X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Marmara'nın delisi de çoktu dahisi de...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Marmara'nın delisi de çoktu dahisi de...

  • Giriş Tarihi: 29.3.2015
Marmara'nın delisi de çoktu dahisi de...
Marmara'nın delisi de çoktu dahisi de...

Bu hafta vizyona giren Bizim Hikaye filminin hatırlattığı Marmara Kıraathanesi Türkiye'nin düşünce ve siyaset hayatına yön veren birçok önemli ismi buluşturan bir yerdi. Mekanın canlı şahitlerinden Mehmet Niyazi Özdemir, Marmara Kıraathanesi için "Burasının delisi de çoktu dahisi de" diyor

İçerisinde 400 kişinin olduğu bir kıraathane hayal edin. Masaların çoğunda gelip giden çaylar eşliğinde kağıt oyunları oynanırken bir başka masadan tavla şakırtıları duyuluyor. Bu bildik görüntülere uymayan başka masalar dikkatinizi çekiyor. İlmi ya da felsefik bir tartışma nedeniyle yükselen seslere birazdan bastonların da dahil olması an meselesi. Çayınızı yudumlarken gözünüze Necip Fazıl da takılabilir, Sezai Karakoç da. Bir köşede Muzaffer Ozak Hoca'nın dervişleriyle yaptığı şen şakrak muhabbetine de dahil olabilirsiniz, Nihal Atsız ya da Nurettin Topçu'ya da kulak verebilirsiniz. Bugün ancak bir film setinde rastlayabileceğimiz meşhur Marmara Kıraathanesi'nden bahsediyoruz. Dönemin birçok ünlü yazarı, üniversite hocası ya da şairinin her akşam Beyazıt'ta buluştuğu bu mekanın adı Marmara Kıraathanesi. Müdavimlerine ise Marmaratör deniyor. 1957'de açılan ve 1983'te kapanan kıraathanenin bir halk akademisi olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bu hafta vizyona giren Bizim Hikaye filminde Necip Fazıl'ın görüntüsü eşliğinde selam çakılan Marmara Kıraathanesi'ni konuşmak için dönemin canlı şahidi Mehmet Niyazi Özdemir ile buluştuk. Yazar ve fikir adamı kimliğiyle tanıdığımız Özdemir aynı zamanda bu ünlü mekanı Deliler ve Dâhiler isimli romanıyla ölümsüzleştiren bir isim.

KAVGA EKSİK OLMAZDI
Özdemir 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne başladığında adımını atmış buraya. O ilk günü dün gibi hatırlıyor: "Elimde neredeyse 5 bin sayfalık kitap vardı. Bir yağmur başladı ve ben o kahveye sığındım. Biri uzun diğeri kısa iki adam vardı ve kısa boylu olan diğerine acayip hürmet ediyordu. Benim elimde kitapları görünce 'Gel şöyle buraya otur, seni imtihan edelim. II. Mahmut'un ölüm tarihini günü ile birlikte söyle' dedi. Benim de aklımda kalmış. '1 Temmuz 1839' dedim. Derken etrafımıza birileri daha oturdu. Bizi tarih sahnesinden geçmişe doğru götürmeye başladılar. Meğer ufak adam Ord. Prof. Mükrimin Halil İnanç uzun adam ise Emin Ali Çavlı imiş. Ondan sonra ne zaman boş anım olsa Marmara Kıraathanesi'ne gitmeye başladım. Marmara'dakiler birbirine fazla selam vermezdi. Herkesin ayrı bir masası vardı. Kavga ve ateşli tartışma eksik olmazdı." Bu kavgalardan birisinin Mükrimin Halil Yinanç ile Münir Çağıl arasında 'Felsefe ilim midir, değil midir' tartışmasından çıktığını belirtiyor Özdemir. Çağıl 'felsefe ilimdir' diye ısrar ederken Yinanç felsefenin bir düşünce sporu olduğunu beyan edince son sözü bastonlar söylüyor. Özdemir, kıraathanenin dahisinin de delisinin de çok olduğunu kaydediyor gülümseyerek. Buraya takılan isimlerin gerçekten ilginç kişilikler olduğunu belirten Özdemir hatıraları arasından bir olayı daha aktarmadan edemiyor: "Almanyalı bir felsefeci ve eşi vardı. İkisi de filozof yani. Biz Beyazıt'ta Çınaraltı'nda otururken bizim Marmaratörlerden Filozof Cemal geldi. Cemal iki sene felsefe okuyup ayrılan ve kahvelerde sürten birisiydi. Bunlar bir tartışmaya başladılar ki görmelisiniz. O zaman anladım ki, Filozof Cemal hakikaten büyük filozofmuş! Almanlar ağzı açık dinlediler onu. Artık neredeyse her akşamı kıraathanenin müdavimi olan Mehmet Niyazi Özdemir, Türk edebiyat ve siyaset hayatına yön veren birçok ismi de tanıyacaktır burada. Adnan Menderes, Necip Fazıl, Nihat Atsız, Nurettin Topçu, Sezai Karakoç, Saip Atademir, Nuri Karahöyüklü, İzzeddin Şadan, Muzaffer Ozak, M. Şevket Eygi, Osman Yüksel Serdengeçti, Zeki Eyüboğlu, Necmeddin Türinay, Emin Işık, Üstün İnanç, Alparslan Türkeş, 27 Mayıs darbecilerinden Dündar Taşer ve niceleri...

