Siz yıllarca annenizi beklediniz mi

Giriş Tarihi: 31.8.2014

Bir yaşında yetiştirme yurduna bırakılan karikatürist ve yazar Demirhan Kadıoğlu anne ve babasını bekleyerek geçen yıllarını Yetiştirilmiş Hayatlar adlı kitapta anlattı

Demirhan Kadıoğlu bir karikatürist ve köşe yazarı. Özellikle çizgileriyle çocukların yakından tanıdığı bir isim olan Kadıoğlu'nun yetiştirme yurtlarında başlayan ilginç bir yaşam öyküsü var. Bu hikayeyi 48 yıl sonra Yetiştirilmiş Hayatlar isimli bir romanda biraraya getiren Kadıoğlu'nun bu kitabı yazması hiç de kolay olmamış. Hayatını deşifre edip etmemek arasında uzun süre gel-git yaşamış. Amacının yetiştirme yurtlarına gereken önemin verilmesi için farkındalık yaratmak olduğunu söylüyor. Okurlardan gelen ilk tepkilere bakılırsa bunu büyük ölçüde başarmış. İşte parçalanmış bir ailenin yetiştirme yurduna bıraktığı karikatürist Demirhan Kadıoğlu'nun hikayesi...
- Ailenizin sizi neden yetiştirme yurduna bıraktığını öğrenebildiniz mi?
- Bir bakıma bu sonuç, benim yetiştirme yurduna bırakılmam, hikayemin başlangıcı hükmünde. Ailem kültür uyuşmazlığı nedeniyle parçalanmış ve beni yuvaya bırakmışlar. Zaten yaşınız küçükse, önce çocuk yuvasına bırakılıyorsunuz. Belli bir yaş sonrası da yetiştirme yurduna gönderiliyorsunuz. Çoğumuzun hikayesi, cami avlusunda başlıyor. Kundağa sarılmış halde çocuk yuvasına getirilen birçok isimsiz yavrunun adını devlet yöneticilerinden aldığını biliyor muydunuz? Mesela Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit isminde arkadaşlarım vardı. Kıbrıs Barış Harekatı'nda şehit düşen pilot Cengiz Topel gibi isimler, isimsiz yetimlere veriliyordu.
- Siz de kundakta mı bırakıldınız?
- Çocuk yuvasının kapısından giriş yaptığımda henüz 1 yaşımdaydım. Savrulmalar yaşıyorsunuz, aklınız ermeye başladığında yurttaki arkadaşlarınız sizin kardeşiniz oluyor. Yani, bu ortamı bir aile gibi benimsiyorsunuz. İdarecileriniz, anne veya babanız gibi oluyor. Yurttan ayrıldığımda yaşım 16'ydı. Aslında bizim hikayemiz yurda girmekle başlıyor, ama çıkmakla bitmiyor. Bu 'yurtlu' kavramı bir ömür boyu sürüyor. Bunu yaşantımızın bütün safhalarında görebiliyoruz. Belki de bu yüzden birçok arkadaşım, kendi hayatını anlatmak, deşifre etmek istemiyor.

