X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir firarın gizemli hikâyesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir firarın gizemli hikâyesi

  • Giriş Tarihi: 14.12.2014
Bir firarın gizemli hikâyesi
Bir firarın gizemli hikâyesi

Bundan iki yıl önce Türkiye'nin en güvenlikli cezaevlerinden biri olan Kandıra F Tipi Cezaevi'nden firar eden Mikail Zor'un tuhaf hikâyesi, bir gerilim romanında olması gereken tüm unsurlara sahip: Suç, şüphe, esrar…

Kasım başlarında güzel bir sabahtı. Postmodern polisiye romanın başyapıtlarından Gülün Adı'nın ilk cümlelerinde anlatılana benzer bir gün yani. Üzerine esaslı bir karakter elbisesi giydirilirse yine iyi bir polisiye romana ilham verebilecek kriminal şahıs, cezaevi telefonundan kardeşi ile konuşuyordu.
Konuşan kişi, Türkiye'de -neyse ki- örneğine pek rastlanmayan seri katillerin nadide timsallerinden olan Durmuş Anuçin'di. Sağır sultanın bile duyduğu üzere cezaevinden yapılan telefon görüşmelerinin telekulaklarca kaydedildiğini o da biliyordu elbette. Ve eski derin devletin gladyatörlerinden Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca Papa II. Jean Paul'ü vurduktan sonra telefondan Oral Çelik'i arayıp "Bu herif bizden habersiz nasıl iş yapar" demesi gibi "Firari Mikail Zor, mahkeme başkanlarını vuracak" diyordu kardeşine. Anuçin de telekulaklara 'ters manyel' vermek isteyen Çatlı gibi telefonların dinlendiğini biliyor, ama ondan farklı olarak suikast ihbarını önceden yapıp yetkilileri uyarmak istiyordu. Sözünü ettiği kişi -Mikail Zor- daha önce 19 ayrı kriminal hadiseye karışmış bir suç makinesiydi. 2004-2005 yıllarında adam öldürme, yaralama, silahlı gasp, araç hırsızlığı gibi suçlara karıştıktan sonra cezaevine konulmuş ve müebbet hapsin yanı sıra 57 yıl hapis cezası almıştı. Durmuş Anuçin'le birlikte Türkiye'nin en güvenlikli cezaevlerinden biri olan Kandıra F Tipi Cezaevi'nde yatıyordu. Ve 3 Kasım 2012'de, tıpkı Ağca'nın Papa suikastından önce -Kasım 1979'da- Maltepe Cezaevi'nden kaçırıldığı gibi cezaevinden firar etti/ettirildi. Firarından önce, Anuçin'e "Göreceksin, bir hafta sonra bu cezaevinden kaçacağım ve davalarıma bakan hâkimleri öldüreceğim" demişti. Durmuş Anuçin, bu bilgiyi, "Mikail Zor'u çok iyi tanırım. Kararlı bir kişiliğe sahipti. Ben her iki mahkeme başkanını vuracağına eminim. Bu durumu, Mikail kaçtıktan sonra 7 Kasım 2012'de cezaevi ankesörlü telefonundan öz kardeşim Kamil Yavuz Anuçin ile paylaştım" diyerek kamuoyuna açıkladı.

ÖNEMLİ HÂKİMLERİ TEHDİT ETTİ
Mikail Zor'un tehdit ettiği hâkimlerden biri, 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklandığı ve 26. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da tutuklanmak istendiği süreçte hükümetin temas kurduğu isim olduğu için geçtiğimiz hafta bu köşede bahsi geçen dönemin 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu idi. Diğer hâkimler ise Mehmet Karababa ve Mehmet Erdoğan... Zor'un öldüreceğini söylediği bir diğer hâkim ise 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Kemal Can idi.
Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, tehdit edilen hâkimlerin korumalarının artırılması talimatını verdi. Hâkimlerden biri, Mikail Zor'un, suikast tehdidinden sonra kaçmasını, "Bu firar bize bir gözdağı. Baktığımız önemli davalar var. Zor'un bizi öldüreceği iddiasıyla kaçması, vereceğimiz kararları etkilemeye yönelik" sözleriyle yorumladı.
İşin ilginç tarafı, tehdit edilen hâkimler Poyrazköy gibi Ergenekon sürecinin kritik davalarına bakan isimlerdi. 17 Aralık sürecinden sonra paralel yapı lehine tweetler atarak devlet içindeki savaşta safını belli eden Mehmet Karababa'dan farklı olarak Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, Poyrazköy davasında cemaatin belirli bir çizgiye çekmek istediği bir pozisyonda (ortada) duruyordu. Paralel yapı için risk içeren bir pozisyondu bu. Mikail Zor, âdeta 'Demokles'in kılıcı' gibi işte bu kritik noktada devreye sokuldu. Zor'un kritik noktada hangi fonksiyonu üstlendiğini sorgulayan sualleri sıralamadan önce heyecanlı polisiye öykümüze devam edelim.

