiyorum" diyordu.

ONLAR ARTIK BİRER YILDIZ
Madencilerin görevi sadece arkadaşların cansız bedenlerini ocaktan çıkarmak değildi. Burada çıkarılan cenazeler Kırkağaç'ta soğuk hava deposuna götürülüyordu. Yüzlerce madencinin cansız bedeni bu soğuk hava deposunun soğuk taşlarına yatırıldı. Tek tek fotoğrafları çekildi. Sonra ailelere bu fotoğraflar gösterilerek, teşhis yapmaları istendi. Aileler, kimi zaman teşhis yapabildi, kimi zaman sesleri kısıldı acıdan. "Bu benim babam değil. Bu benim oğlum değil" dediler. İnanmak istemediler. Belki de yakıştıramadılar. İş yine maden işçilerine düştü. Ne de olsa ailelerinden daha fazla görüyorlardı birbirlerini. En acı görev yine onlara düştü. Arkadaşlarının kimlik tespitini yaptılar. İşte onlardan bir tanesi maden işçisi Hamit S. "Ben 45 yaşındayım. 16 yıllık evliyim. Sorarsanız eğer eşimle sadece evden çıkarken vedalaşıyorum. Hayatım benim bu madende geçiyor. Üzüntüyü, sevinci, yaşamı hatta dedikoduyu ben madende arkadaşlarımla yapıyorum. İşte o yüzden ceset teşhislerini de biz yapıyoruz" diyor. Ardaşlarının cansız bedenlerini yerin kilometrelerce altından çıkartan maden işçisi Selim C. gözyaşları arasında yaptığı konuşması yürekleri burktu. Selim "Onlar artık birer yıldız" dedikten sonra duraksayıp yutkundu ve devam etti: "Gece vardiyasında güneşin ışıklarıyla girdiğimiz bu ölüm çukurunda. Çocuklarımızı görmenin heyecanıyla çıktığımızda ilk gördüğümüz tek şey gökyüzündeki yıldızlardır. O yüzden etrafı kömürle sarılı bu mezarlarda kalan arkadaşlarımın hepsi inanın birer yıldız oldu."