X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Setteki rekabeti hayatta dostluğa çeviren ikili
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Setteki rekabeti hayatta dostluğa çeviren ikili

  • Giriş Tarihi: 7.9.2014

Nazan Kesal ve Gülenay Kalkan, atv'de yayınlanan Bugünün Saraylısı dizisinde iki düşman kadını canlandırıyor. Gerçek hayatta ise rekabeti bir kenara iten iki oyuncu örnek bir dostluk sergiliyor

Nazan Kesal ve Gülenay Kalkan yıllarca devlet tiyatrosunda görev almış iki değerli oyuncu. İkisinin yolları Bugünün Saraylısı dizisine kadar hiç kesişmemiş. Ama dizide öyle bir enerjileri var ki, sanki yıllardır birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Dizinin müdavimlerinin yakından takip ettiği bir kadın rekabeti var aralarında. İki oyuncu da, oyunculuğunu konuşturunca ortaya izlemesi keyifli kıran kırana bir kadın düşmanlığı çıkıyor. Ben de Nazan Kesal ve Gülenay Kalkan'la bir araya gelerek kadınlık hallerini konuşmak, üç kadın biraz 'dedikodu' yapmak istedim. Bağdat Caddesi'nde bir kafede sözleştik. Kafeye ilk giden bendim, günün yorgunluğu ve telaşı, belki de o güne özgü bir elektrik nedeniyle gergindim. Gülenay Kalkan da benim gibi telaşlı ve heyecanlı girdi kafeye. Set geç bitmişti, geç uyumuştu, sabah saçlarını boyatma niyetindeydi ama geç uyandığı için planları suya düşmüştü. Fotoğraf çekimi yapılacağı için son dakikada saçını yaptırabilmiş, buluşmaya yetişmişti... Bu telaşlı halimiz bir süre sonra güldürdü bizi, "kadınlık hali işte" dedik. Bu sırada Nazan Kesal yoldan telefon etti, okullar kapalı olduğu için evde kalan oğlu Poyraz'la kalacak yardımcı ablanın geç kaldığı için biraz gecikeceğini haber veriyordu. Bir yandan da meslektaşı Gülenay Hanım'a "Yanında rimelin var mı?' diye soruyordu. Anlaşılan havadaki elektrik onu da etkilemişti ve bu da bir 'kadınlık hali'ydi... Neyse sonunda buluştuk, halimize güldük ve bol bol sohbet ettik.

- Sizce bir kadının en güzel evresi hangi yaş aralığına denk geliyor?
- Nazan Kesal:
40'tan sonrası. 40'ları yaşadığım için söylemiyorum bunu, bu razı olduğum anlamına da gelmiyor. Yaşamın 10 yılda bir insan ruhunu değiştirmesiyle beraber 20'ler, 30'lar, 40'larda farklı hallerde oluyoruz. Kimliğini arama, sosyal çevreni bulma, mesleğini seçme, kariyerini ilerletme, yaşadıklarına karşı defans gösterebilme ya da gösterememe, depresyona girme-çıkma halleri hep 20'ler, 30'lar'da yaşanıyor. 40'larla birlikte bunlar biraz daha arkada kalıyor ve yaşadığın onca 'acının' bile tadını çıkarır hale geliyorsun.

- Gülenay Kalkan:
Nazan'a katılıyorum. Tüm evreler ayrı güzel ama yaşanmışlıklar, tecrübeler var. Tüm yaşadıklarını tolere edebiliyorsun 40'lı yaşlarda. "İyi ki yaşamışım, hepsinden ders almışım" diyorsun. Eskisi gibi, 'Yaş 35, yolun yarısı' da değil. Artık yolun yarısı 50. Artık insanlar kendilerine ve zihinlerine bakıyor.

- Kadınların altın çağı artık 40'la 50 arası deniyor zaten... -
G.K:
Okudun, evlendin, çocuk büyüttün, kariyer yaptın derken yaş dayanıyor 40'a. Bence altın çağ 40 ve 50 arası da değil. Baksanıza bir sürü sanatçımız var 50'nin de üstünde, hâlâ çok genç roller oynuyorlar. Bence 40'la 70 arası için altın çağ diyelim.

- Bir kadının en iyi huylu olduğu dönem ne zaman? Kıskançlıkların bitip sakinleştiği... -
N.K:
Bunun dönemle ilgili olduğunu sanmıyorum. Kişinin huyuyla, karakteriyle, hayata bakışıyla ilgili. Bir insanda kıskançlık denen bir duygu yoksa, o 20 yaşında da yoktur, 40 yaşında da...
- G.K: Kıskançlık yıpratıcı olmadığı sürece bence lazım!
- N.K: Sevgilimi ya da eşimi bir başkasından kıskanma duygusunu çok bilmiyorum. Bu biraz özgüven eksikliği ya da kıskanma duygusunu koyduğun yerle, ötekine aşırı değer vermeyle alakalı bir şey. Hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer vermemek gerektiğini biliyorum.
- G.K: Bazen söylediğin gibi olamayabiliyor ama ders alıyoruz.

