X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Muhalefetin cübbeli siyasetçisi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Muhalefetin cübbeli siyasetçisi

  • Giriş Tarihi: 8.6.2014

Son dönemlerin tartışmalı figürü Metin Feyzioğlu, siyasette liderliğe oynayan CHP’li bir dedenin elinde büyüdü. Şimdi belki de bu yüzden muhalefetin lider adayı olarak hukuk cübbesiyle siyaset yapıyor.

Sinema tarihinin en başarılı 'legal thriller' (hukuk alanında geçen gerilim eserleri) örneklerinden biri, belki de birincisi olan Şeytanın Avukatı'nda 'şeytan' John Milton ile oğlu Kevin Lomax arasında şu diyalog geçer:

Lomax: Peki neden hukuk?
Milton: Çünkü hukuk evlat, sahne arkası için en geçerli geçiş kartı. Hukukçular yeni ruhban sınıfı.

Türkiye, Amerikalı romancı Andrew Neiderman'ın Türkçe'ye hukuki, adli ya da daha alaturka ifade edersek 'kanuni gerilim romanları' diye çevrilebilecek bu türün (Türün öncüsü John Grisham'dır) gerçek bir örneğini 2007-2012 yılları arasında Ergenekon sürecinde yaşadı.

Yürüttükleri soruşturmalarla büyük güç elde eden savcılar -ki bunlardan en meşhuru Zekeriya Öz idi- hukukun imkânlarını politik amaçlar için kullanmaya başladı. Bir başka deyişle yeni ruhban sınıfının gölgesi, parlamentonun üzerine kilisenin gölgesinin monarkların üzerine düşmesi gibi düştü.

Bu ülke, öteden beri bilhassa askeri vesayet dönemlerinde parti kapatmalarla tezahür eden hukuki tahakkümün örneklerine şahitti. Ne var ki 2007'ye kadar hiç yarı-jüristokratik bir ara rejim dönemi yaşamamıştı. Bu ara rejim dönemi 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı tutuklama girişimi başarısız olunca sona erdi. Bu girişim başarılı olsaydı şimdi bir jüristokratik oligarşi rejiminde yaşıyor olacaktık.

Hukukun gölgesi şimdilerde iktidar değil, muhalefet cephesinden vuruyor. Bu gölgenin en göze çarpan figürü ise Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu.

DEDESİNDEN ARZULARINI MİRAS ALDI

Üç Boyutlu Portre'nin bu haftaki konuğu Feyzioğlu, 7 Temmuz 1969'da İstanbul Kadıköy'de doğdu. Onu, henüz 19 yaşında iken doğuran annesi doğumdan iki saat sonra vefat etti. Feyzioğlu'nu, dedesi ve anneannesi büyüttü. Dede, 1960'lı ve 70'li yıllarda Türkiye siyasetine damgasını vurmuş bir isimdi: Turhan Feyzioğlu.

CHP'nin başına geçmeye çalışan, ancak Bülent Ecevit'i geride bırakamayan Feyzioğlu, Türkiye'de solun o pek yaygın trajik dilemması gereği 12 Mart Muhtırası'nı da, 12 Eylül Darbesi'ni de destekledi. Hatta Feyzioğlu'nun adı Evren darbesinin geçici başbakanı olarak da gündeme geldi.
Yani Metin Feyzioğlu, siyasi başarılarını CHP Genel Başkanlığı ile taçlandırmak isteyen ve darbe döneminde başbakan adayı olarak konuşulan bir dedenin elinde büyüdü. Bu tür arzuların çoğaltıldığı bir aile hikâyesine sahip. Dolayısıyla Freudian bakışla gençliğinden beri, bu arzuları gerçeğe dönüştürmek için ailenin tek çocuğu olarak çaba gösterdiği ileri sürülebilir. Bu durumda Feyzioğlu, 1986 yılında TED Ankara Koleji'nden, 1990'da Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun olduğunda da (Mezunu olduğu fakültenin yıllar sonra dekanı olacaktı.) bilinçaltında hep siyaset yapma arzusu taşıyordu.

Columbia Üniversitesi'nden hukuk İngilizcesi sertifikası alan Metin Feyzioğlu, 2000 yılında doçent, 2005'te profesör unvanını aldı. 2007'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin dekanı oldu. 2009'da Münevver Karabulut cinayetinin zanlısı Cem Garipoğlu'nun babası Nida Garipoğlu'nun avukatlığını yaptı. 10/10/2010 tarihinde yapılan seçimler ona uğurlu geldi ve Ankara Barosu Başkanı seçildi, 2013'te de Türkiye Barolar Birliği Başkanı seçildi. Muhalefetin çatı adayı olması bile düşük ihtimal, ama o gün bugündür adı Cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçiyor.
Metin Feyzioğlu, bir süredir derinden derine süren devlet-paralel devlet savaşı 17 Aralık sürecinden sonra ayyuka çıkınca cezaevindeki tutukluların salıverilmesi için harekete geçti. Ne var ki kamuoyu desteği olan böylesi bir girişimde bile siyasi ikbal kaygısıyla hareket ediyor algısı yarattı.

