X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sol kanadın hırçın hükümranı...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sol kanadın hırçın hükümranı...

  • Giriş Tarihi: 9.11.2014
Sol kanadın hırçın hükümranı...
Sol kanadın hırçın hükümranı...

Sol kanatta fırtınalar estiren Caner Erkin, geçen sezondan beri ligin ve Fenerbahçe'nin kaderine damga vuran adam olmanın ötesinde, cevherleri işleme ve geliştirme konusunda ülke futbolunun düştüğü halin de en havalı kanıtı

"En iyi savunmacı taç çizgisidir" demişti vaktiyle Guardiola... Haklıydı... Kademe hatası yapmaz, adamını kaçırmaz, kart almaz... Benim diyen kanat adamının yaşam alanına katı hudutlar çizer.
Ama Caner Erkin hele ki son iki sezonda öyle bir düzeye taşıdı ki oyununu, kenar çizgi en iyi arkadaşı oldu adeta.
Öylesine etkili ve arzulu işliyor ki sol kanadı, çizgiyle verkaça girecek hani neredeyse.
Geçen sezon takımı Fenerbahçe'nin şampiyonluğu için bir yığın etken sayılabilir. Ama hangi etkeni kaldırsanız altından Caner Erkin çıkar. Takımın assolistiydi. En çok şutu o çekti, en çok asisti o yaptı, takımda en çok topla oynayan yine Caner'di. En uzağa o gitti, en çabuk da o döndü. Zaten repertuvarı da bir assolisti aratmıyor. Şut, orta, sürat, duran top, frikik, çalım...

YA SEVERSİN YA NEFRET EDERSİN

Rakip hocalar karşısına ne kadar çok bodyguard koysa, gözünü korkurtmak bir tarafa daha da çok artıyor iştahı adeta. Üzerlerine gidiyor inadına. Sürüdeki zayıf ya da aksayan kurbanını bir bakışta bulan bir yırtıcı gibi, karşısındakinin en ufak bir aksaması, en ufak bir korku işareti kaçmıyor gözlerinden. Bıkıp usanmadan geliyor, o zaafı sonuna kadar sömürüyor. Tıpkı geçen hafta Beşiktaş derbisinde yaptığı gibi...
Birinci sınıf kurye... Zira çoğu zaman orta yapmıyor, adrese teslim bırakıyor topları. Messi'nin Barcelona üzerindeki bağımlılık etkisine, takımın kalanında zaman zaman yarattığı 'problem çözme tembelliği'ne İspanyollar 'Messidependicia' (Messi bağımlılığı) adını vermişti. Fenerbahçe de geçen sezondan beri 'Canerdependica'dan muzdarip. O iyiyse, ritmini bulduysa takım da iyi. O durdu mu virüs girmiş bilgisayar misali kilitleniyor sistem. İşler yürümez oluveriyor bir anda. Takım karşı kaleye ağır aksak varabiliyor ancak.
Ama onun da zaafı hırçınlığı... Halı sahada kimselerin beraber oynamak istemediği, yaka silktiği yetenekli ama huysuz adamları andırıyor, hakim olamadığı sinirleri. Öfke kontrolü yok kitabında.
Zaten biraz da o yüzden ya seversiniz Caner Erkin'i ya da nefret edersiniz.
Sadece oynadığı takım taraftarı katlanabilir, görmezden gelebilir bitmek bilmeyen homurdanmalarını.
Aklı tutuluyor adeta sahada.
Cebinde sarı kartı varken gene gidiyor hakemin başına, başlıyor hararetle konuşmaya. Hoş, çok kendi halinde, çok mülayim bir adam olsa, sahada böylesine cüretkar olabilir mi, o gözü pek bindirmeleri yapabilir mi o da ayrı bir konu.
Ama yine de 'bir ortasını' bulmak zorunda.
U-17'de oynarken Avrupa takımlarının hatta Arsenal gibi devlerin radarına girmişti. İki yıl sonra Rusya'nın, CSKA Moskova'nın yolunu tuttu. Şampiyonlar Ligi gördü, yeri geldi, en sert zeminlerde, donduran soğuklarda oynadı. "Geri gelmeye hiç niyetim yok, buradan Avrupa'nın batısına yelken açarım becermezsem de burada kök salarım" demişti. Ama yapmadı.
Çok geçmeden yine İstanbul'a dümeni kırdı.
Artık 26 yaşında. Çoktan mezun oldu genç yetenek sınıfından.
Olgunluk çağında... Ve ondaki potansiyeli keşfedip, hangi sistemle, hangi taktik denklemle Avrupa çapında bir solbek resitali sunacağını anlamamız yıllarımızı aldı. Hatta mevkisini çözmemiz, nerede oynar diye karar vermemiz bile sezonlar sürdü.
Caner Erkin sadece havasını bulduğunda seyri keyif veren bir kanat canavarı değil, aynı zamanda bu coğrafyanın oyuncu gelişimde yaşadığı kronik hastalıkların da en havalı kanıtı. Onu bu denli geç keşfedip, içindeki cevheri işlemekte, psikolojisine de çeki düzen vermekte böylesi rötar yapmışken, pek de hakkımız yok söylenmeye "Neden Türk futbolu bu halde?" diye...