X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Zengin mahallenin Tanju'su
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Zengin mahallenin Tanju'su

  • Giriş Tarihi: 2.11.2014
Zengin mahallenin Tanju'su
Zengin mahallenin Tanju'su

Çok golcü geldi geçti ama kimse sahada onun kadar zarif değildi. Milan, onun gol attığı 85 maçı da kaybetmedi. 100 metreyi 11 saniyenin altında koşan, piyano çalan, tenis dersleri alan bu Hollanda'nın yetiştirdiği en güzel 9 numara, 50 yaşına bastı

"Atletico Madrid'in stadında tribünün altından yol geçiyor" diyen çocuğa inanmamıştık o gün. Zaten stadyumun adının Vicente Calderon da olduğunu bilmiyorduk, Calderon'un Atletico Madrid'in eski başkanı da olduğunu. Bilgi bir tık ötede değildi. Gelişim Spor ile dünya futbolunu takip etmeye çalışan bir kuşaktık sonuçta. Onlar bu stadyumun fotoğrafını hiç koymamışlardı. Yıllar sonra altından yol geçen tribünde maç izlemek için geldiğimde uzun uzun o Madrid dışına giden otobana bakmıştım. O zamanların büyük golcüsüydü Marco Van Basten. Öyle koltuğu kurulup İtalya Ligi'ni izleyebildiğiniz yıllar değil ama attığı gollerin namı memlekete ulaşmış, zengin mahallelerin çocuklarının favori golcüsü olmuştu. Aşağı mahallenin çocukları da Tanju olurdu zaten. "Van Basten, Van Basten goolll" diye kalede duran topun sahibi çocuğun soluna topu vuran çocuklarla, Tanju-Rıdvan olan çocukların mahalle maçlarında kimse kimsenin aşil tendonuna, bileğine vurmaz en fazla gole gidene çelme takılırdı ama Van Basten'e vurdular. Bir stoper vurmuş olsa belki 28'inde "Bırakıyorum" demezdi ama liste uzundu: Pasquale Bruna, Nela, Galia, Ferri ve Alman Koehler... Futbolun, calcio, calcio'nun tekme manası taşıdığı ülkede ona acımasızca vurdular. 1986'da Ajax formasıyla Avrupa'da en çok gol atan isim olduğunda Milan'ın patronu Silvio Berlusconi'nin gözüne çoktan girmişti bile. Hollanda toprakları santrfor yetiştirmek için her zaman bereketli topraklardır ama mesele en iyi mahsülse onun adı Marco Van Basten'di. 37 gol attığı sezonun ardından Milan'ın yolunu tutarken, futbol tarihinin en iyi üçlüsü bir araya geldi: Van Basten-Gullit ve Rijkaard. Ondan iki sezon sonra 39 gol atıp Avrupa gol kralı olan Tanju Çolak ile Barcelona'nın stadı Camp Nou'da Şampiyonlar Kulüpler Kupası finalinde de kozlarını paylaşbilirlerdi ama buna engel olan da Hagi oldu. G.Saray, S.Bükreş'e yarı finalde elenirken, Santiago Bernabeu'da Real Madrid'in Hugo Sanchez ile bulduğu gole Van Basten ile cevap veren Milan, rövanşta San Siro'da İspanyolları Ancelotti, Donadoni ve üç Hollandalı asıyla 5-0 mağlup etmiş ve finale çıkmıştı. Gullit ve Van Basten ikilisi için Hagi'nin takımı kolay lokma oldu 89 Mayıs'nda. İkişer golle S.Bükreş'i dize getirip en büyük kupayı aldılar. Yetmedi ertesi sezon Bela Gutmann yüzünden lanetli kabul edilen Benfica'yı bir numaralı kupanın finalinde Viyana'da tek golle devirdiler. Gol Rijkaard'dandı ama asist doğduğu şehirden lakabını alan "Utrecht Kuğusu" Van Basten'dendi. Çok golcü geldi geçti ama kimse sahada onun kadar zarif değildi. Euro 1988'de Ruslara, üstelik de kalede Dassaev varken sıfırdan vurduğu vole, bugün çok insan için Maradona'nın İngilizleri ipe dizip attığı golün ardından dünyanın en güzel ikinci golü kabul edilir. Marco Van Basten iki gün önce 50 yaşına girdi. Yakın zamanda, kimilerine göre kalbindeki rahatsızlık nedeniyle kimilerine göre ise babasını kaybettikten sonra girdiği depresyondan çıkamadığı için çalıştırdığı AZ Alkmaar'da teknik adamlığı bıraktığını açıkladı. Hollanda futbolunun efsane ismi ve her daim patronu Cruyff, onu futbolculuğu zamanında Barcelona'ya getiremedi ama teknik adamlığında her tercihinde başrolde oldu. Ajax formasıyla altı yılda 133 maça çıkan, 128 gol atan ve 23 yaşında Milan'a gelen Van Basten, 1995'te izleyenlerin gözyaşlarına boğulduğu basın toplantısında "Bırakıyorum. Bileğim tedaviye cevap vermiyor" dediğinde 147 maça çıkmış ve 90 kez fileleri havalandırmıştı. Gullit ve Rijkaard ile forse ettiği o dönemin Milan'ı, Guardiola'nın 20 yıl sonra yarattığı Barcelona ile birlikte futbol tarihinin en mükemmel iki kadrosu olarak kabul edilir. Cruyff, Barcelona'da gücünü kaybedince onu Rijkaard'ın yerine getiremedi. Berlusconi istese Van Basten, Milan'ın teknik direktörü olurdu ama Hollandalı teknik adamlığında, ülkesinin sınırları içinde hapsoldu kaldı. Milan, onun gol attığı 85 maçı da kaybetmedi. O yıllarda Van Basten sakatsa, Milan puan kaybeder diyenleri her seferinde haklı çıkardı. Ne ezeli rakipleri Inter ne de amansız rakipleri Juventus taraftarından yıllar boyunca deplasmanda tek bir küfür yemedi, ıslık işitmedi. Marco Van Basten klas adamdı ama aynı zamanda zor adamdı. Milan tesislerine bir gün Fiat Uno ile ertesi gün Lancia Turbo ile gelen Hollandalı, dişi ağrıyınca soluğu Amsterdam'da alırdı mesela. Berlusconi, çok istediği Vialli'yi Milan'a getirebilse, Van Basten, Sampdoria'nın yolunu tutacak ve Roberto Mancini ile ikili olacaktı ama transfer yattı. Maradona'ya göre o hırsının kurbanı oldu: "Van Basten tüm zamanların en iyi futbolcusu olmak için limitlerini zorladı ve bu yüzden acılar içinde kariyeri sona erdi." 100 metreyi 11 saniyenin altında koşan, piyano çalan, tenis dersleri alan, golf oynayan Hollanda'nın yetiştirdiği en güzel 9, kramponlarını astığı gün gazetecilere "Bana çok büyük futbolcu dediniz teşekkür ederim ama ben büyük bir takımın golcüsüydüm sadece, kötü maçlar da oynadım, çok da gol kaçırdım" dedi. Sekiz yıl önce Milano'ya geldiğinde her yeni transfer gibi o bildik cümleyi "Her zaman Milan'da oynamayı hayal etmiştim"i kurmamıştı ama sonraları bir gerçeği herkes öğrendi: Van Basten, 19 yaşında Amsterdam'da Ajax forması giyerken, Milan'ın santrforu Giuseppe Incocciati'nin formasını evinin duvarına asmıştı.