X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başrolde İstanbul
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başrolde İstanbul

  • Giriş Tarihi: 18.1.2015
Başrolde İstanbul
Başrolde İstanbul

Yeşilçam'ın Gözüyle İstanbul adlı belgesel Türkiye Sineması'nın 100. yılına bir armağan. Be lgeselde İstanbul'un değişimi, yakın tarihin kentte bıraktığı izler ve toplumsal dönüşüm anlatılıyor. Kırılgan, masalsı ve devasa İstanbul tıpkı filmlerde olduğu gibi belgesel de başrol oyuncusu

Türkiye Sineması'nın 100. yılı dolayısıyla çekilen Yeşilçam'ın Gözüyle İstanbul belgeseli Türkiye sinema tarihine damgasını vuran filmlerin eşliğinde İstanbul'un değişen çehresini izleyiciye sunuyor. Belgeselde eski İstanbul'un beyazperdeye siyah-beyaz yansıyan güzelliklerinin yanı sıra günümüzde kaybettiğimiz mahalle kültürü, dostluk, iyilik, yardımseverlik duygusu da vurgulanıyor. Türkiye'nin yakın tarihindeki sosyal, kültürel ve ekonomik değişimin insanlar ve kent üzerindeki etkisi sinema tarihimizin kronolojisine uygun aktarılıyor. Belgeselde Yeşilçam'ın İstanbul'u anlatırken 20. yüzyılın İstanbul'unu anlamanın yolunun Türkiye sinema tarihinden geçtiği vurgulanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş'nin katkılarıyla hazırlanan belgeselin yönetmeni Hüseyin Aydemir, proje sorumlusu ise Veysel Karani Önen.

YEŞİLÇAM'da YOLCULUK

Usta yönetmen Atıf Yılmaz'ın çektiği Ah Güzel İstanbul'daki Haşmet yani Sadri Alışık'ın "Ah güzel İstanbul" repliğiyle başlayan belgesel, 1940'lı yıllarda Muhsin Ertuğrul'un Şehvet Kurbanı ve Faruk Kenç'in Yılmaz Ali filmlerinde düzenli, temiz ve estetik kent anlayışını gözler önüne sererken, 2. Dünya Savaşı nedeniyle az sayıda film çekildiği için 50'li yılların İstanbul'una yoğunlaşıyor. 50'lilerde Yeşilçam'da İstanbul'un yıldızlaştıkça yıldızlaştığını söyleyen Önen, Lütfi Akad'ın (1952) çektiği Kanun Namına'da otomobil tamircisi Nazım rolündeki Ayhan Işık kadar İstanbul'unda başrol oyuncusu olduğunu söylüyor: "Kanun Namına Süleymaniye'den Beyazıt ve Mahmutpaşa'ya, Sirkeci'den Galata Köprüsü'ne uzanan kaçış sahnesiyle İstanbul'un neredeyse tüm tarihi mekanları filmde adeta başrol oyuncusu olduğu bir film. İstanbul geniş caddeleri ve rahat trafiğiyle bir saadet kenti görünümünde. Yine Osman F. Seden'in Berduş filminde (1957) Zeki Müren ve şarkıları eşliğinde gözlerin İstanbul'un güzelliğine çevrildiğini görürüz. Memduh Ün'ün Üç Arkadaş'ı (1958) üç iyi kalpli arkadaşın hikayesini anlatırken dördüncü arkadaş İstanbul'dur. Boğaz ve Ortaköy şiirsel bir dille gösterilirken, İstanbul'un değişmeye başlayan mekanları da yansıtılır. Akad'ın Yalnızlar Rıhtımı (1959) tarihi yarımadadan bir İstanbul hikayesi için Beyoğlu'na yönelir" diyor. 40'lı yıllarda çok partili döneme geçişle İstanbul'da sosyal açıdan ani ve şaşırtıcı değişimler yaşanıyor. Sanayi yatırımlarının İstanbul'da yoğunlaşması değişimde büyük bir rol üstleniyor. Zaten kısa sürede İstanbul'un fiziksel ve toplumsal yapısındaki değişimi Yeşilçam'ın gözünden görebiliyoruz. Önen, "İstanbul'un ahşap evleri betonarme binalara terk edilirken, geleneksel mahalle kültürü de değişime uğruyor. Sinemaya da bu yansıyor ama filmlerde İstanbul bir masal ve mutluluk kenti olarak da gösteriliyor" diyor.

