X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Özgür Amerika rüyası Ferguson'da öldü!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Özgür Amerika rüyası Ferguson'da öldü!

  • Giriş Tarihi: 24.8.2014

Ferguson'daki olaylar dünyaya özgürlük dersi veren ABD'deki 'devlet şiddeti'ni tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Protestolara sıfır tolerans gösteren devlet, vatandaşına vahşi hayvanlar için kullanılan ses silahlarını doğrulttu. Göstericiler tartaklandı, medyanın görev yapması engellendi

Missouri eyaletinin Ferguson kentinde görevli polis memuru Darren Wilson, 9 Ağustos günü devriye gezerken yolun ortasında yürüyen iki siyahî genç gördü. Aracı gençlere doğru yaklaştırdı ve "Yoldan çekilin, kaldırımda yürüyün" diye bağırdı. Gençlerden biri 18 yaşındaki Michael Brown'dı. Tanıklara göre gençlerden iri olan polis arabasının camına doğru eğildi. Brown'un kendi isteğiyle mi eğildiği, yoksa memur Wilson tarafından yakasından tutularak mı cama doğru çekildiği bugün de net değil. Aracın içinden ateşlenen bir el silah sesi duyuldu. Kimse neler olup bittiğini anlayamamıştı ki memur Wilson elinde silahıyla arabadan indi, silahının namlusunu gençlere doğrulttu ve ateş etmeye başladı. İkisi kafasına, dördü sağ omzuna altı kurşunun isabet ettiği Michael Brown'un cansız bedeni polis arabasının 11 metre uzağında, kanlar içinde yatıyordu. Günler sonra açıklanan otopsi raporunda mermilerin tümünün Michael Brown'un vücuduna önden girdiği belirtildi. O güne kadar hiçbir sabıka kaydı bulunmayan ve o gün silahsız olduğunu açıkça belli eden Brown, polisin kendisini öldüreceğine ihtimal vermemiş, Wilson'dan kaçmamıştı. Brown'un olaydan 20 dakika önce bir dükkandan 50 dolarlık puro çaldığı, dükkan sahibini tartakladığı ortaya çıktı. Fakat memur Wilson hırsızlık ve tartaklama olayından haberdar değildi. Brown'u aralarında çıkan tartışmadan dolayı öldürmüştü. Bu olay, hâlâ devam eden protesto gösterilerinin fitilini de ateşledi.

İLK DEĞİL, SON OLACAK MI?

Brown'ın ölümüyle ortaya çıkan olaylar ABD'nin yakın tarihinde hiç de nadir değil. Ne zaman ırkçı bir cinayet ya da nefret suçu işlense ABD'de ayrımcılık, anayasal haklar, sınıf çatışması ve kölelik kavramı tartışmaya açılır, siyahî kanaat önderleri eğitim, ekonomi ve fırsat eşitliği hakkında konuşmalar yapar. Beyazlar da ırkçılığı lanetler, "ABD'li olmak" üzerinden birleştirici mesajlar verir. Marjinal topluluklar nefret söylemlerini yineler... Fakat polisin Brown cinayetinin ardından düzenlenen protestolar karşısındaki tutumu, bu kez çok farklı konuların gündeme gelmesine neden oldu. Dünya kamuoyu şimdilerde 'özgürlükler diyarı'nın, lanse edildiği kadar özgürlük sevdalısı olup olmadığını tartışıyor. 10 Ağustos akşamı Brown'un vurulduğu noktaya çiçek ve mum bırakan bölge sakinlerinin bir kısmı sakince evlerine döndü. Fakat protestolara katılan bir grup, 10-15 kadar dükkanı yağmalayınca polis, olaylara müdahalede gecikmedi. Güvenlik güçleri kalabalığı dağıtmak için biber gazı ve ses bombası kullandı, fakat dağılan gruplar her defasında tekrar bir araya geldi. İlerleyen günlerde Huffington Post ve Washington Post adına olayları izleyen iki muhabir gözaltına alındı. Yayın yapan El Cezire muhabirlerine kasten atılan biber gazı kapsülleri polis müdahalesinin şiddetini gözler önüne serdi. 16 Ağustos'ta ise Missouri Valisi Jay Nixon, ülkede çok nadir görülen bir şey yaptı; olağanüstü hal ilan etti ve sokağa çıkma yasağı başlattı. Bu yasak protestocuları yıldıramayınca sertliğin düzeyi artırıldı. ABD ordusuna mensup Ulusal Muhafızlar da Ferguson'a çağrıldı. Gözaltı sayıları artarken 19 Ağustos'ta bir başka siyahî genç Kajieme Powell'ın öldürüldüğü haberi geldi. Bu kez polis ekipleri kendileriyle laf dalaşına giren ve elinde bıçak olan 25 yaşındaki gence birkaç metre mesafeden 11 el ateş etmişti. Olaydan birkaç dakika önce bir dükkandan enerji içeceği çaldığı belirtilen Kajieme Powell hayatını kaybettikten sonra onu kelepçeleyen iki memurun görüntüleri, kamuoyunda büyük infial yarattı. Başta da belirttiğimiz gibi aslında ABD'de nefret suçları ve ırkçı cinayetler nadir görülen vakalar değil. Fakat 'ulusal güvenlik' söz konusu olduğunda şiddet kullanmaktan çekinmeyen devlet bu kez işi abartmıştı. Üstelik Missouri Valisi Nixon'un güvenlik güçlerini uyarırken söylediği gibi; dünyanın gözleri ABD'nin üzerindeydi.