X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Karanlık çöktüğünde, bana güvenin yeter...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Karanlık çöktüğünde, bana güvenin yeter...

  • Giriş Tarihi: 4.1.2015
Karanlık çöktüğünde, bana güvenin yeter...
Karanlık çöktüğünde, bana güvenin yeter...

Frank Lampard 2001'de Chelsea formasını ilk giydiğinde, bugünkü gibi bir mega kulüp değildi Chelsea. Takımın bir dünya devine evrilmesinin mimarlarından biri oldu. Şimdilerde de kiralık oynadığı Manchester City formasıyla büyüleyen Büyük Frank, profesyonellik, azim ve yeteneğiyle, zamanın ötesinde bir kahraman

Rekoru kırdığı, Chelsea tarihinin en çok gol atan adamı olduğu an dahi, sevincini koyvermedi. Dizginledi hislerini... 2013'ün 11 Mayıs günü, Aston Villa'ya karşı, 203 gole ulaştığı an dahi, ilk aklına gelen rekorun önceki sahibi Bobby Tambling oldu. Kulüp efsanesine saygıdan, mütevazı bir gol sevinciyle yetindi. 1995'te kariyerinin ilk durağı West Ham'a imza attığında, kulübün eski topçusu ve o anki yardımcı menajeri babasının torpiliyle oraya geldiğini söyleyenlere en güzel cevabı, yıllar içinde sahada verdi Frank Lampard. Zaten başarıyla böbürlenmeyi, insanların yüzüne nasıl yanıldıklarını vurmayı hiç sevmedi. Her başarıdan sonra "Bende iz bırakan her teknik direktöre, takım arkadaşlarıma ve tabii ki taraftara minnettarım" diyerek yaşadığı onuru üleşmesi de bunun delili... Onun sözcükleri, futbolunda gizliydi. 2001'de, kariyerindeki en büyük perde, Chelsea formasıyla açıldığında kendisi dahil kimseler bir kahramanın doğuşuna tanıklık ettiklerini tahmin edemezdi. Ama Frank Lampard artık sadece İngiltere'nin değil futbol denilen oyunun gördüğü en büyük kahramanlardan biri. Sezon sonu, sembolü olduğu Chelsea'den ayrılıp ABD'nin yolunu tuttuğunda futbol tutkunları "Buraya kadarmış" dedi. "Onu bir daha üst düzey rekabette, o mavi formaların içinde göremeyeceğiz demek ki..." Ama İngilizlerin bir başka mavilisi Manchester City, New York takımıyla olan bağlantıları sayesinde Lampard'ı kiraladı, yarım sezon için. 36 yaşındaki efsane, attığı goller ve hocası Pellegrini'nin ona sahada tanıdığı daha özgür rolle City'ye öyle bir katkı sağladı ki, kiralık sözleşmesi birkaç gün önce sezon sonuna kadar uzatıldı. 'Büyük Frank' de perşembe akşamı, Sunderland'e karşı galibiyeti getiren gole imzasını atarak, yeni kontratının borcunu ödemeye hiç vakit kaybetmeden başladı. 2001'de Chelsea formasını ilk giydiğinde kulüp, bugünkü Chelsea olmaktan çok uzaktaydı. Takımın bir dünya devine evrilmesinin en baş mimarlarından biri oldu. Kendisi gibi çok sevdiği takımı da büyüyüp gelişti. Kaptanlık etti, bir orta saha oyuncusu olmasına rağmen 13 yıla 211 gol sığdırdı. Arka arkaya 164 maça çıkarak kırılması zor bir rekor kırdı. Takımın, bir Premier Lig maçında en çok gol atan üç adamından biri oldu. Premier Lig tarihinde 150 gol barajını geçen ilk ve tek orta alan oyuncusu olarak tarihe adını yazdırdı. Asist kategorisinde ise Giggs'ten sonra ikinci sırayı aldı.

GERRARD GİDERKEN...

Chelsea ile son sezonunda, o yaşta hâlâ antrenmanlardan sonra kalıp ekstra çalışma yaptığı anlatılır. Zaten rakiplerini ipe dizen, bir çalımla iki kişiyi birden oyundan düşüren bir kumaş değil onunki. Çok çalışma, irade, devamlılık ve futbol zekasıyla bütünleşince tam bir 'takım yıldızına' dönüşmesi esas sihri. Akranları yeşil çimlerden el ayak çekerken, onun hâlâ öylesi tempolu bir ligde bu yaşta gösterdiği verimlilik ve adanmışlık zaten, onu böylesine özel kılan. En büyük hayranlarından eski hocası Jose Mourinho'ya göre, Lampard iyi günündeyse maçın en iyisi. Kötü oynuyorsa da sahadaki en iyi ikinci, hadi bilemediniz üçüncü iyi adam. Bu satırlar yazılırken, Lampard'ın kariyeri boyunca hep mukayese edildiği mevkidaşı, Liverpool efsanesi 34 yaşındaki Gerrard'ın sezon sonu ayrılma kararı düştü ajanslara. Liverpool, City'nin çok geç bağrına bastığı Lampard'la başardığını kendi bayrak adamıyla yapamadı. Ondan inatla, defansın önünde bir emniyet sigortası, bir enerji küpü performansı bekledi. Kendi efsanesini son demlerde yorup yıprattı. Lampard'ın yeni takımındaki rolü, bitmek bilmeyen enerjisiyle iki 18 arasını arşınlayan, pasları ve şutları, pardon güdümlü füzeleriyle, rakibi yerle bir eden bir dinamodan ziyade, takıma prestij ve estetik kazandıran bir statü sembolü... Sahada eksik kalanı, ustaca son dokunuşlarla, rötuşlarla tamamlayan bir sanatçı... İnsanlığıyla, duruşuyla saha dışında da bir kahraman. Genç meslektaşları için bir rol model. Her sanatçı gibi, her kahraman gibi zamandan bağımsız bir adam artık Büyük Frank... Ve tıpkı meşhur şarkıdaki satırları fısıldıyor arkadaşlarına, başları her sıkıştığında: "Yol karanlıksa... Artık önünüzü göremiyorsanız. Bırakın yolunuzu bir kıvılcımla aydınlatayım... Siz yeter ki bana güvenin..."