X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Tutsak ikilemi senaryosu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Tutsak ikilemi senaryosu

  • Giriş Tarihi: 12.10.2014

Türkiye, ‘tutsak ikilemi’ adı verilen oyun teorisinin karmaşık bir versiyonu ile köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Ama bu ülke, ateş çemberinden atlamak zorunda kalan bir aslan değil ve son oyunu da bertaraf edecek.

Beyninin yüzde yüzünü kullanan 'üst insan' Lucy edasıyla Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın muhtelif bölgelerinde 'tanrıcılık' oynayan ABD'nin devlet aklı oyun teorisine pek düşkündür.

Ülkenin köklü, şöhretli think tanklerinden Rand Corporation çalışanlarının, 1950 yılında düşünce (think) ve silahın (tank) birbiriyle fazlasıyla etkileştiği şimdiki gibi karanlık dönemler için ürettiği bir teori var: 'Tutsak ikilemi' ya da Anglosaksonların kendi deyişiyle 'prisoner's dilemma'… Teoriyi üreten Merrill Flood ve Melvin Dresher. Albert William Tucker hapis cezasını ekleyerek teoriye şimdiki biçimini ve adını verdi.

Bu teorinin basitten karmaşığa doğru giden türevleri, varyasyonları var. Biz önce basit olandan başlayalım ve sonra Türkiye üzerine oynanan son iç savaş senaryosunun, tutsak ikilemi oyununun ne tür bir versiyonu olduğunu anlamaya çalışalım.

İki cürüm ehlinin ya da kriminalin polis tarafından tutuklandığını düşünün. Bu iki suçlu alınıp hücreye atılıyor ve birbirlerinden habersiz olarak birbirlerinin aleyhine tanıklık yapmaya zorlanıyor. Bu Faustian (şeytani) pazarlığın sonucunda her ikisi de birbirini suçlarsa, yani birbirine ihanet ederse ikişer yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Eğer A şahsı B aleyhine tanıklık eder ve B şahsı suskun kalırsa A serbest kalıyor, B üç yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Şayet her ikisi de konuşmaz, yani birbirlerini satmazlarsa birer yıl hapis cezası alıyorlar.

Teşbihte hata olmaz, Türkiye bir tutsak değil. Ama oyun kurucuların Türk ve Kürtleri birer 'prisoner's olarak algıladığını ileri sürebiliriz.
Oyunda sorgucu 'kötü polis' kim diye sorarsanız o da içerideki doğal aday paralel yapı diyebiliriz. Gülen Hareketi'nin ABD'deki en önemli hamilerinden CIA eski istasyon şefi Graham Fuller boşuna demiyor "Türkiye ateş çemberinden atlamak zorunda kalan bir aslan" diye.

Ankara'nın çok yönlü, karmaşık bir komplo ile köşeye sıkıştırılmak istendiği görülüyor. Bu oyunda Türk'e "Kobani için Suriye'ye girmezsen, daha doğrusu IŞİD'le gerekirse tek başına doğrudan savaşmazsan içerideki Kürt serhildanıyla ortalık bir anda yangın yerine dönebilir" deniliyor. Kürt'e ise "Eğer Kobani'yi fırsat bilip Ankara'yı bizim lehimize bir Suriye, Irak politikasına yöneltmezsen IŞİD canavarı seni yutar" deniliyor.

Zaten Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki Selefi gruplar konusunda bir tercihe zorlanacağı, iş daha bu noktalara gelmeden, geçtiğimiz yıl El Nusra-PYD çatışmaları başladığında bile belliydi.

Kobani meselesinin Türkiye'de bir serhildan çağrısı için kullanılabileceği de geçtiğimiz haftalarda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Başbakanlık'a bildirildi. Hatta bunun devlet üzerindeki baskıyı artırıp Türkiye'yi belirli kararlara zorlama amacını taşıdığı da not düşüldü.

HDP'nin dolaylı serhildan (başkaldırı) çağrısı devletin, ortalığı yangın yerine çevirmeye çalışanları bulup hukuken cezalandırmasına uzanan yeni bir sürecin kilometre taşlarını döşeyecek. Bununla birlikte operasyonlar, giderek yeni bir KCK sürecine evrilmeyecek. Ama HDP'nin çağrısı tekrarlanırsa hukukun yeniden demoklesin kılıcı olarak kullanıldığı bir gerileme dönemine gireceğimizi varsayabiliriz, ki bunu barıştan yana olan kimse istemez.

PKK/PYD cenahına bakarsak... Örgüt, Esad'ın göz yummasıyla Suriye'deki boşluktan elde ettikleri devletleşme provasının ya da stajının öngörülemez IŞİD faktörü ile akamete uğramasına tepkili. IŞİD'in, ele geçirdiği bölgelerde terör estiren vahşi bir örgüt olduğu muhakkak ama bu PYD'nin bölgedeki yanlışlarını temizlemiyor. Ama son tahlilde Suriye'deki, Irak'taki, hatta İran'daki Kürtlerle bile bölgedeki tek doğal ve stratejik müttefikimiz Kürtler'dir. PYD ile taktikler de bu stratejiyle çelişmeyecek şekilde belirlenmeli.

İÇ SAVAŞ KOMPLOSU BOŞA ÇIKACAK

'Tutsak ikilemi'nde karşı tarafa ne sunulduğu bilinmese de bile hep en rasyonel opsiyon seçilmelidir. Türklerin oyunu görüp sokaklara çıkmaması, çeyrek asrı aşkın bir süre savaştığı örgütün Suriye kolunu kendi eliyle silahlandırmaması, hiçbir şart altında Suriye'ye tek başına girmemesi en rasyonel seçenektir. Suriye'ye girmemek için gerekirse Süleyman Şah Türbesi kırmızı çizgisini esnetmek bile bir seçenek olarak düşünülebilir. Zira sonuçta Türkiye üzerine bu oyunu kuranlar "Süleyman Şah'a saldırılırsa Suriye'ye askeri müdahalede bulunuruz" dediğimiz için aşil topuğunu gördüler.

Kürtlerin ise öncelikle İmralı'sı, HDP'si, hatta Kandil'yle PKK çevrelerinden başlayarak sokakları bir an evvel boşaltması, toplumsal gerginliği azaltacak adımlar atması, Kobani'yi veya Türkiye'nin etkisinin olmadığı başka meseleleri çözüm sürecinin şantajı olmaktan çıkarması gerekiyor. Ankara'nın da buna karşılık Kobani konusunda Suriye'ye askeri müdahale ve PYD'ye silahlı sağlamak dışında her seçeneği masaya yatırması Türkiye'nin hayrına olur. Sözgelimi Kobani konusunda siyasi olarak IŞİD'e karşı PYD'nin yanında konumlanmak Türkiye'ye ve çözüm sürecine bir şey kaybettirmez, aksine kazandırır.

Sonuçta 'tutsak ikilemi' bir kazan kazan oyunu değil, ama bu oyunun olumsuz etkilerini en aza indirmek de elimizde. Küçük, etkisiz bir azınlık dışında Türkü Kürdü, dindarı seküleri, Sünnisi ve Alevisi ilesağduyulu 75 milyon şunu biliyor: İç savaş, bu yalnız ve güzel ülkeyi recm etmektir. Ve recm olursa tarih, ilk taşı atanı en günahkâr olarak kayda geçirir. Bu ülke, her provokasyonu toplumunun sağduyusuyla aştı. Bugüne kadarki oyunların en tehlikelisi olan bu son iç savaş senaryosu da boşa çıkacak. Ve ne olursa olsun Türkiye, gelecekte geçmiştekinden daha müreffeh, daha demokratik ve daha büyük bir ülke olacak.