'DANIŞTAY SÖYLEVİ' TEPKİ ÇEKTİ

Metin Feyzioğlu, geçtiğimiz ay Danıştay Başkanı'nın bile 25 dakika konuştuğu Danıştay töreninde 1 saat 20 dakika konuştu. Genç hukukçuların sorunlarını adet yerini bulsun diye birkaç cümleyle özetledikten sonra politik içerikli 'söylev'ine başladı. Depremden sonra Van'a yeterli yardım yapılmadığı gibi haksız ve yanlış bir imada bulundu. Hukuki sorunlardan çok, muhtelif istihbarat meselelerinden bahsetti. Yeni MİT kanununa değindi, (Bir hukukçu olarak onu en çok ilgilendiren buydu) Dışişleri'ndeki ortam dinleme skandalından söz etti, ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN, TAİ mühendislerinin ölümlerinin gizli servis operasyonu olup olmadığını sorguladı. Hatta gizli servis sırlarını ifşa eden Edward Snowden'dan bile bahsetti. Biraz daha ileri gitseydi Kim Philby'e, Mata Hari'ye falan girecekti!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kürsüde süreyi aşarak, uzmanlık alanına girmeyen konulara değinen ve böylelikle retoriği bir politik araca dönüştüren Feyzioğlu'na sert tepki gösterdi ve salonu terk etti. Çok tartışılan o olaydan sonra muhalefet partisi MHP'nin Lideri Devlet Bahçeli bile "Orası siyasete ayar verilecek yer değildir. Feyzioğlu, bir saati aşan konuşmasıyla sabırları zorlamıştır. Kendisine verilen demokratik imkânı istismar etmiştir" diyerek Feyzioğlu'nu eleştirdi.

Metin Feyzioğlu'nun adı son olarak bir konferansta kendisine soru yönelten izleyiciye sert tepki göstermesiyle gündeme geldi. Feyzioğlu, o konferansta kendisine yöneltilen "Üç fidanı asmak için toplanan imzalar ve CHP tarafından verilen 28 imzadan biri de Murat Feyzioğlu'nun imzasıdır. Bunun için özür dileyecek misiniz?" sorusuna, "Bir insanı ailesiyle yargılamak faşistliktir. Sen faşistsin" sözleriyle karşılık verdi.
Feyzioğlu deyince akla, en az bu iki olay kadar gelen bir resim var. O da İlker Başbuğ, uğradığı haksızlık nedeniyle tahliye sonrası cezaevi çıkışında öfkeyle konuşurken onun arkasında manasızca gülerek verdiği resim… Garipoğlu ailesinin avukatlığını yaptığı için eleştirilen Feyzioğlu'nun vekâlet ettiği kişiler üzerinden eleştiriye tabi tutulması ise hukuk etiği açısından bir anlam ifade etmiyor. Zira hukukta savunma hakkı esas olduğu için bir avukat, 'şeytan'ın bile vekilliğini üstlenmesini meşrulaştırabilir.

Zaten sorun, Feyzioğlu'nun kendi meslek sınırları içinde neler yaptığı değil, meslek sınırlarını aşarak neler yaptığı. Hukukun imkânlarını istismar ederek siyasete soyunması ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Metin Feyzioğlu'nun bu tutumu, Türkiye'de siyasetin, ekonomi ve kültürün belirli ailelerin tekelinde olduğu dönemlerden kalma anakronik bir anlayışın tezahürü. Dedesi siyasetçiydi, dolayısıyla kendisi de olabilir! Veya -Altan ailesi örneğinde olduğu gibi- dedesi yazardı, dolayısıyla torunu da otomatik olarak iyi yazardır!

Bu anlayışı, Türkiye'nin gelişmesinin önündeki büyük engellerden biri olarak görüyorum. Recep Tayyip Erdoğan bunu siyasette, kimi zaman otoriter yönünü öne çıkararak kırmayı başardı. Bu tür bir bünyesel dönüşümün ekonomi ve kültürde de yaşanması gerekiyor. Ve bu henüz tam olarak gerçekleşmedi.

HATİBİN İMAMLA SAVAŞI

Her insan atalarının arzularını taşır tezi gereği Feyzioğlu'nun siyaset yapma ideali meşru olsa bile seçtiği yol yanlış.

Feyzioğlu CHP genel başkanlığına oynamış, ancak muvaffak olamamış dedesi Turhan Feyzioğlu'nun arzusunu gerçekleştirmek istiyor olabilir. Siyaset arzusu olağan. Sorun, Metin Feyzioğlu'nun bunu hukuk eliyle yapmak istiyor olması. Üstelik yeni ruhban sınıfının 'elit' bir üyesi olarak…
20 Haziran 2011'de yazdığım Tayyip Erdoğan portresinde, Erdoğan'ın politik başarısını, Şerif Mardin'in "Öğretmen imama yenildi" sözünden ilhamla "Subay hatibe yenildi" cümlesiyle özetlemeye çalışmıştım.

Erdoğan, Cumhuriyet'in kurucu unsuru 'subay' ile hitabet yoluyla yani hatip kimliğini kullanarak mücadele etmiş ve bu mücadeleyi kazanmıştı. Şimdilerde yine sözün mühimmat olarak kullanıldığı bir başka savaşta paralel yapının lideri 'imam' Fethullah Gülen'le, daha doğrusu onun arkasındaki küresel güçlerle mücadele ediyor. Subayı yenen hatibin, imamı da yendiği şimdiden ileri sürülebilir. Ama siyasette savaş bitmez. Erdoğan da savaşmayı sevdiğine göre...