X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir melek gibi geldi melek gibi gitti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir melek gibi geldi melek gibi gitti

  • Giriş Tarihi: 14.12.2014
Bir melek gibi geldi melek gibi gitti
Bir melek gibi geldi melek gibi gitti

22 yaşında Almanya'da vahim bir saldırı sonucu yaşamını yitiren Tuğçe Albayrak idealist, barışçıl, haksızlık karşısında susmayan bir genç kızdı. Annesi Sultan Albayrak "Değişik bir çocuktu. Bu durumunu pek anlayamamış diyorum kendi kendime. Bir melek gibi geldi bir melek gibi gitti" diyor

"İnsanı, hayatta yaptıkları tanımlar" denir ya, Tuğçe Albayrak da insanlık adına haksızlığa, şiddete karşı çıkışıyla akıllarda kalacak. Almanya'da ve tüm dünyada ona karşı duyulan o çok derin saygının sebebi de bu işte. 23 yaşında bir kız düşünün, restoranda tacize uğrayan iki kızla karşılaşıyor. Ve ötesini düşünmeden kızları tacizcilere karşı savunuyor. Ama olay orada kalmıyor elbette. Restoran çıkışı bu kez Tuğçe saldırganların hedefi oluyor ve aldığı darbeler sonucu hayatını kaybediyor. Gerçekçi olalım, bugünün dünyasında çok da alışık olmadığımız bir tavır Tuğçe'ninki. Birçokları, yüksek ihtimal, olayı görmezden gelebilirdi. Kafasını çevirip gidebilirdi. Ama Tuğçe gitmedi. Peki Tuğçe neden böyle davrandı? Tuğçe'nin Almanya'nın Main-Kinzig kentine bağlı Gelnhausen ilçesinde yaşayan ailesine taziyeye gittiğimizde, onun neden böyle davrandığını anlıyor insan. Tuğçe sevgi çemberinde büyütülmüş, idealist, barışçıl bir genç kız. Aile onun kendi kişiliğini oluşturmasına hiç ket vurmamış. Baba Ali Albayrak "Çocuklarımızı hiç sıkmadık. Ne isterlerse yapmalarına izin verdik. Özgür iradelerine her zaman saygı duyduk" diyerek bunun altını çiziyor. Ailenin anlattıklarından Tuğçe'nin güçlü bir kişiliğe sahip olduğu ortaya çıkıyor. Güçlü, sevgi dolu, haksızlık karşısında susmayan, barışçıl ve yardımsever bir kişilik. Annesi Sultan Albayrak "Tuğçe ihtiyacı olan herkese yardım ederdi. Bu bir hayvan olabilir, insan da olabilir, yaşlı ya da genç de olabilir, onun için fark etmezdi" diyor. Babası Ali Bey de ekliyor: "Her türlü canı severdi." Albayrak ailesi 1979'da Almanya'ya gelmiş. Baba Yozgatlı, anne ise İstanbullu. Tuğçe de abileri Ulaş (26) ve Doğuş (25) gibi Almanya'da doğmuş. Üniversitede felsefe öğretmenliğinde okuyan Tuğçe, her ne kadar Almanya'da büyüse de Türkiye'yi yakından takip ediyormuş. Babası "Çocuklar ülkesini tanısın diye küçüklüklerinden beri Türkiye'ye sürekli gider gelirdik. Tuğçe de Türkiye'yi çok seviyordu. Gitmeyince rahatsız olurdu. Bazen 'Türkiye bu kadar güzelken neden biz burada yaşıyoruz?' diye sorgulardı" diyor. Annesi de Yalan Dünya dizisini çok sevdiğini anlatıyor. Hatta annesinin keyfi yoksa Tuğçe açarmış bilgisayardan Yalan Dünya dizisini izlettirip neşelendirirmiş onu. Yaşamını yitirdiği gün de yine annesiyle birlikte dizinin bir bölümünü izlemişler. Tuğçe'nin Türk geleneklerini ve göreneklerini bildiğini, Yeşilçam filmlerini sevdiğini, barışçıl bir insan olduğunu anlatan babası "Elinden her iş gelirdi. Becerikliydi, badana da yapardı, dolap da kurardı. Maç da yapar, piyano da çalardı. Çok yönlü bir çocuktu. En çok kaykay sürmeyi severdi" diyor. Annesi de kendi ayakları üzerinde durmayı isteyen, dirayetli bir kız olduğu söylüyor, aileye yük olmamak için hafta sonları çalıştığını anlatıyor. Albayrakların iki katlı müstakil evlerinde derin bir hüzün ve üzüntü var. Vahim olaydan sonra gelen taziyeler biraz güç veriyor onlara. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat arayıp "Devlet olarak arkalarında olduklarını" belirtmesinden son derece memnun kalmışlar. Baba Ali Albayrak "Sağ olsunlar bizimle ilgileniyorlar" diyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden de mektuplar, mesajlar geliyormuş, "Ama henüz bakamadık" diyor annesi ve ekliyor "Odasının kapısını bile henüz açamadık."

CEYLAN GİBİ BİR KIZDI

Sultan Albayrak bir bilinmeyeni anlatıyor: "Tuğçe son gidişinde de kahramanlığını yaptı. Organlarını bağışladı. 1.5-2 yıl önceydi eve gelmişti 'Anne ben organlarımı bağışladım' demişti. O zaman çok önemsemedim, reaksiyon göstermedim. Biz onun bu kararına saygı duyup organlarının bağışlanmasına izin verdik. O kadar duyarlı bir çocuk ki, giderken bile kaç kişiyi sevindirdi bilemiyoruz. Tuğçe'nin son istediğini yerine getirdik. Şu an belki onun kalbiyle yaşayan bir insan var." Bu kısa taziyede Tuğçe'nin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu net bir şekilde anlıyor insan. Ayrıca ailenin onu özgür ruhlu ve vicdanlı yetiştirdiğini de... Yaradılışı, kişiliği ve aldığı aile terbiyesi Tuğçe'nin gördüğü bir haksızlık karşısında ses çıkartmamasına engeldi işte. Onun için iki küçük kız taciz edilirken kafasını çevirip gitmedi. Müdahale etti... Son söz anne Sultan Albayrak'tan: "Ceylan gibi bir kızdı, değişik bir çocuktu. Bir melek gibi geldi bir melek gibi gitti. Öyle teselli ediyorum kendimi."

KEŞKE TUĞÇE'NİN FİLMİ ÇEKİLSE
Manheim Türk Filmleri Festivali vesilesiyle kardeş oldukları Manheim Büyükşehir Belediyesi'nin davetiyle şehre giden Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Tuğçe'nin ölümüne çok üzüldüğü festivalin açılışında söylemişti. Göksel Arsoy da festivalin verdiği ödülü Tuğçe'ye ithaf etmişti. Albayrak ailesinin evinin Manheim'a yakın olduğu bilgisi gelince taziyeye birlikte gidildi. Demircan, Tuğçe'nin insanlığa bir ders verdiğini, bir kahraman olduğunu söylüyor ve onunla ilgili bir film çekimine önayak olmak istiyor, "Böyle bir girişimi destekleriz" diyor. Bu niyetini aile ile paylaştı. Anne Sultan Albayrak "Kızımı mutlu edecek her şeyin arkasındayım" diyor.