HALK AKADEMİSİ

Halk partililerden komünist düşünceyi savunan önemli isimlere kadar birçok kişinin geldiği Marmara Kıraathanesi'ne Necip Fazıl, Nurettin Topçu ve Nihal Atsız geldiğinde herkes onları dinlermiş. Dönemin öğrenci liderlerinden olan Mehmet Niyazi Özdemir, sağ kesimin bir iktisat projesi olmadığı için Marmara Kıraathanesi'nde oturup Das Dava isimli iktisadi doktrin kitabını yazmalarını şöyle aktarıyor: "Mao Mehmet dediğimiz bir abi vardı. İçeri kim girse 'Bu polis' derdi. O söyler, ben yazardım ve böylece Das Dava, 300 sayfayı geçti. Kitabı yazdırırken iki cümle söyler ve sonra Beyazıt Meydanı'na dolaşmaya çıkardı. Derdi de 'Ben yanlarında değilim' görüntüsü vermekti." Bir devri besleyen Marmara Kıraathanesi'ni yıktıran ise kendisi de bir Marmaratör olan Eminönü Belediye Başkanı Tahir Aktaş olmuş. Özdemir "Şark yaz-boz tahtasıdır, Avrupa'da tekamül vardır. Avrupa medeniyet ortaya çıkardı, biz hâlâ yaz-bozun arasında geziniyoruz. Milletimiz böyle..." diyor.

MENDERES İÇİN TÜNEL PROJESİ 'MARMATÖR'LERDEN
"Darbe döneminde baskı vardı Marmara Kıraathanesi'ne. İstihbaratçı çoktu orada. Marmaratör'lerden bir kısmı da 60 darbesinin içindeydi. Mesela Selim Paşa, Marmara'ya gelip giderdi. Marmara'ya takılanların hepsi Menderesciydi ama. Üç Marmaratörcü olan Hakkı Morgül, Manitacı Vehbi ve Tahsin Marmara bir gün Zeytinburnu'nda denize karşı bir meyhanede konuşmuşlar. Bunlar Yenikapı'dan tünel kazarak Yassıada'dan Menderes'i kurtarmayı ve onu Ankara'ya götürme üzerine uçuk konuşmalar yapmışlar. Bunları birileri ihbar ediyor ve o gün yakalandılar. Mahkemelerine ben de gittim. Hakim suçlarını anlatınca Hakkı Morgül "Zeytinburnu ile Yassıada arası 80 km eder. Denizin altından bir adam girecek ve Menderes'in hücresinden çıkacak öyle mi? Bunu Amerikan fenni bile yapamaz. Ben yapıyorsam bana 'bravo' deyin. Ayrıca ben Menderes'i Ankara'da Türk ordusunun başına getirececek kudrette isem bu orduyu lağvedin" dedi. Hakim masanın altına eğilip gülüyordu o konuşurken. Hepsi beraat etti ama tam dokuz ay yattılar içeride."

DÖNEMİN İNTERNETİYDİ
"Burası internet gibi bir yerdi. Muhabirler oraya takılırdı. Dünyanın her yerinde olan bir hadise üç gün sonra bizim gazetelere manşet olurdu ama biz onu Marmara'da hemen duyardık. Figaro Ahmet, Le Monde Hasan dediğimiz insanlar vardı ve bunlar o gazeteleri günlük takip ederlerdi. Orası çağın internetiydi. Kim, neyi ararsa bulurdu. Böyle bir kıraathanenin bir daha olması zor. Bu doğal bir buluşma idi. Öyle adamlar da kalmadı çok."

TEK KADINI MADAM
"Marmara Kıraathanesi'ne sadece bir tane kadın takılırdı. Rum bir kadındı ve biz ona 'Madam' derdik. Bizim verdiğimiz paralarla geçinirdi. Herkes bir şeyler verirdi. Yanımıza oturur ve dinlerdi sadece. Pek konuşmazdı. Bir gün içeri girdi ve 'Kur'anı bastılar' diyerek hüngür hüngür ağladı. Meğer Beyazıt Camii'nin orada Kur'an satan birini polis götürmüş. Herkesin polis olduğundan şüphelenen Mao Mehmet, Madam'ın da polis olduğuna inanırdı."