- Kadın en çok ne zaman kendini kadın gibi hissediyor?
- G.K:
35 yaşından sonra. 20'li yaşlarda öğrenciliğin devam ediyor. Evli ya da bekarsan her şeyin acemisisin. Belli bir yaştan sonra hayatla boğuşmayı öğreniyorsun. Yaş oturdukça fizik de oturuyor, güzelleşiyorsun; kendine güvenin geliyor.
- N.K: 35 sanırım. O zamana kadar istediklerini elde etme ve kariyer yapma telaşında oluyor kadın. Yüzündeki mana da, anlam da o telaş hissini taşıyor. Kendine güvenen, kariyerini oturtmuş, hedeflerini belirlemiş kadın hangi yaşta olursa olsun daha güzeldir ama bu duyguya da 35'ten önce gelinemiyor.

- Nazan Hanım sizin sekiz yaşında bir oğlunuz var, ama son iki dizinizde boyunca çocuklarınız vardı... Bu bir kadın oyuncu olarak egonuzu zedeliyor mu?
- N.K:
Kayıp Şehir'de altı çocuklu bir anneyi oynadım. Rol ilk geldiğinde "Acaba böyle bir kadını oynayabilir miyim?" diye düşündüm. Ama senaryoyu okuduktan sonra, Yıldırım Türker'in kaleminden çıkan harika bir senaryoydu, oynamazsam eğer yazık olur dedim. Benim için önemli olan nasıl göründüğümden ziyade, "O rolün benim enerjime ihtiyacı var mı, yok mu?" sorusunun yanıtı.

ÇELME TAKARSAN İŞ TÖKEZLER
- Dizide birbirini boğazlamak isteyen iki kadını canlandırıyorsunuz. Bu karakterlerin gerçek hayatta izdüşümü var mı?
- G. K:
Mutlaka vardır. Her yerde birbirinin gözünü oymaya çalışan iş arkadaşları, aynı sosyal çevrede yer alan bir sürü insan var. Kadınlarda da bu hissi belli etme hali daha fazla. Biz de dizide bunun bir yansımasını gösteriyoruz. Bu iki kadın birbirlerine tahammül edemiyorlar çünkü geçmişlerinde yaşadıkları bazı şeyler var. Ortada bir adam var, biri diğerine göre kendini taşralı görüyor.
- N. K.: Dizideki iki kadının; Üftade ve Rezzan'ın kıskançlık adı altında yaşadıkları birbirine tahammül edememe halleri insan ruhuna ait duygular. Bu duyguları erkekler de yaşıyor bir biçimde. Ama kadınlar bunu ifşa ediyorlar ve açığa çıkarttıkları oranda haz yaşıyorlar. Çünkü karşı tarafın içine düştüğü durum kadına haz veriyor. "Ona şöyle şöyle dedim, o da şu hale geldi, bir ohhh çektim!" gibi duygu durumları hakim. Kadınlar kıskançlık ve iktidar duygularının hazzını yaşamayı seviyor. Erkekler bunu kadınlar gibi belli etmiyor ve dile getirmiyor. Kadınların iyi-kötü, olumlu-olumsuz tüm halleri bedenlerine ve ifadelerine yansıyor.

- Siz gerçek hayatta bu denli düşmanlık gördünüz mü hiç?
- G.K:
Kadınlardan düşmanlık gördüğüm zamanlar oldu. Arkandan konuşan, kuyunu kazanlar hiçbirimize uzak değil. Ama çok canımı yaktı, hayatımı çok kötü etkiledi diyebileceğim olaylar yaşamadım. En çok imalı konuşanlar, laf sokmaya çalışanlar olmuştur...

