Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Öğretmenini unutma hey!

Giriş Tarihi: 23.11.2014
Öğretmenini unutma hey!

Öğretmenler gününden önce huzurevinde ziyaret ettiğimiz öğretmenler onları unutanlara bir türkü yolladı: "Ben babamı, sen ustanı unutma hey!"

Saf halimizden uzaklaştık büyüdükçe ama, onlar öyle bir iz bıraktı ki bizde, parmağımızı kaldırıp 'Öğretmenim!' diye seslendiğimiz günleri unutmadık. Öğretmenler günü önümüzdeki hafta kutlanacak. Sadece bir gün değil, bir ömür unutmamak adına Türkiye'nin dört bir köşesinde öğretmenlik yapmış, huzurevinde son demlerini yaşayan emektar öğretmenlerimizi ziyaret edelim istedik. Yolumuz İstanbul Üsküdar'da bulunan Validebağ Mustafa Necatibey Öğretmen Huzurevi'ne düştü.

GÖNLÜ ÖĞRENCİLERLE

Huzurevinde ilk karşılaştığımız öğretmen Gülseren Güvenç 84 yaşında. Bizi görünce seviniyor: "Hoşgeldiniz, evlatlarım!" diyor. Okuldaki öğretmenlerimiz gibi o anlatıyor, biz dinliyoruz. İki yıl önce müfettiş olan eşiyle beraber yerleşmiş huzurevine. Hüzünleniyor birden: "Bir buçuk yıl önce eşim vefat etti evladım. Artık tek başıma kalıyorum" diyor. Söz öğrencilerine gelince yüzünde güller açıyor. Gururlu bir edayla: "Öğrencilerimin çoğu önemli mevkilerde. Ya hakim ya avukat ya da mühendis oldular." diyor. Sonra bize öğretmenlik fotoğraflarını göstermek istiyor. O önde biz arkada odasına doğru giderken koridorda bir mandolin sesi kulağımıza çalınıyor. Gülseren öğretmen, Mustafa Demirci (89) öğretmenin odasını işaret ederek: "Buranın en güzel mandolin çalanı odur. Geceleri salonda mandolin dinler, eski günleri yad ederiz. Herkes anılarını anlatır!" deyip tebessüm ediyor. Küçük, tertipli odaya giriyoruz. O fotoğraflarını çıkarıp özenle gösteriyor: "Burası Adana evladım. 4. sınıf olmalı. Kimbilir ne yapıyorlar şimdi? Onlar benim çocuklarım!" deyip gözü dolu dolu geçmişe dalıyor. "Huzurevinde rahatım yerinde" dese de aile fotoğraflarını gösterdiğinde: "Ne güzel çiçeklerim vardı benim" deyip iç çekiyor. Belli ki eski günlerini, evini özlüyor, belki de öğrencilerinden gelen çiçekleri...
Öğle yemeği için yemekhaneye iniyoruz. Arka masadan neşeli bir ses yanına çağırıyor bizi: "Kızım bak duvarlardaki bu fotoğrafları ben çektim, senelerce öğretmenlik de muhabirlik de yaptım." Öğreniyoruz ki bunu söyleyen kişinin adı Bekir Baki Aksu (88). 70'lerde öğrencilerin toplu fotoğrafını o çeken Bekir öğretmen: "Çok severdim öğrencilerimi, onlar da beni severdi. Huzurevinde olduğumu öğrenen bazı öğrencilerim gelip ziyaret ediyor beni. Geldiklerinde o kadar mutlu oluyorum ki" diyor.

BİR DAHA GELİN

Bir süre sonra huzurevi arkadaşları, meslek yoldaşları bahçeye doğru çıkıyor. Mustafa öğretmen mandolini eline alıp çalmaya başlıyor. Kısa bir yürüyüşün ardından Mustafa öğretmenin odasına gidiliyor. Emektar öğretmen İsmail Eren (88) kapı önünde: "Öğretmenlik en kutsal meslek. Bir öğretmenin bir harf öğretmesi kadar dünyada kıymetli olan ne var? 50 yıl sonra gelip beni bulan öğrencim oldu. Öyle gururlandım ki. Sivas'ta okutmuştum. İnşaat mühendisi olmuş. Görüşüyoruz hâlâ..." diyor. Koridordan geçen Tevfik Tüzün (80) dahil oluyor muhabbete. Pilot Tevfik derlermiş ona. Sabiha Gökçen'in talebesiymiş. O kadar sevdalıymış ki öğretmenliğe pilotluğu sırf öğretmenlik için bırakmış: "Devletten tek kuruş almadan, milletin desteğiyle iki okul açtım" diyor gururla. Sonra ekliyor: "Bu memlekete binlerce evlat yetiştirmişim ama kenarda köşede kalmışım.
Benim kim olduğumu kimse bilmiyor ki evladım! Sen de tesadüfen buldun!" deyip odasına doğru diğer öğretmenlerle birlikte yavaş adımlarla gidiyor.
Mustafa öğretmenle başbaşa kalıyoruz. Bize öğrencileriyle çekilmiş fotoğraflarını özlemle gösteriyor: "Bizim sermayemiz yetiştirdiğimiz talebeler. Her öğretmen de talebesini yüksek mevkide görmek ister. Çok şükür gördüm ben. Gelip, elimi öptüler. İnan kızım, çok sevindim. Her öğretmenler gününde arar, sorarlar beni." demesiyle gözleri doluyor. Bizim de doluyor. Alıyor eline mandolini, Âşık Veysel'den "Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı hey. Ben babamı sen ustanı unutma hey, unutma hey, unutma heey!" türküsünü söylüyor. Sanki tüm öğrencilere sesleniyor. Kulağımızda 'Unutma hey' nidasıyla hüzünle ayrılıyoruz huzurevinden. Emektar öğretmenlerin arkamızdan söylediği "Bir daha gelin evladım!" cümlesi kulaklarımızda çınlıyor.
ARKADAŞINA GÖNDER
Öğretmenini unutma hey!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz