X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Üç kez ölüm tehlikesi atlattım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Üç kez ölüm tehlikesi atlattım

  • Giriş Tarihi: 28.9.2014

Bizim için 100 yıllık bir aşk Türk sineması. Bu aşkın 50 yılında da Hülya Koçyiğit var. O, Türk sineması deyince ilgi odağı olan oyunculardan biri. Şimdilerde filmleriyle Avrupa'daki büyük festivallerin gözdesi. Türkiye'nin Sophia Loren'i deniliyor, festivallerde dünya starları gibi ağırlanıyor. İstanbul Modern'deki Yüzyıllık Aşk sergisi vesilesiyle içine doğduğu sinemamızı ve anılarını anlattı

Adana Altın Koza'dayız, Lütfi Akad'ın Gelin filmi gösterilecek. Başrolde oynayan Hülya Koçyiğit salona girmek üzere. Bir kadın durduruyor onu, el sürüyor. Dili döndüğünce sevgisini anlatmaya çalışıyor. Birbirlerine sıkıca sarılıyorlar, sanki iki dost gibiler... Farklı bir elektrik var aralarında. Anlatılması zor ama ikisi de duygulanıyor. Bu an bir fotoğrafla tarihe kalıyor. Sonrasında başka bir kadın... Hülya Hanım ilgiden dolayı 10 metrelik mesafeyi 10 dakikada yürüyebiliyor... Birkaç gün sonra İstanbul Modern'deyiz... Yüzyılık Aşk sergisini birlikte dolaşacağız. Açılışa yaklaşık bir saat var. Hülya Hanım, müzenin kapısından içeri girer girmez atmosfer değişiyor. Herkes bir anda yaptığı işi bırakıyor, büyülenmiş gibi Hülya Hanım'a kitleniyor. İlgi muazzam... Hülya Hanım yine zar zor ilerliyor... Bu ilginin sadece Türkiye'de olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hülya Koçyiğit, Gelin filminin Venedik Film Festivali'ndeki gösterimine katılmak için İtalya'ya gittiğinde bir dünya starı gibi karşılandı. Türkiye'nin Sophia Loren'i olarak ağırlandı. Farkında mısınız bilmiyorum, Hülya Koçyiğit önce Susuz Yaz sonra Gelin derken son yıllarda Avrupa'daki festivallerin ilgi odağında. Filmleri büyük festivallerden davet üzerine davet alıyor. En son Londra Film Festivali'nden geldi davet. Festival Gelin filmini göstermek ve Hülya Hanım'ı Londra da ağırlamak istiyor. Aslında bu tür 'keşiflere' şaşırmamak gerek. Şimdilerde Türk sinemasının 100. yılı vesilesiyle güncelin dışına çıkılıp sinemamızın geçmişine farklı bir gözle bakılıyor. O farklı göz de iyi olanı, hatırlatmayı, taltif etmeyi ve onurlandırmayı biliyor. Yeşilçam'ın içine doğan ve Türk sinemasının yıldızlarından biri olan Koçyiğit'in de ününün ülkemiz sınırlarını aşması ve bu onuru yaşaması bu yüzden biraz da. Hülya Koçyiğit, 100 yaşındaki sinemamızın 50 yılında var. Değişime inanan bir insan olarak asla Yeşilçam dönemine takılıp kalmadı. "Bizim zamanımızda" diye başlayan nasihat cümleleri kurmadı. Hatta yeri geldiğinde Yeşilçam'a eleştirel bir gözle de bakmayı bildi. Yeni Türk sinemasını, hep destekledi. Bundan dolayı yeni dönem sinemamızın yönetmenleri onu hep ayrı bir yere koyar. İstanbul Modern'deki sergi vesile oldu 'Yüzyıllık Aşk'ı ondan dinleyelim istedik...
- Filmleriniz yeniden keşfediliyor. Neler hissediyorsunuz?
- Tabii ki çok heyecanlanıyorum. Susuz Yaz'ın ardından 50, Gelin'in ardından 41 yıl geçti... Üzerlerinden yıllar geçmiş olsa da, değerlerini kaybetmeyip, değer kazanmaları çok mutlu ediyor, gururlanıyorum.
- Venedik Film Festivali sizi davet ettiğinde onlara "Türkiye'nin Sophia Loren'i geliyor ona göre" denilmiş.