HESAP SORMAK ZOR, YAŞAMAK LAZIM
- Kitapta da bahsetmişsiniz; Bir insanın hayatı boyunca anne ve babasını beklemesi nasıl bir duygu?
- Bu bir özlemin dışa vurumu... Hafta sonu kimi arkadaşlarımız ziyarete gelen aile büyükleriyle oturup bir bankta hasret giderirken, biz de sanki bizim de büyüklerimiz gelecekmiş gibi kapıya yönelerek -gelmeyeceğini bile bile- ziyaretçimiz var mı diye bakardık. Akşamın karanlığı çökene kadar gözümüzü kapıdan ayırmazdık. Boş bir beklentiydi bu biliyorduk, ama umudu bile güzeldi. Gelmediği zaman ise hayal ederdik, sislerin arasında uzun montlu, kasketli bir adam, yanında başı yarı örtülü bir kadınla birlikte geliyor ve bizim ismimizi kapıdaki bekçiye fısıldıyor. Bekçi de bizi işaret ederek yanımıza geliyor, sonra da kucaklaşıyoruz. Hiç bırakmamacasına... Tabii bu sahne asla gerçekleşmedi!
- Yıllar sonra bir kavuşma anı gerçekleşti... Ailenizi bulmuşsunuz, bu öyküyü biraz açar mısınız?
- Nüfus cüzdanı çıkarmak için gönderdiğim kağıdı, nüfus müdürlüğüne göndereceğime, yanlışlıkla memlekete, yani köye göndermişim. Köyün muhtarı, benim ismimin kime ait olduğunu araştırınca, dedem "Yıllar önce yurda bıraktığımız torunum olmalı" diyor ve adresi aldığı gibi İstanbul'a, çalıştığım gazeteye geliyor ama kapıdan içeri giremiyor, utanıyor; "Ya hesap sorarsa?" diyerek gerisin geri memlekete dönüyor. Kaldığı adresi de mahallemizin muhtarına veriyor. Bana bu not verildiğinde hemen memlekete gidip, onunla tanıştım. Gözyaşlarıyla benden özür diledi.
- Peki anneniz ve babanız?
- Anne ve babamın adreslerini aldım ve onlarla da tek tek görüştüm. Tabii ki, yıllar süren bir ayrılık sözkonusu. Herkes kendi hayatını kurmuş. Kurulmuş bir düzeni bozmak yerine, onlarla görüşerek hasret giderdik. Babamın özelliklerini üzerimde taşıdığımı fark ettim. Aynı sanat dalıyla uğraşıyorduk: Resim! İlk tanıştığımızda onun çizdiği tabloları duvarda görünce küçük bir şok yaşadım. O da benim yaptığım işi, yani gazetede çizgi/roman ve karikatür çizdiğimi duyunca şaşırdı. İlginçti...
- Yetiştirme yurdundan ayrıldıktan sonra yolunuzu nasıl belirlediniz?
- Yetiştirme yurdundan ayrılanlar için başlı başına bir sorundur bu. Hayata uyum sağlama konusunda istikrarlıysanız ve iradeniz sağlamsa problem yok. Ama belli bir düzene ve kalıba alışmışsanız bireysel yaşamın zorluklarını doğrudan yaşıyorsunuz. Dahası toplum hayatında belli katmanlarla çetin bir mücadele içine giriyorsunuz. Toplum hayatıyla psikolojik bir harp içine giriyorsunuz. Çünkü, sosyal doku içinde bir aile kavramıyla tanışıyorsunuz. Sizin yetiştiğiniz olumsuzluklarla birebir kıyasladığınızda toplumdan alacaklı olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Bu ikilem sizi bir çatışmaya sürüklüyor. Eğer bir meslek sahibi veya eğitimli biriyseniz bunun üstesinden gelebiliyorsunuz. Ama değilseniz, işiniz zor...
- Anne ve babanıza kızgın ya da kırgın mısınız?
- Bizim dünyamızda 'anne' kavramı, yuva ve yurtlarda bakıcıya verilen isimden ibaretti. Yani o kadınlar, üstümüzü-başımızı yıkar, yemek yedirir ve yatırırdı. Hayatı tanıdıkça ve özellikle okulla tanışıp yeni arkadaşlar edindiğinizde onların da bir aileleri olduğunu fark etmemiz bize tuhaf gelmişti. Gerçi tuhaflık bizdeydi, onlarda değil... Okula gidip yeni arkadaşlar edindiğimizde onların birer anne ve babaları olduğu gerçeği ile karşı karşıya kaldık. İçimizde soru patlaması yaşıyorduk, arkadaşlarımıza gıpta ediyorduk. Hadi itiraf edeyim; biraz biraz kıskanıyordum. Böyle bir annem olsa hayatım boyunca severdim onu diyordum. Yaşım ilerledikçe "Neden annem yok?" diyen yurtlu arkadaşlarım olduğu gibi, "Bir gün annemi tanıyacağım ve onu çok seveceğim" diyenler de vardı. Ben ikinci şıkkı tercih ettim hep. "Madem buldun git hesabını sor" diyenler var. Bunun kolay olmadığını anlatmak zor... Yaşamak lazım. Bu durum hiç de sanıldığı gibi kolay değil.

Kitaptan çok etkilendim

Çocuk Hizmetleri Genel Müdürü Temindar Aytekin:
Demirhan Kadıoğlu bizim kuruluşlarımızda yetişmiş biri. Kitabını tabii ki okudum ve çok etkilendim. Yetiştirme yurdu ve yuvalar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hizmet dönüşümü politikası gereği kapatılmakta ve daha küçük ölçekli, aile modeline benzer çocuk evleri ve sevgi evleri açılmakta. Dönüşüm süreci yüzde 85 tamamlanmış durumda. Şu an itibariyle binin üzerinde çocuk evimiz ve 450'nin üzerinde Sevgi Evi villamız mevcut. Yıl sonuna kadar yurt ve yuvalarımızı kapatmayı hedefliyoruz. Ancak hiçbir kuruluş bakımı öz anne ve babanın yerini tutamaz. Bakanlık olarak çocuğun yerinin ailesinin yanı olduğunu düşünüyor ve mecbur kalmadıkça ailesinden koparmamaya çalışıyoruz.
ARKADAŞINA GÖNDER
Siz yıllarca annenizi beklediniz mi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz