X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ren'in her 'iki yakası'na da damgasını vuran adam
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ren'in her 'iki yakası'na da damgasını vuran adam

  • Giriş Tarihi: 21.9.2014

Köln ile Borussia Mönchengladbach, tarihi Ren derbisinde bir kez daha kozlarını paylaşıyor. Sayısız futbolcu ve teknik adamı bu oyuna kazandıran bilge hoca Weisweiler ise her iki kulübün tarihini de baştan yazan isim olarak saygı duruşunu hak ediyor

Aslında Weisweiler, sonraki sezon için Real Madrid'le anlaşan Netzer'i devre arasında oyuna sokmak istemişti. Ama Netzer belli ki kendisi gibi istisnai bir yeteneği, hem de ezeli rakiplerine karşı oynadıkları bir finalde kulübede oturttuğu için, birlikte büyük başarılar kazandığı hocasına kırgındı. Oyuna girmeyi kabul etmedi.
Maç uzatmaya kaldı. Christian Kulik kramplar yüzünden artık yürüyemez haldeydi. Tam o anda Netzer bir anda ayağa kalktı, eşofmanını çıkardı ve hocasına dönüp "İşte şimdi giriyorum" dedi. Weisweiler'in şaşkın bakışları arasında saha kenarına geldi ve Kullik'in yerine "kendine oyuna soktu." Ve topa ikinci dokunuşunda da Borussia Mönchengladbach'a Almanya Kupası'nı kazandıran galibiyet golünü attı.
DENGELERİ DEĞİŞTİREN ADAM...
Köln ve Mönchengladbach arasındaki ezeli rekabet, yıllar içinde sayısız kahramanlar yarattı. Sayısız hikayeye sahne oldu. Fakat sadece "Ren derbisi"nin değil futbolun tarihine geçen o olayın kahramanlarından Hennes Weisweiler kadar, bu rekabete damgasını vuran bir ikinci isim daha çıkmadı.

Sayısız yıldızların düellosuna sahne oldu Ren derbisi... Misal 1963-73 arasında, milli takımın orta sahası için de kıyasıya çekişen iki yaratıcı adam; Mönchengladbachlı Netzer ile Kölnlü Overath üstlendi rekabetin lokomotifliğini. O yıldızların büyük kısmının doğup gelişmesinde büyük pay sahibi adamsa Hennes Weisweiler'den başkası değildi. Üstelik sadece rekabetin her iki tarafında da altın sayfalar yazmakla kalmadı, Alman futboluna da yön veren, dengeleri altüst eden bir adam olarak tarihe adını yazdırdı.

Futbolcuyken dahi asıl ideali takım çalıştırmaktaydı Weisweiler'in. 1947'de açılan Köln Akademisi'ne yazıldı, Alman Milli Takımı'nı 30 yıla yakın çalıştırıp 1954'te dünya şampiyonu yapan efsane Sepp Herberger'in talebesi oldu. Herberger daha sonra onu yardımcısı yapacak, ancak futbola bakışlarındaki farklılık nedeniyle bu ortaklık sadece bir sene sürecekti.