- İki oyuncu iyi anlaşıyor gibi görünüyorsunuz...
- N.K:
Kadın kadının kurdu diye bir algı var. Bu tüm sektörlerde zaman zaman kendini açığa çıkarır. Kimi kadınlar başka bir kadının ayağını nasıl kaydırırım, onun yerine nasıl geçerim gibi duygularla hareket ederek işe giderler. Ben ise Gülenay'la ve diğer değerli arkadaşlarımla çalışacağım için koşarak gidiyorum sete... Bu çok önemli. Dizilerde bir biçimde oynuyorsunuz, bitiyor, yenisi başlıyor. Suya yazıyoruz. Benim için kalıcı olan ilişkilerdir. Gülenay'la sahnem olmadığı zaman üzülüyorum.
- G.K: Bir de Nazan'la sahnelerimizi oya işler gibi işliyoruz. Karşılıklı oynamayı da çok seviyoruz. 'Gel köpürtelim' diyoruz. Bu iş için seçmelere gittiğim zaman, iki kadın karakter olacağını ve çatışacağımızı biliyordum. Nazan'ı tanımıyordum ama 'Keşke o olsa' diye geçiriyordum içimden. Çok beğendiğim bir oyuncuydu ve karşımda çok iyi bir oyuncu olsun istedim. İstediğim gibi de oldu.
- N.K: Daha iyi oynayanı sevmez oyuncu milleti aslında. Ama biz birbirimizi kışkırtıyoruz. Daha iyi oynarsa ben de onunla birlikte büyüyeceğim çünkü. Karşılıklı iyi oynamak birbirine çok iyi bir katkı. Tüm oyuncu ekibimiz öyle; 'Benden daha iyi oynadı Allah kahretsin' diye rol çalma durumu yok. Ben onun daha iyi oynaması için, o da benim daha iyi oynamam için elinden geleni yapıyor.

- Peki sektördeki bu 'Benden daha iyi oynamasın, rol çalmasın' hali kadınlar arasında mı var?
- G.K:
Bu durum kendini bilen, oyunculuğunu keşfetmiş, kişiliği oturmuş oyuncularda sorun olmaz. Dünyanın en iyi oyuncusu kimse karşıma gelsin ben onunla oynayayım isterim. Kıskançlık duygusu yok mu? Var elbette ama ben rolü kıskanırım, 'Keşke o rolü ben oynasaydım' derim. Çünkü iyi olursan iş iyi yere gider. Çelme takarsan iş tökezler.

AYNI TİP ROL GELİYORSA SIKINTI VARDIR
- Ekran önüne çıkan kadın oyuncu bir yandan da ne kadar güzel olduğunu göstermek istemez mi?
- N.K:
En son Toz Bezi diye bir film çektim, gündelikçi bir kadını oynadım. Eğilip dizlerimin üstünde yerleri temizleyen biriydim. Oyunculuğa bakış olarak değerlendirirsek durumu; bir tarafım tabii ki ister hoş göründüğüm rollerde oynamayı. Bugünün Saraylısı'nda böyle bir kadını oynuyorum. Ama ben dönüşümleri çok seviyorum. Gülenay dizide son derece sert, üstten bakan birini canlandırıyor. Ama gerçek hayatta hiç öyle değil.
- G.K: Oyuncu için önemli olan dönüşümdür. Binlerce karakteri oynayabilme lüksüne sahibiz. Makyajsız, çirkin birini oynamak hiç sorun değil. Kilo alırsın, korkunç bir burun yaparlar oynarsın. Charlize Theron, Cani'de nasıl bir kadına dönüşmüştü, hatırlarsınız... Ama Türkiye'de size tipinize göre rol veriyorlar: "Sarışın, uzun boylu bu, tamam kötü kadın oynasın." Oysa ben başımı da bağlarım, saçımı da boyarım. Bu benim zenginliğim... Bunu da yapımcının keşfetmesi lazım.
- N.K: Bizim kafamızdaki oyuncuların çoğalması gerekiyor ki yapımcı ve yönetmenler sabitlenmiş fikirlerinden sıyrılsınlar. Bugüne kadar herkes kendini oynadı ekranda. Genci de, orta yaşlısı da ekranda güzel görünmek istiyor. Kendin dışında bir karaktere yaklaşmak başka bir şey, bunu ortaya çıkarmak çok ciddi bir zaman, emek ve farkındalık istiyor. Bu farkındalığa geçmek lazım.
- G.K: Kendi hayatında güzel görün. Zaten sana aynı tip rol gelip duruyorsa sıkıntı var demektir.

- Erkekler güçlü kadınlardan korkuyor mu?
- G.K:
Güçlü kadın çekici geliyor ama birlikteliklerde o gücü ezmek istiyor. "Güçlü ol ama yanımda da kadın gibi ol" diyor. Güçlü kadınları seviyorlar ama birlikte olmak istemiyorlar.
- N.K: Kişiliği güçlü olan, bu hayatta tek başına olma cesaretini gösterebilen kadınlar örnek alınmalı. Kadınlar çoğu zaman güçlü olmaktansa, bir erkeğe razı olmayı tercih ediyor. Bu profil de çok hoşuma gitmiyor. Kadınlar ne kadar güçlü olursa o kadar az zarar görür erkeklerden!

- Kendinize bakıyor musunuz?
- G.K:
Kiloma dikkat ediyorum, saçıma, cildime bakıyorum. İçimi iyi tutuyorum, o dışa da yansır zaten.
- N. K: 24 saat spa'da ve sporda değilim . Ama bizim en değerli enstrümanımız bedenimiz. Onu sağlıklı biçimde tutmamız lazım.