KAMERALAR YİNE BOZUK!
SABAH Özel İstihbarat'tan Nazif Karaman'ın 11 Kasım 2012 tarihli haberinden öğrendiğimize göre Mikail Zor, firar ettiği gün sayım yapıldıktan sonra memurun kapıyı açık unutması (!) üzerine havalandırma boşluğundan spor salonunun çatısına tırmandı. Sonra mahkûm kabul alanından telleri aşıp izini kaybettirdi. Tam da bu noktada Hrant Dink ve Danıştay suikastlarında da önümüze serilen doğruluğu şüpheli bir bilgiyle karşılaşıyoruz: Zor'un kaçtığı güzergâhtaki kameralar bozuktu, bu nedenle kameralar kaçış anını görüntülememişti!
Mikail Zor'un esrarengiz firarı, geçtiğimiz Ekim ayındaki seçimlerle tasfiye edilen bir önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) görevlendirdiği müfettişler ve cezaevi yönetimince araştırıldı. Cezaevi görevlileri dinlendi, ancak olayda rolü ya da en azından ihmali bulunan görevliler açığa çıkarıl(a)madı. Gizemli firara yardım edildiği gerekçesiyle savcılık da soruşturma başlattı. Cezaevi savcısı Mahmut Tokmak, cezaevi görevlilerinin tek tek ifadesini aldı. Duvardaki kiriş sekmesine ulaşmak için birçok kez deneme yapan Mikail Zor'un havalandırma boşluğuna ulaştıktan sonra kapağı söktüğü ortaya çıktı. Zor'un, 'zor' açılabilecek kapağı alet kullanmadan açabilmesi içeriden yardım aldığına dair şüpheleri artırdı. Kapağı açtıktan sonra havalandırma boşluğundan çatıya tırmandığı tespit edilen Zor'un çatıda işini kolaylaştıracak kalın bir ip kullandığı ortaya çıktı. Kalın ipi beline bağladıktan sonra bir ucunu top yaparak kanca gibi kullanan Zor tel örgüleri aştı. Savcı Tokmak, ipin çatıya ne zaman ve kim tarafından konulduğu sorusunun yanıtını aradı, ancak bulamadı.
Hikâyenin finalinde cevabı aranan soru şu: Sırra kadem basan Mikail Zor'a ne oldu? Bir şehir efsanesine göre Mikail Zor, Esad'ı devirmek için muhalifler ya da IŞİD saflarında savaşırken öldü. Hatta onu 'cihad'a teşvik eden aynı cezaevindeki medyatik El Kaide tutuklusu Suriyeli Louai Sakka idi. Zor'un tehdit ettiği hâkimlerden biri, "IŞİD'e katıldığını duyduk. İhtimal dâhilinde" yorumunu yapıyor mesela. Ama bir ihtimal daha var, o da şu: Mikail Zor tıpkı Susurluk'un tanınmış isimleri Tarık Ümit ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım gibi çok şey bildiği için öldürüldü.
Bir polisiye romanın hammaddesi olabilecek bu esrarengiz olayın bilinmeyenleri aydınlanırsa romanın janrı polisiyeden 'casusiye'ye de dönüşebilir. Biz, vakit darlığından ötürü, kurmaca yazmaya maalesef -en azından bir süreliğine- ara verdik. Alternatif sonlu bir gerilim romanına ilham verecek hammadde hazır. Türün diğer temsilcilerine duyurulur.

CEVAP BEKLEYEN SORULAR
1-
Mikail Zor cezaevinden kaçacağını nasıl bu kadar emin bir şekilde söyleyebilmişti?
2- Çok güvenlikli bir cezaevinden yardım almadan kaçması neredeyse imkânsızdı. Zor'a içeriden birileri yardım etti mi?
3- Firar günü Zor'un kaçtığı güzergâhtaki kameralar gerçekten bozuk muydu, yoksa birileri kayıtları ortadan kaldırdı mı?
4- Bir önceki HSYK ve o dönemin cezaevi yönetimi olayda ihmali aşan bulgulara rastladığı halde neden sorumluları tespit edemedi?
5- Mikail Zor, Poyrazköy davasına bakan hâkimlerin kararlarını etkilemek için yargı ve istihbarattaki paralel güçler tarafından bir 'suikast maşası' olarak kullanıldı mı?