X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Emektar makinistler dijital sinemaya yenik düştü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Emektar makinistler dijital sinemaya yenik düştü

  • Giriş Tarihi: 3.8.2014

Sinemada bir devir kapanıyor. Bir yandan sinemayı bize sevdiren oyuncular bu dünyadan göçüp gidiyor. Öte yandan dijitalleşme sürecinde sinema salonlarının görünmeyen kahramanları makinistler tarih sahnesinden çekiliyor

Sinemada bir devir kapanıyor. Bir tarafta sinemayı bize sevdiren ustalar bir bir göçüp gidiyor. Malum en son Çolpan İlhan'ı kaybettik. Ama kaybettiklerimiz sadece oyuncular ya da o filmlerin yaratıcıları yönetmenler değil. Sinema teknolojik olarak büyük bir değişim yaşıyor, dijitalleşiyor. 35 mm filmlerin yerini hard diskler alıyor. Hal böyle olunca büyülü fenerin masal anlatıcıları olan, emektar makinistler de tarih sahnesinden çekiliyor. Her yeni teknolojinin olumlu yönleri olduğu gibi olumsuz yönleri de var. Sinemaların dijitalleşmesi ilk bakışta belki iyi bir gelişme olarak görülebilir. Ama 2005'ten beri yaşanan süreç kimi mağduriyetler de yaratıyor. Artık filmler dijital çekiliyor, dijital ortamda kurgulanıyor. Lakin 2005'e kadar, bu filmler 35 mm basılarak sinemalarda gösteriliyordu. Sonra dijital projeksiyonlar geliştirildi. 2005'ten sonra açılan AVM'lerdeki grup sinemaları dijital prodüksiyonlarla donatılırken, hali hazırda varolan özellikle butik sinema salonlarının ve Anadolu'daki pek çok sinemanın dijitalleşmesi için büyük yatırımlara ihtiyaç duyuldu. AVM'ler dışında kalan sinemaların bu maliyeti karşılaması çok zor görünüyor. Avrupa'da yasal düzenlemelerle sinema sektörü, yapımcı, dağıtımcı, salon sahipleri bu maliyeti ortaklaşa karşılayarak dönüşüm gerçekleşirken, Türkiye'de bir kaotik durum söz konusu. Sinema Eseri Yapımcılar Birliği (SE-YAP) bu konuyla ilgili bir rapor hazırlayarak Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sundu. Bakanlık da eylülde bir çalıştay düzenlemeyi planlıyor. Sinema sektörü temsilcileri bu süreçte yasal bir düzenlemenin şart olduğunu düşünüyor. Türkiye'de şimdilik salonların yüzde 65'i dijitalleşti. Yıl sonunda bu oranın yüzde 80'e çıkması öngörülüyor. Ama dijitalleşme sürecinin somut bir sonucu var. Artık emektar makinistler hayatımızda olmayacak.

BU STANDARTLAR OLMAZSA OLMAZ

Dijital sinema endüstrisinde kullanılacak olan standartlar DCI (Digital Cinema Initiatives LLC) tarafından belirleniyor. Bu kurum, Disney, Fox, Metro-Goldwyn- Mayer, Paramount Pictures, Sony Pictures Entertainment, Universal Studios ve Warner Bros stüdyoları tarafından ortak bir girişim olarak kuruldu ve ilk standart 2005 yılında yayınlandı. Böylece ekipmanların hangi özelliklerde olması gerektiğinin, filmlerin nasıl çoğaltılacağının, kopyalama, değiştirme veya izinsiz gösterime karşı alınacak donanımsal ve yazılımsal önlemlerin, perde üzerinde gerekli olan ışık, ses ve görüntü formatlarının standartları belirlendi.

DİJİTAL SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
Stüdyolarda film üretildikten sonra DRM (Digital Rights Management) uyarınca film çeşitli şifreleme teknikleri ile korumaya alınıyor.
Sinema endüstrisi için üretilen tüm oynatıcı ve projektör üniteleri DCI sertifikası almak zorunda. Her projeksiyon ve oynatıcının kendine özel bir seri numarası var ve bu numara film gösteriminde belli oluyor.
Film gösterimi yapılmak istenildiği zaman stüdyolara projeksiyon ve oynatıcıların seri numaraları ve ne kadar süre boyunca oynatılacağı bilgisi veriliyor. Bu bilgiye göre bir şifre üretiliyor ve filmin dijital kopyası ile birlikte her salona ayrıca iletiliyor.
Belirtilen cihazda belirtilen sürenin aşılması halinde veya başka bir cihazda filmin dijital kopyası olsa bile gösterim yapılamıyor. Bu özel dijital şifreye KDM adı veriliyor.
Bir sinema filmi içinde gömülü bir kopyalama işareti vardır. Eğer bu paket kopyalanırsa bu işaret hem ses hem de görüntüde ortaya çıkıyor. Bu donanım modülleri hem projeksiyon hem de oynatıcı katında mevcut. Şifreleme ve koruma birçok farklı donanım ve yazılımla denetleniyor.

FİLM GİBİ İŞTE, MESLEK DE SONUNDA BİTTİ
Şefik Saygıner, 50 yıllık bir makinist. İşinin erbabı makinistler kuşağının son temsilcilerinden. Hâlâ çalışıyor, hayatın, teknolojik gelişmelerin onu savurmasına direniyor. Ama gerçeği de kabul ediyor: "Yapacak bir şey yok, bu meslek bitti, teknoloji ağır bastı."

Şefik Amca'yı ilk defa Gezici Festival için Kars'a gittiğimizde tanımıştım. Makinistti, hoş sohbet biriydi. Kars'ın tek sinemasında festival filmlerinin gösterimlerini yapıyordu. Küçücük projeksiyon odasında film negatiflerine gözü gibi bakıyor, onlara çocuğunu sever gibi şevkatle dokunuyordu. Burnunun ucuna gelen gözlüğünden negatifleri ışığa tutup bakarken, yüzündeki ifadeyi nasıl tarif etmeli? Gözlerinde aniden parlayan ışıltı, yüzündeki hafif tebessüm aslında her şeyi özetliyordu.

KUYUMCU GİBİ ÇALIŞIYORDU
Onu çalışırken uzun uzun izledim, "İşini keyifle ve severek yapmak böyle bir şey" galiba diye düşünmüştüm. Ne güzel kullanıyordu ellerini. Kuyumcu titizliği ile çalışıyordu. "Bizim meslek artık eskisi gibi değil" demişti o yıllarda. Biraz dert yanmıştı. Üstelik bu sözü henüz sinemalar dijitalleşmemişken, hâlâ her sinemada kendi kuşağından makinistler görevini icra ederken söylemişti. Şefik Şahiner, 50 yıllık bir makinist. Yaşayan makinistler kuşağının son temsilcilerinden. 1962'de girmiş mesleğe. Makinistlerin makinist olduğu döneme de mesleğin yok olmaya yüz tuttuğu döneme de tanıklık edecek kadar uzunca bir süredir çalışıyor yani. Hâlâ direniyor. Teknolojik gelişmelerin, sinema dünyasında yaşanan dijitalleşmenin, rant ekonomisinin onu savurmasına izin vermek istemiyor. Ama öte yandan gerçeği de kabul ediyor, "Bu meslek bitti" diyor. Şefik Amca "Abim makinistti. Ben de onun yanında başladım mesleğe. 1960'lı yıllardı" diye başlıyor söze. İç geçiriyor, belli ki gözünün önünden birtakım görüntüler geçiyor, "Sinemaların sinema olduğu, sinemaya gelirken erkeklerin en janti, kadınların en güzel elbiselerini giydiği zamanlardı" diyerek cümlesini bitiriyor. Yeşilçam'ın altın yıllarını yaşadığı, sinemaların önünde uzun uzun kuyrukların olduğu yıllarda Şefik Amca mesleğinin inceliklerini öğrenmiş. "Bizimkisi zaanatkarlık" demesi de bu yüzden. "Aslında" diyor "Ağır bir iştir makinistlik. Hayatın neredeyse o küçücük makine odalarında geçer. Film gösterimi sırasında hiç projeksiyon makinesinin başından ayrılmazsın. Çünkü gösterimde en ufak bir sorun olsa hemen müdahale etmek gerekir." Salonlarda "Makinist makinist!" diye çok bağırmışlar ona da. "Nedir bu işin sırrı, neden hep film kopardı" diye sorunca gülüyor sonra da başlıyor anlatmaya: "Eskiden yanar filmler vardı. Çıraklık dönemimde gördüm ama çalışmadım. Makinistlerin eli yüzü de yanardı bazen sinemalarda büyük yangınlar çıktığı da olurdu. Sonra filmler mikaya döndü. Ama bu filmler de çabuk yırtılırdı. Ne kadar bakım yaparsanız yapın illa bir gösterimde yırtılıyordu. O zaman gösterim durur, seyirciler de 'Makinist makinist' diye bağırırlardı. Ama bu 1980'lerde bitti. Çünkü daha zor aşınan filmler yapıldı. Böylece film koptu dönemi de sona erdi." Bilenler bilir, kimi sinema meraklıları ama özellikle de çocuklar karanlık sinema salonlarında tepeden süzülüp gelen ve beyazperdede filme dönüşen ışığın geldiği yeri hep merak eder. Bunun için makine odaları sinemaların en gizemli yerleridir. Gitmek isteseniz de gidemezsiniz. Gitmeyi başarsanız bile kapıları genelde kapalıdır. Şefik Amca "Bazen kapımız çalınırdı. Sinema müdürünün yanında ya bir çocuk ya da sinemayı çok seven bir seyirci, merak etmiş bu işler nasıl dönüyor diye. Dilimiz döndüğünce anlatırdık, filmleri, bobinleri gösterirdik. Kimi heyecanlanırdı, kimi hayalindeki gibi bir düzenek olmadığı için hayal kırıklığına uğrardı" diyor. Makine odasını merak edenler artınca, Şefik Amca'nın kapısı sık sık çalmaya başlayınca 1993'te Ankara'da Derya Sineması'nda camdan, şeffaf bir makine odası yapmış, "İnsanlar gelip bakıyorlardı, iyi de ilgi gördü" diyor. "Ama makinistlerin çok da ilgi odağı olduğunu sanmayın" uyarısında da bulunmadan edemiyor. "İşin aslı" diyor "Makinistler sinemanın geri planında kalan emektarlardır." Bir genel yanılgıdan da dem vuruyor Şefik Amca: "İnsanlar bizim bütün filmleri izleğimizi düşünür. Ama öyle değil. Biz filmleri doğru düzgün izleyemeyiz. İlk yarı oynarken biz diğer bobini hazırlarız. Aynı anda da gösterimin sorunsuz gittiğini denetleriz. Bu telaşta kafayı verip film izlenmez. Film izlemek istersek başka sinemalara gideriz." Ya mesleğinin geldiği nokta? "Şefik Amca "Bu meslek ölmeye yüz tutmuştu zaten. Dijital dönemden önce düğme makinistler çıkmıştı" diyor. Nedir diyorum, anlatıyor: "Projeksiyon makineleri otomatikleşince sinema salonu sahipleri de o usta makinistlerin yerine daha ucuza çalışan mesleğin teknik altyapısını, zanaatkarlığını bilmeyen insanlarla çalışmaya başladı. Biz onlara düğme makinist diyoruz. Çünkü basıyorlar düğmeye film gösterimi başlıyor." "Peki ya şimdi?", Şefik Amca "Şimdi" diyor "Her şey dijital oldu. Açıkça söylüyorum. Bilgisayar bilen biri bu işleri yapar. Koyuyorsun hard diski gösteriyorsun filmi. Yapacak bir şey yok, bu meslek bitti, teknoloji ağır bastı." Ve son sözü şu oluyor: "Film gibi işte, bitti."