X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İçimde bir saraylı var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İçimde bir saraylı var

  • Giriş Tarihi: 30.11.2014
İçimde bir saraylı var
İçimde bir saraylı var

Osmanlı kadın sultanlarını tablolarına yansıtan ressam Reyyan Somuncuoğlu bu yıl 30. sanat yılını kutluyor. 'Saray ressamı' unvanlı sanatçı, hem Osmanlı sultanlarının resimlerinin hem de dev heykellerin yer alacağı yepyeni bir sergiye hazırlanıyor

Ünlü ressam Reyyan Somuncuoğlu Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü'nü bitirdikten sonra ilk sergisini 1986'ta Pabetland Sanat Galerisi'nde açtı. Cypress College, Roger Mendez baskı atölyesini birincilikle bitirdi. 2001'de Los Angeles, Golden West College baskı atölyesine devam etti. Yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sergi açan ressam, 90'lı yıllarda Aya İrini'de Ottowoman sergisini açtıktan sonra New York'taki National Arts Club'da tablolarını sergiledi. Yıllar içinde birçok koleksiyoner tablolarının peşinden koştu. Somuncuoğlu Adile Sultan Sarayı'ndaki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyordu. Beş yıl önce Adile Sultan'ı resmettiği tablosunu alarak taşındı oradan. Artık Beykoz'daki evinde çalışmalarını sürdürüyor. Osmanlı kültürünü ve sultanlarını tablolarına yansıtıyor. Sanat hayatının 30. yılında bir sergi hazırlığı yapan ressamı evinde ziyaret edip Osmanlı sultanlarını, ressamlığı konuştuk.

- Tarihe olan ilginizi Osmanlı kadın sultanlarını eserlerinize yansıtarak gösteriyorsunuz. Nasıl başladı tarih merakınız?
- Aslında tarihten çok korkardım. Çünkü resmi tarihi öğrendik. Tarihçi yazar Cemal Kutay'a korkumu söyleyince bana kadın sultanların hikayelerini binbir gece masalları gibi anlatmaya başladı. Topkapı Sarayı'na gittik, Harem'de "Hayal et! Hürrem buradan yürüdü, Kösem Sultan şuradaki perdenin ipiyle boğuldu" diyerek bu sahneleri gözümde canlandırdı, cansız duvarlar anlam kazandı. Tarihin içerisine çekti beni. Bana, "Sarayı aslında yöneten kadınlardı!" dedi. Ben de resimlerimde Osmanlı sultan kadınlarını yorumlamak istedim. Çünkü Topkapı Sarayı'nda barış var, kimse kimsenin inancına, kültürüne karışmamış, zorlamamış. Osmanlı kadını yüceltmiş hep. Tek bir amaç var sarayda: eğitim. En iyi müzisyenler ve ressamlar dersler vermiş kadınlara. Bir tek kadın resmi yapılmamış. "Onların yaşamlarındaki sıcaklık nasıldı?" diye düşündüm ve sisli perdeler arasından o kadınların yüzlerini ortaya çıkarmaya çalıştım.

- 36 Valide Sultan arasından neden özellikle Hürrem, Kösem, Safiye ve Nakşidil Sultanları seçtiniz?
- Ailenin temeli de sarayın temeli de kadın. Topkapı Sarayı'ndaki Harem'de 800'e yakın kadın vardı. Bugüne kadar saraydaki halayıklardan cariyelere kadar tüm kadınları çizdim ve hâlâ çiziyorum. Seçtiğim dört kadın sultanın oğulları ve eşleri sultan. Dördü de Osmanlı Sarayı'nda birinci kadın olmuş. Hepsi de farklı kültürlerden ve dinlerden gelip ülkelerinin kültürünü saraya yansıtmış. Hepsi güçlü kadınlar.