BİR YERYÜZÜ CENNETİ

Taşı toprağı altın, bereketli bir yeryüzü cenneti olarak görülen İstanbul'un kültürel kırılma noktaları da belgeselde irdeleniyor. Yangın Var (1960) Akad'ın tulumbacıların hikayesini beyazperdeye taşıdığı bir film. Çekimleri Beyazıt kulesinin tepesinde yapılan filmde orijinal tulumbalar kullanılırken, yitip gitmekte olan değerler anlatılıyor. "Filmde İstanbul'un ara sokaklarına da şahit oluruz, eşsiz güzelliğine de" diyen Önen, "İstanbul kültürünün kırılma noktasında olduğu bir dönemde Memduh Ün'ün Kırık Çanaklar'ında (1960) değişime uğrayan bir İstanbul mahallesinde yaşayan ve dağılmak üzere olan bir aile konu ediliyor. Evde istenmeyen bir dede ile torununun üzerinden İstanbul'un kaybolmakta olan gelenek ve güzellikleri vurgulanıyor; iyilik, güzellik ve erdem filmde ön plana çıkarken dede ve torun İstanbul'un güzelliklerine kaçıyor" diyor. Yeşilçam için İstanbul tam bir plato görevi görüyor. Öyle ki, konaklardan, mahallelere, tarihi mekanlardan, sokak aralarına, gece hayatına ve Boğaz'a kadar her alanda İstanbul var. Sadece bunlar değil, Anadolu insanının İstanbul'a aşkı ve göçü de toplumsal değişimin göstergesi olarak sinemada yerini alıyor.

PARA EŞİTTİR GÜÇ

Yeşilçam'ın Gözüyle İstanbul
'da 1960'lar İstanbul'unda paranın güç olduğu vurgulanırken, Yeşilçam'ın da bunu sinemaya yansıttığı aktarılıyor. Önen "Metin Erksan'ın Gecelerin Ötesi'nde (1960) Üsküdarlı altı arkadaşın zengin olma uğruna giriştikleri soygun anlatılırken, İstanbul'un güzelliklerini yine görürüz. Ama paranın güç olduğu yıllarda insanlara, eski İstanbul mahalleleri yeterli gelmiyor. 1960'lardaki filmlerde de kesin bir zengin ve fakir ayrımı göze çarpıyor. İstanbul'un zenginlerinin yalılarda, hızla yükselen apartmanlarda yaşamaları, son model arabalarının olması Yeşilçam'a yansıyor; maddi durumu kötü olanlarsa İstanbul'un eski mahallelerinde yaşıyor hâlâ. İstanbul kültürünü yansıtan mahalle geleneği o yılların filmlerine oldukça sık yansıtılırken, samimi arkadaşlıkların, komşuluk ilişkilerinin hâlâ devam ettiği bu mekanlar 1961 yılında çekilmiş iki filmde net anlatılıyor. Birincisi Osman Fahir Seden'in Mahalleye Gelen Gelin'i ikincisi Memduh Ün'ün Avare Mustafa filmi" diyor. Bu yıllarda İstanbul'un taşı toprağını altın olarak gören Anadolu insanı da hâlâ İstanbul'a göç ediyor. İstanbul'un Haydarpaşa Garı sinemada toplumsal değişimin sembol durağı olurken İstanbul'un güzelliğine açılan tek kapısı özelliğinde. Önen de "İstanbul, Anadolu insanı için bir ümit, saadet kenti gibi görülüyor. Refiğ'in Gurbet Kuşları (1964) Maraş'tan İstanbul'a gelen Bakırcıoğlu ailesi, İstanbul'a şaşkınlık ve hayranlıkla bakarken onu elde etmeyi düşlüyor. Yeni yerleştikleri evlerinden gördükleri İstanbul manzarası filmin ana karakteri. Film, İstanbul'un değişik mekanlarını kullanıyor. Refiğ'in 1964 İstanbul'unda Cihangir de var, bir gecede bitiveren gecekondular da. Örneğin Duygu Sağıroğlu'nun Bitmeyen Yol (1965) filmi de Haydarpaşa'da başlıyor. Yine para kazanmak için İstanbul'a gelen altı gencin hikayesi anlatılıyor. İstanbul'un dekorunda yaşayan filmlerden Yasak Sokaklar (1965) Feyzi Tuna'nın kamerasından yansıyor. Atıf Yılmaz'ın çektiği Ah Güzel İstanbul (1966) filminde Beykoz, herkesin birbirini tanıdığı, sıcak bir İstanbul semti olarak gösteriliyor. Sultanahmet Meydanı'nın beyaz karlar altında oluşundan tutun Boğaz manzaralı iskeleleri ve samimi insanlarıyla bir İstanbul güzellemesi" diyor.