- Evet öyleymiş. Bir dünya starı gibi ağırladılar beni. Bu da elbette ki Türk sinemasına verilen bir değerdir benim için...
- Sizce bu filmlerin sırrı nedir?
- Evrensel olmaları. Gerçek, toplumsal olaylardan yola çıkılarak hazırlanmış senaryolardı. Dünyanın neresinde olursa olsun her insanın yaşadığı, zamansız hikayelerdi. Büyük ustalar tarafından çekilen bu filmler doğru bir casta sahipti, senaryoları keza aynı şekilde özenliydi.
- Çalışma koşulları zorluyor muydu sizi?
- Derman'ı Kars'ta çekmiştik ve birkaç kez ölüm tehlikesi atlattık. Donmuş nehirde çekim yapıyoruz. Dediler ki bu buz kamyonu bile taşır. Kızağın üzerinde bindik atla nehrin üzerinden gittik. Çekim yapıldı. Geri dönerken bir baktık kızak izleri su almaya başlamış. Meğer lodos buzları eritmiş. Allah korudu, eğer buzlar yarılsaydı göle düşmemiz an meselesi... Sonrası yok... Aynı filmde sabah köye giderken, öylesine bir tipiye tutulduk ki, donma ve kaybolma tehlikesi geçirdik. Benim parmaklarım donmuştu. Bir de çığ tehlikesi atlattık. Yani film çekerken doğaya karşı da mücadele verdik. Ama bugün baktığımda Derman, iyi ki yapmışım dediğim filmlerden.
- Lütfi Akad, Metin Erksan gibi yönetmenlerin filmleri çekildiği dönemde uluslararası alana pek çıkamadılar. Ama şimdi sinemamızın başyapıtları yabancılar tarafından yeniden keşfediliyor.
- Türk sinemasının Dünya sinemasında bir yerinin olmasını, dünya seyircisinin bizi takip etmesini hep hayal ettim. Son yıllarda daha girişimci gençlerin yetiştiğini görüyoruz. Bugünün gençleri daha özgür, daha cesur bir şekilde dünya sinemasının kapılarını zorluyor ve kıvanç duyuyorum onlarla.
- Kimleri takip ediyorsunuz bu cesur sinemacılardan?
- Mesele Çağan Irmak, Türk sineması geleneneğini çok iyi biliyor ve bu geleneğe sırtını dayayıp iyi filmler çekiyor. Fatih Akın'ı, Ferzan Özpetek'i çok beğeniyorum. Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz'un filmlerini ise çok çok seviyorum. Reha Erdem'in çok özel bir sinema anlayışı var. Çalışmayı çok isterim. Nuri Bilge Ceylan'ın özel bir yeteneği olduğunu düşünüyorum. Bu yönetmenlerin filmlerini izlerken büyük haz alıyorum. Cesur, özgünlüğün peşindeler. Sinema sanatının sınırlarını zorluyorlar.
- Siz Türkiye'nin değişiminde sinemanın da etkisi var demiştiniz. Nasıl bir etkisi var ve hâlâ sinemanın bu anlamda bir gücü var mı?
- Elbette. Bir film, bir insan dünyayı değiştirebilir. Olumsuz örnek olarak Geceyarısı Ekspresi filmini verebilirim. Türkiye'nin bu film ile uzun yıllar imajının sarsıldığına şahit olduk. Yani dünyanın gözünde iyi bir imaj için de bir film yeterli olabilir. Sinemanın da, yazılı ve görsel basının da Türkiye'nin değişiminde etkisi büyük. Özellikle sinemada halk, izlediği filmde kendini görüp, kendi kendini eleştirme yetisine kavuşabilir. Sinemanın sadece bir eğlence aracı olduğuna değil, aynı zamanda bir eğitim aracı olduğuna inanan bir insanım. Bunun için Türk sineması halkı etkilemiş, bu etkileşim Türkiye'nin değişiminde önemli rol oynamıştır.
- Yüzyıllık Aşk sergisini nasıl buldunuz?
- Sergiyi çok beğendim. Sinemamıza verilen bu saygı karşısında onurlandım, mutlu oldum... Damadımız Engin Altan Düzyatan da çok etkilenmiş sergiden. Birlikte bir daha gideceğiz. Ben anlatacağım sinemayı ona.