RUHLARINA BÜRÜNÜRÜM

- En çok Hürrem Sultan'ı resmederken zorlanmışsınız.
- Fiziki olarak güzel bir kadın değil. Tatlı diliyle hallediyor her şeyi. Padişahı avucunun içinde tutuyor. Resmimde de Hürrem'in ruhsal güzelliğini yansıttım. Onun hakkındaki bilgileri yere serip hayatını tuvale yansıtmak istedim. Çünkü savaşçı bir kadın. Sarayda ajanları var, her şeyi ona yetiştiriyorlar. Her odanın anahtarı onda. Açamayacağı kapı yok. Bu nedenle Hürrem resminde sembol olarak anahtarları yerleştirdim. Onu resmederken adeta onunla el ele tutuştum. Safiye Sultan zengin ruhlu, takmış takıştırmış, nargileler içmiş... Kösem Sultan tuvalin üzerindeki perdenin ipiyle boğulmuş. Nakşidil Sultan Napolyon Bonapart'ın eşinin kuzeni. O döneme baktığınızda saraya piyano, arp ve sofra kültürü gelmiş. Resimlerimde beni en etkileyen noktaları sembollerle vurguladım. Tüm sultanların gözünde keskin bir bakış var, gözünüzün içine içine bakarlar. O gözler hem mutevazıdır, hem güçlüdür hem ürkütücüdür. Kadının da öyle bakması lazım. Bu nedenle resimlerimdeki sultanların gözlerinde irilik var. Kadın her şeyi görür çünkü.

- Resim yaparken nasıl bir ruh haline bürünüyorsunuz peki?
- Atölyemde boş tuvalin karşısına geçer, gözlerimi kapatırım ve kendimi sarayda hayal ederim. Saray koridorlarından ilham almaya çalışırım. Ressam olarak onları tuvale yansıtabilmek için her birinin ruhuna büründüm. Rengini verirken bile... Portrelerimin bana mesaj verdiğini düşünüyorum. Resim bittikten sonra da uzun süre seyrederim resmi. Hepte gözlerine bakarım ki bu yeni ilhamlara, tuvallere taşır beni.

- Size 'saray ressamı' da diyorlar. Peki kendinizi saraylı gibi hissediyor musunuz?
- Toplum içinde çok sadeyim ama kendi içimde her zaman bir saraylılığım var. Resimlerim içimdeki saraylıyı ortaya çıkardı. Sergilerimi de bugüne kadar saray ve müzelerde yapmayı tercih ettim. Bu benim hayat projem çünkü.

- Yeni bir projeniz var mı peki?
- Son dönemde heykellere yoğunlaştım. Yakın zamanda da Kırılgan- Fragile Cam Heykel sergimi açtım. 30. sanat yılım için de bir sergi çalışması içerisindeyim. Bütün sanat yaşantımı yansıtacak, 30 yılı gözden geçirecek bir tablo yapacağım. Sergide de hem tablolar hem de dev kadın sultan heykelleri olmasını planlıyorum. Bunun için saray ya da müzede sergi yapma arzum var. Bu imkan sağlanırsa 30. sanat yılımı Otto-woman sergisiyle kutlamayı arzu ediyorum.

BİR AYDA 12 KİLO VERDİM
"Kadın ressamlar saraydaki kadınlar gibi bir eli yağda bir eli balda değil. Sizi serinleten insanlar olmadıkça kadın ressam olmak zor. Çünkü iyi bir eş, iyi bir anne ve iyi bir sanatçı olmanız bekleniyor sizden. Bu da çok yıpratıcı. Yemek yaparken, çocuğunuzla ilgilenirken aklınız hep tuvalde kalıyor. Ama erkek ressamlar zaman sıkıntısı yaşamıyor. Hayatımda üç-dört yerde aynı anda olmayı istediğim çok oldu. Atölyeye girdiğimde bir ay içinde 12 kilo verdiğimi bilirim. Çocuklarım küçükken resim yapacak zamanı sadece geceleri bulabiliyordum. Sabahlara kadar çalışırdım. İlk sergiyi açtığımda Türkiye'de Osmanlı sultanları üzerine resim yapan yoktu. Madem bana 'saray ressamı' dendi. Ölene kadar resimlerimde bunu sürdüreceğim."