Weisweiler, FC Köln'de 1949-52 arası oyuncu-antrenör olarak görev yaptı. Takımı zirveyi zorlar hale getirdi. Ancak kulübün efsane başkanı Kremer "daha büyük başarılar" istiyordu, hoca ile yollarını ayırdı. 1955'te ikinci üç sezonluk Weisweiler dönemi başladı Köln'de. Belki kendisi şampiyonluk kupasını kaldıramadı ama onun attığı temeller ve kazandırdığı oyuncular sayesinde Köln, henüz Bundesliga kurulmamışken, alt liglerde 3 şampiyonluk kazandı.
TEDAVİSİ OLMAYAN TAKIM
1964, Ren derbisi için de Alman futbolu için de kırılma noktalarından biriydi. Rekabetin diğer yakasının yolunu tuttu usta teknik adam. Artık yıllarca ezeli rakip bellediği Mönchengladbach'ı çalıştıracaktı. Ve kaderin cilvesi, aynı yıl kurulan Bundesliga'nın ilk şampiyonu da Köln olacaktı.
11 yıl görev yaptığı kulübün kaderini değiştirdi Weisweiler. İkisi üstüste üç lig şampiyonluğu ve son sezonunda da UEFA Kupası kazandırdı. Sadece aldığı sonuçlarla değil futbol felsefesiyle de çığır açtı. Kendisi bir defans oyuncusuydu ama ofansif futbola inanıyordu. Talebelerinden çok koşmalarını, sürekli hareket etmelerini ve rakibi baskı altında tutmalarını istiyordu. Takımın oyun karakterini yine en güzel o özetliyordu: "Oyuncularım sahada sürekli alan değiştirirdi, oyun kurucu Netzer topu aldığında en az dört, beş pas opsiyonu olurdu."
Gerek takımın oynadığı tempolu ve enerjik futbol, gerekse çok sayıda genç oyuncu barındırması nedeniyle "Taylar" olarak anılmaya başladılar. Bayern Münih'in saltanatına son verdiler. Futbollarının ulaştığı düzeyi ise Manchester United'ın efsane menajeri Matt Busby, "Şu an hiçbir takımın elinde Mönchengladbach'a karşı bir tedavi yok" diye betimliyordu.
Busby'ye bu sözleri söyletense, 1972 Şampiyon Kulüpler Kupası ikinci turunda seyrettiği tarihi Mönchengladbach-Inter eşlemesiydi. Netzer önderliğindeki Alman ekibi, defansif futbolun "kitabını yazan" Inter'i perişan etmiş ve 7-1'le hezimete uğratmıştı. Ancak maçın 29'uncu dakikasında bir Alman taraftarın fırlattığı kola kutusu İtalyan forvet Boninsegna'nın kafasına isabet edince, Inter'in yaptığı itiraz kabul edilmiş, UEFA ilk maçı tekrar oynatmış ve bu defa moral olarak yıkılan Weisweiler'in talebeleri 0-0 ve 4-2'lik skorlarla kupaya veda etmişti.
CRUYFF'UN SİGARASIYLA BAŞ EDEMEDİ
Bir kişinin kontrolsüzlüğü ve UEFA'nın İtalyanlara yönelik "aşırı korumacı" tavrı, döneminin en heyecan verici futbolunu oynayan iki "devrimci" takım, Ajax ile Mönchengladbach arasında olası bir finale mal olmuş, Netzer-Cruyff düellosu hayalleri yarım kalmıştı. Mönchengladbach Avrupa şampiyonluğu için 3 yıl daha bekleyecekti. Weisweiler ile Cruyff'un yolu ise daha sonra kesişecekti.

Mönchengladbach'taki 11 yıllık parlak dönem, hocaya Cruyfflu Barcelona'nın yolunu açtı. Fakat 'Sarı Fare'nin sigara tiryakiliği nedeniyle yaşanan gerilimde, kulüp yıldız oyuncudan yana tavır alınca, Weisweiler bir sezon sonra Almanya'ya, bu kez ilk göz ağrısı Köln'e geri döndü. Burada da iki Almanya Kupası bir de lig şampiyonluğu yazdırdı kulübün CV'sine. Köln'e olan kupa borcunu da ödemişti artık.
Ardından iki senelik ABD macerası geldi. New York Cosmos'la da şampiyon oldu. Sonraki durağı İsviçre'ydi. Ve Grasshopper'i çalıştırırken 1983'te geçirdiği kalp krizi sonrası, daha futbolda bırakacağı çok izler varken, 63 yaşında hayata veda etti.
KİMLERİ YETİŞTİRMEDİ Kİ...
Son derece disiplinli hatta oyuncularının ifadesiyle "kontrol delisi" bir teknik adamdı Weisweiler. Fakat iletişim becerisi de bir o kadar yüksekti. Otoriterdi ama despot değildi. Oyuncularını dinler, görüşlerini hesaba katardı. Yıldızları yönetmeyi bilirdi ama en büyük hüneri gençleri keşfedip yeni yıldızlar üretmekti. Bu sayede imkanları daha kısıtlı takımları devlere kafa tutar hale getirdi, hatta onlardan birer dev çıkardı.