DENİZE BAKAN SOKAKLARIN GÖZLERİNE MİL ÇEKİLMİŞ SANKİ
Yeşilçam'da elbette İstanbul'da geçen aşk hikayelerinin anlatıldığı birçok film var. Belgeselde Akad'ın Vesikalı Yarim'i (1968) İstanbul'la buruk bir aşkı özdeşleştiriyor. Aynı yıl Orhan Aksoy'un Kadın Asla Unutmaz filminde İstanbul renkli karelerle yansıtılıyor. Filmde liseli kızlar Sultanahmet Camii, Rumeli Hisarı, Dolmabahçe Sarayı gibi mekanları mutlulukla dolaşıyor. 1970'lerde siyah- beyaz değil, renkli bir İstanbul var karşımızda. Erksan'ın Süreyya'sında (1972) başrol oyuncusu Emel Sayın'ın şarkıları eşliğinde İstanbul'u izliyoruz. Akad'ın Gelin (1973) filminde İstanbul hâlâ göç alan bir şehir. Belgeselde filmde yaşaması zor bir kent olan İstanbul'un bir mutluluk kenti olmayı sürdürdüğü vurgulanıyor. 70'lerde vurdulu kırdılı filmler Yedikule, Rumeli Hisarı gibi tarihi mekanlarda, renkli bir şekilde çekiliyor. Ardından İstanbul Boğaz Köprüsü'yle tanışıyor; Yeşilçam'ın yeni gözdesi de Boğaz Köprüsü oluyor. Kartal Tibet'in Sultan (1978) filmi ise İstanbul'un gecekondularla kaplı yüzünü gösteriyor. 30'lu yıllardan başlayıp 70'li yıllara kadar uzanan belgesel için "Yeşilçam'ın gözünde İstanbul daima umudun ve aşkın başkenti oldu" diyen Veysel Karani Önen kaybettikleri hakkında: "Bugün İstanbul'da Yeşilçam filmlerinde anlatılan 'İstanbullu' yok. En net ve acı kayıp bu. Sonra semt hayatı ve dokusunun yok olduğunu görüyoruz. Şehrin görünümündeki değişiklikler de etkileyici. Eski Galata Köprüsü, yaşayan, gürül gürül akan bir mekanmış. Sahil yollarının neleri silip süpürdüğünü bu filmlerden gördük. Denize bakan sokakların gözlerine mil çekilmiş sanki. Sokak öylece denizden uzaklaşmış. Şehrin mimari dokusu bozulmuş. Estetik kaygı taşımayan yapılar çoğalmış. Eski İstanbul kel bir şehir; tek tük ağaçlar var. İstanbul'daki en önemli değişiklik yeşilin ve ağacın çoğalması."