X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sepetimde hayat var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sepetimde hayat var

  • Giriş Tarihi: 26.10.2014
Sepetimde hayat var
Sepetimde hayat var

İnsanoğlunun yüzyıllardır eliyle ve göz nuruyla şekil verdiği, ulusların kendine ait kültür ve geleneklerini içlerine doldurduğu sepetler Gümülcüne'deki Sepet Müzesi'nde sergileniyor. Burası dünyanın ilk ve tek sepet müzesi

Sepetler boş değildir. Sepetler onu yapanlarla, hikayeleriyle ve düşünceleriyle doludur. Tüm bu düşünceler sepetlerden hepimizin üstüne atlar.

Verne Nichols
(Aborigin sepetçi kadın)


-Pakizzz, Pakizzz... (Pakize) -Geldim, geldim Kemal Bey, geldim... Dedemin babaannemi çağıran sesi, daha sokağı dönmeden evin içinde çınlardı. Babaannem de biraz tedirgin, biraz öfkeli biraz da telaşla koşar hamalın sırtındaki sepette oturan dedemi karşılardı. -Ah Kemal Bey ne diyeyim ben sana yine küfelik olmuşşun... -Taman hanım uzatma tut şu elimi... Hamal Ahmet amcanın da yardımıyla çakır keyif olan dedemi babaannem eve alır bir fasıl da içerde geçerdi. 1900 yılında doğan dedem Kemalettin efendi, 40 yılını devlet hizmetinde geçirmiş emekli bir memurdu. Üç aydan üç aya aldığı maaşının ilk günü Beşiktaş'taki Muhittin amcanın meyhanesine uğrar iki tek atardı. Bazen teklerin ucu kaçınca 'küfelik' olurdu. İşte o zaman dedemin imdadına Beşiktaş meydanında, hasırdan örülmüş sağlam küfeleriyle bekleyen hamallar koşardı. Benim 45 yıllık bu çocukluk anıma gitmeme yol açan ise Yunanistan'ın Gümülcüne (Komotini) ilçesinde gezdiğim Sepet Müzesi oldu. Evet Sepet Müzesi... 'Yahu sepetlerin de müzesi mi olur?' dediğinizi duyar gibiyim. Sepet sadece sepet değil ki. Her sepetin, her küfenin, her selenin içinde bir öykü, bir yaşam biçimi, bir gelenek var. Yüzyıllardır insanoğlunun eliyle, göz nuruyla şekil verdiği sepetler, aynı zamanda ulusların kendine ait kültür ve geleneklerini de içlerine doldurmuş ve günümüze taşımış. Gümülcüne'deki Sepet Müzesi'ne dönersek, burası dünyanın ilk ve tek sepet müzesi. Kurucusu ise Andonis Liapis. Mükemmel Türkçe konuşan Andonis bir müze kurmamış, geçmişle günümüz arasında hasırla örülmüş bir köprü olmuş. Andon'un sepet aşkı 30 yıl önce başlamış. Bir büyüğünden dinlediği hikaye Andon'u çok etkilemiş. Andon o gün bu gündür adeta bir kültür avcısı gibi insanlığın geleneklerini, göreneklerini sepetler aracılığıyla arşivliyor. Müzede Çin'den Sırbistan'a, Mora'dan Trabzon'a dünyanın her yerinden 5000 sepet var.

HEPSİNİN HİKAYESİ VAR
"Kemal bey bu sepetlerin içinde insanı bazen güldüren, bazen tarifsiz bir hüzne sokan öyle çok hikaye var ki" diyerek başlıyor anlatmaya Andonis: İşte şu dünyanın en küçük sepeti belki bir belki 1.5 santim. Almanya'da bir Çingene kadını yaptı bu sepeti... Şu gördüğün küçük sepet ise onyıllarca annelerin en büyük yardımcısı olmuş. Anne yakaladığı cırcır böceğini bunun içine koyup beşiğin başına asarmış. Çocuk böceğin o bitmez tükenmez konseriyle uyurmuş... Büyük sepetler ise çoğu zaman hüzün taşımış. Bir tanesini anlatayım. Köyün birinde yeni gelin sürekli kayınbabasından şikayet ediyormuş. 'Çok yaşlı bana yük oluyor, bakamıyorum...' gibi bahaneler üretiyormuş. Sonunda oğul eşinin baskılarına boyun eğerek babasını bir küfeye oturtup sırtlamış ve koyulmuş yola. Bir kaç gün sonra, uzak bir köyün yakınında babasını bırakmış, 'eyvallah baba' deyip yürümeye başlamış. Yaşlı adam uzaklaşan oğluna seslenmiş:
- Evlat, evlat hele gel...
- Buyur baba...
- Evlat şu sepeti de al götür.
- Niye ki artık işime yaramaz
- Sana değil, ama oğluna lazım olacak
- Niye...
- O da seni taşıyacak... İşte Andon'un sepetlerinde bunun gibi yüzlerce hikaye dolu. Ben çok küçük bir kısmını bu yazının konusu yaptım. Ama dedim ya 'Sepet sadece sepet değildir.'

KARAMÜRSEL SEPETİ'NİN HİKAYESİ
"Sultan Abdülaziz`in Hereke`deki av köşküne geldiğini haber alan Karamürsel eşrafı, padişaha bir hediye götürmeye karar verir. İtina ile toplanan kirazlar bir sepetin içinde padişaha sunulur. Bu değişik ve oldukça sade hediyeyi gören padişah, biraz şaşırarak biraz da küçümseyerek hediye sepetini şöyle bir süzer. Bir yandan da içinde ne olduğunu merak eder. Gümüş bir tepsi getirilir ve sepetin içindeki kirazlar tepsiye boşaltılır. Sultan Abdülaziz hayretle şöyle mırıldanır: "Sepeti ufak tefek gördük amma, içindekini tepsiye sığdıramadık". Karamürselliler, "Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?" esprisinin bu efsaneden doğduğunu anlatır...

Andon, ünü dünyaya yayılan Karamürsel Sepeti'ni müzesine yeni katmış. Andon bu gecikmeyi şöyle anlatıyor: Türkiye'nin birçok yerinden sepet aldım özellikle Karadeniz'de sepet geleneği hâlâ sürüyor. Gerçekten çok eski sepetler buldum, hikayeleriyle birlikte müzeye taşıdım. Ama Karamürsel Sepeti beni biraz zorladı. Çünkü sepet ustalığı ölmek üzere olan bir meslek, böyle olunca da orijinal bir sepet bulmak zor oluyor. Ama Kocaeli'nde son sepet ustasını bulmayı başardım. Belki şimdi kapanmıştır..."