Kimler yoktu ki kariyerine yön verdiği gençler arasında… Real Madrid'te sekiz sene top koşturan unutulmaz libero Stielike, Mönchengladbach'ta Weisweiler'in "eline düştüğünde" henüz 18'indeydi. Berti Vogts, kariyeri boyunca formasını giydiği Mönchengladbach'a geldiğinde henüz 19 yaşındaydı. Weisweiler'le birlikte, Almanya tarihinin en önemli defans adamlarından biri oldu.
1977'de Avrupa'da yılın futbolcusu seçilen Danimarkalı golcü Allan Simonsen deseniz 20 yaşındaydı büyük hoca ile tanıştığında. Bundesliga tarihinin en çok gol atan üçüncü adamı Jupp Heynckes, takıma Weisweiler'den sadece bir sene önce, 18 yaşında gelmişti. Weisweiler ondaki cevheri çok geçmeden fark etti ve Alman futbolunun en büyük golcülerinden birinin yetişmesinde aslan payının sahibi oldu. Yolu yıllar sonra Türkiye ile kesişecek olan Toni Schumacher, kariyerindeki asıl sıçramayı Weisweiler'in 1976'da Köln'e gelişiyle yaptı. 1977'de kupayı, ertesi sezonsa lig ve kupayı kazanırlarken, kaleyi o koruyordu.
KÖLN'ÜN "KEÇİ"SİNE İSMİNİ VERDİ
Ren derbisi üzerindeki "Weisweiler etkisi" bununla da sınırlı değildi. Köln'ün simgesi olan "Keçi" lakabında bile onun izi vardı. Zira şehir sirkinin kulübe hediye ettiği keçiye Weisweiler'den ötürü "Hennes" adı verilmişti.

İnsan yetiştirme meziyetini akademik düzeye de taşıdı Weisweiler. 1957-70 arasında da Köln Akademisi'nde bizzat görev yaptı. Ve akademiye 2005'te onun adı verildi. Kendisi hayatta olmasa da Weisweiler ekolü yaşamaya devam etti. Bundesliga'daki ilk Türk teknik direktör Tayfun Korkut, son dönemin yükselen yıldızı Tuchel ve daha niceleri hep bu okuldan mezun oldu.
MEZAR TAŞINDA BİLE FUTBOL YAZIYOR
Üstelik sadece akademideki öğrencileri değil takımlarındaki gençlerin de ileride büyük teknik adamlar olmasında rol oynadı. Berti Vogts, teknik adam olarak 1996'da yine Avrupa Şampiyonluğu kazandı. İki ayrı takımla Şampiyonlar Ligi'nin kazanan, iki sezon önce de Bayern Münih'e üç kupayı birden getiren Heynckes, Weisweiler'in Mönchengladbach'a gelişinin 50'inci yılı için verdiği bir röportajda, efsane hocanın kendi üzerindeki etkisini, "O çok sıradışı bir teknik direktördü ve ben ondan çok şey öğrendim. En çok da oyuncularla disiplini elden bırakmadan iletişim kurabilmeyi ve asla azla yetinmemeyi" diye anlatacaktı.

Köln ve Mönchengladbach bugün, ülkenin en köklü ve zaman zaman da en gergin rekabetlerden birinde yeni bir sayfa açıyor. Ve sadece bu iki kulübün değil, Alman futbolunun tarihine geçen o adam da maçı mutlaka bir yerlerden izleyecek. Tıpkı mezar taşında yazdığı gibi, "futbola adanmış bir hayat" boyu yaptıkları, bıraktığı miras ve çizdiği yol ise daha uzun yıllar ilham vermeye devam edecek.

degerlibulent/twitter.com