X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aşkla seviyor hayatı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aşkla seviyor hayatı

  • Giriş Tarihi: 28.12.2014
Aşkla seviyor hayatı
Aşkla seviyor hayatı

Fransızların dünya sinemasına bir armağanı o. Kendisini, sabırlı, tutkulu ve meraklı olarak tarif eden Marion Cotillard'ın canlandırdığı acılı, hüzünlü kadınların aksine mutlu bir hayataı var

Aslında o hep vardı ama biz bir türlü göremiyorduk onu ya da görsek de farkına varamıyorduk. Fransız yıldız oyuncu Marion Cotillard'dan bahsediyorum. 1990'ların sonundan beri beyazperdede onu izliyoruz. Fransız popüler filmi Taksi serisinin üç filminde de vardı. Tim Burton'ın Büyük Balık filminde de... 2000'lerin bizde de pek bir sevilen Cesaretin Var mı Aşka? filminde başrol oynuyordu. Filmi sevsek de onu görmezden geliyorduk. Yine Fransızların yere göğe sığdıramadıkları Kayıp Nişanlı'da Audrey Tautou'nun hemen yanındaydı ama biz Tautou'ya odaklandığımızdan yine gözden kaçırıyorduk onu. Ridley Scott'ın Russell Crowe'lu İyi Bir Yıl filminde de başroldeydi, 'Gladyatör'ün aklını başından alacak kadar güzeldi ama sanki kötü bir büyünün etkisi altında kalmış gibi davranan biz, yine es geçiyorduk kendisini. Muhtemel o yıllarda "Fark edilmek için daha ne yapmalıyım?" diye düşünmüştür kendisi. Çünkü sanki bile isteye yok sayılıyordu. Bu durumun ne kadar sinir bozucu olduğunu bir düşünün. Ama o Edith Piaf'ı canlandırdığı Kaldırım Serçesi'nde öyle bir soktuki gözümüze kendisini, yıllar boyu onu yok saymamızın acısını misliyle çıkardı. Alkışlıyorduk onu hem de deli gibi." Kim bu kadın, şimdiye kadar nerelerdeydi?" deyip araştırınca gördük ki meğer o hep yanı başımızdaymış. Onun için Marion Cotillard'a karşı içimizde utançla karışık bir suçluluk duygusu vardır.

HOLLYWOOD STARI
Yetenekli mi yetenekli. Genlerinde var oyunculuk. Şaka değil, tiyatro yazarı ve oyuncu bir baba ile aktrist bir annenin melek yavrusu o. Zaten ilk defa sahneye de babasının yazdığı bir oynuda çıkıyor erken yaşta. Ama genlerinden gelen yeteneğinin üzerine yatan biri de değil. Hangi rol olursa olsun, rolü üzerine geçirmek için usta bir terzi gibi çalışıp çabalayıp üzerine tam oturtuyor. Oyunculuk oktavı o kadar geniş ki insan şaşırıyor. Misal Edith Piaf gibi bir ikonu da dört dörtlük oynuyor, bu hafta vizyona giren ve yılın en iyisi olan İki Gün ve Bir Gece'de olduğu gibi bir işçi kadını da. Açıkçası Fransızların dünya sinemasına armağan ettiği sinema yıldızlarından biri. Hatta son zamanlardaki en büyük armağan bile denilebilir. Sophie Marceau, Juliette Binoche ve Audrey Tautou'nun yapamadığını yapıyor. Kendini sadece Fransız ve Avrupa sinemasına hapsetmiyor. Ya da Amerikan filmlerinde Fransız güzel kontenjanından yer almıyor. Hollywood'da kah Leonardo DiCaprio (Başlangıç) kah Johnny Depp'le (Halk Düşmanları) kah Christian Bale ile (Kara Şövalye Yükseliyor) yan yana filmlerde oynuyor, hatta yeri gelince onlardan rol bile çalıyor. Yani o bir Hollywood starı. Ama alışılageldik starlardan da farklı. İçindeki Fransızlık burada devreye giriyor sanırım. Kendini zorlayan ve işini ciddiye alan ve sadece starlık karizmasına sığınarak yoluna devam eden biri değil. Bunun için birçokları gibi Hollywood girdabında boğulmuyor. Hollywood'da boy gösterdikten sonra, "Tamam işte" demiyor. Fransız yönetmen Jacques Audiard'ın Pas ve Kemik'ine rotayı çevirip unutulmayacak bir performans daha sergiliyor. Küçük Beyaz Yalanlar'da kamera arkasında kocası Guillaume Canet olduğu için işi hafife almıyor, asılıyor! Zaten Canet'nin "O tam bir profesyonel" demesi de bu yüzden. Gerçek hayatta mutlu bir yaşamı var. Hissettiriyor. Mükemmel olmadığını, zaaflarının olduğunu söylemekten çekinmiyor. Mesela, utangaç olduğunu, kendini ifade edebilmeyi zamanla öğrendiğini açık açık dile getirebiliyor. Aşk önemli onun için. "Sadece aşk, biraz su ve yiyecekle yaşarım" demesi bu yüzden. Ama sinemadaki personası hüzünlü ve çileli kadınlar olarak beliriyor. Ya da Marion bu tür karakterleri seviyor, bilinmez. Ama o karakterlerini acılarıyla başbaşa bırakmıyor. Velhasıl sinema onu seviyor o da sinemayı. Yaptığı işle arasına bir şeyin girmesi zor görünüyor. Onunla çalışanlar da belki bu yüzden hep hayranlık cümleleri kuruyor. Leonardo DiCaprio: "En büyüklerden biri", Dokuz'da birlikte çalıştığı Nicole Kidman: "Meleklere özgü bir yanı var" diyor. Marion'a sormuşlar "Kendinizi üç kelime ile nasıl anlatırsınız?" diye "Sebatkar, tutkulu ve meraklı" demiş. İnsan kendini bu kadar tanır! Evet sebatkar olmasaydı, onca yıl hakkının teslim edilmemesi karşısında "Olmuyor" deyip bir köşeye çekilebilirdi. Tutkulu olmasaydı oyunculuğunu bu kadar zenginleştiremeyebilirdi. Meraklı olmasaydı o canlandırdığı kadınları anlayıp her birinin diğerinden farkını ortaya çıkaracak kadar derinlikli karakterlere bürünemeyebilirdi.