X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yakışıklılığıma sırtımı dayamadım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yakışıklılığıma sırtımı dayamadım

  • Giriş Tarihi: 29.3.2015
Yakışıklılığıma sırtımı dayamadım
Yakışıklılığıma sırtımı dayamadım

Engin Öztürk rol aldığı iki televizyon dizisiyle seyirciden tam not aldı. Sadece sarışın ve yakışıklı bir adam olmadığını, sektörde uzun süre adının anılacağını ispatladı. Şimdilerde gülümsemesiyle konuşuluyor

Engin Öztürk bir anda hayatımıza girdi... Seyirci ilk olarak Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisinde farketti ondaki ışığı... Yakışıklı, sarışın ve güzel gülen bu adamın belli ki yolu açıktı... Muhteşem Yüzyıl'da Sultan Selim olarak karşımıza çıktığında sadece yakışıklı değil aynı zamanda iyi bir oyuncu olduğunu da kanıtladı. Bugünlerde gülümsemesiyle gündemde. Signal White Now Men'in dijital reklam kampanyasının yüzü olan Öztürk'le, hayatını, hız kesmeyen yükselişini, hakkında çıkan magazin haberlerini konuşmak üzere sözleştik.... Galata'da yüksek tavanlı bir evde buluştuk. Gülümsemesi ve enerjisi sanırım Engin Öztürk'ün ilk bakışta fark yaratan özellikleri... Biraz daha vakit geçirince, samimi, dürüst, zeki, donanımlı, oyunculuk adına çalışan ve üreten biri olduğu izlenimini edindim... Asker bir babanın oğlu ve üç ablası var. Ailesine çok bağlı, biraz da geleneksel biri. Doğup büyüdüğü Eskişehir'in etkisinde kalmış hatta Eskişehirsporlu? Üstelik Eskişahirspor ikinci tuttuğu takım değil, tek tuttuğu takım! Ve en önemlisi kendini ifade etmeyi çok iyi biliyor. Ne diyelim, yolu açık olsun! Gerisini onun cümleleriyle aktarayım;

- Bana göre oyuncu ne kadar kendi gibiyse, ne kadar orijinalse fark yaratıyor. Siz bu anlamda samimi biri olduğunuzu söyleyebilir misiniz? - Samimiyet birinci kural. Yalan söylemektir bizim işimiz ama yalanı öyle bir inanıp söylememiz gerekir ki, burada da samimiyet olmazsa olmaz. Sana bir yalan söylesem, yalan söylediğimi anladığın anda arkadaşlığımıza bir mesafe koyarsın... Dolayısıyla samimiyetimi eksilttiğimde ve yalan söylediğimde, hem arkadaş olarak hem de oyuncu olarak beni beğenmiyor hale gelirsin.

- Eskişehir'de doğmuşsunuz... Ne kattı size Eskişehir?
- Babam askerdi ve 11 yaşıma kadar askeri lojmanda büyüdüm. O yaşa kadar şehri yaşamadım. Eskişehir nasıl bir şehirmiş bilemedim. 11 yaşımdan sonra, babam emekli oldu ve Eskişehir'de lojmanın tam zıttı, çok özgür olan bir yere taşındık. O zaman anladım o şehri. Üniversitenin kattığı enerjiyle öğrencilerin yönettiği bir şehir. Para piyasasını da, eğlenceyi de öğrenci belirler orada. Amsterdam'ı nasıl turist yönetirse, Eskişehir'i de öğrenci yönetir.

- Üç ablanız varmış, bu kadar kadınlı bir ortamda büyümek sizi nasıl etkiledi?
- Kadınları daha iyi anlamama katkı sağladı sanırım. Kadınların hallerinden anlamak diye bir durum vardır. Ben annemle birlikte dört kadının daha evin içindeki tüm hallerini biliyorum. Sadece ev hallerini değil, dışarıda eşleri, dostları, sevgilileri ile yaşadıklarını biliyorum. Âşık olduklarında neler yaptıklarını, evlendiklerinde neler olduğunu biliyorum. Sanırım bu kadın olma hallerini diğer erkeklere göre bir tık daha iyi anlıyorum. Bu durumdan da hiç bir zaman şikayetçi olmadım. Onlarla geçirdiğim yılların daima hayatımı zenginleştirdiğini düşünüyorum.

- Babanızın asker olması evde bir disiplin atmosferi yarattı mı?
- Evet, asker bir babanın çocuğuyum ve tek bildiğim aile ortamı bu. Diğer ailelerde realite nasıldır çok bilemediğim için bu soruya tam bir cevap veremiyorum. Bana yara bırakacak bir disiplin ya da beni inanılmaz disiplinli yapacak bir otorite altında büyümedim. Son çocuk olduğum için, 11 yaşımdayken babam emekli olmuştu. Emekli olunca babam da o askerlik havasından bıçak kesmiş gibi çıkmıştı. Kendini daha sivil olan adam haline bıraktı. Ben asker babanın disiplini altındaki çocuk olmadım hiç bir zaman.

- Siz de neredeyse asker olacakmışsınız... Kimin kararıydı bu?
- O dönem ailem istedi. Ben de 'Olabilir mi acaba' dedim... Askeri eğitim, içine girmeden, yaşamadan anlaşılacak bir durum değilmiş. Zaten girdiğin sistemi anlayıp kabullenmen için bir zaman gerekiyor, öyle üç gün sonra 'Hadi ben çıkıyorum' diyebileceğin bir yapıda değil bu eğitim. Ben üç buçuk yıl aldım bu eğitimi.

- Niye olmadı?
- İlerleyen yaşlarımda kendimi orada göremedim. İlerleyen yaşlarına dair herkesin hayalleri vardır, benimkinin o olmadığını anladım. Ama bunu anlamak, kendini buna hazırlamak ve hazırladıktan sonra ortam

İNSANI İŞİNE KARŞI ISLAH EDEN BİR HAVASI VAR ANKARA'NIN

- 'Oyunculukmuş yapmak istediğim şey' fikri nasıl oluştu?
- Bu da bir denemeydi, belki bundan da mutsuz olacaktım bir gün ama denemeyi çok istedim. Ve oyunculuğa âşık oldum. Kendimi 100 yaşında bile oyuncu olarak görebiliyorum. Oyunculuktan emekli olmak gibi bir niyetim, beklentim de yok!

- Ankara'da konservatuvar okumuşsunuz. Oradan İstanbul'a gelince popülerliğe yelken açtınız. Hoşunuza gitti mi?
- Ankara Türkiye'de çağdaş tiyatronun temellerinin atıldığı yer. Ama Ankara'da sosyal yaşam kısıtlı ve sınırlı olduğu için insanlar kendilerini daha çok işlerine veriyorlar. Ankara'da yapacak çok bir şey olmadığı için, arkadaşlarımızla öğrenci evinde sekiz-on kişi oturup konuşurken, birden gecenin üçünde 'Hadi okula gidip, tiradımıza çalışalım' dediğimiz çok olmuştur. İnsanı işine karşı ıslah eden, eğiten bir havası var Ankara'nın. En çok bana bu yönde kattıklarını seviyorum... Ama bir süre sonra İstanbul kaçınılmaz. Fırsatlar daha fazla, eğer elinizdeki kartları da doğru oynar ve hedefinize odaklanırsanız benimki gibi bir meslekte popüler olmamanız mümkün değil.

- İstanbul'a geldiniz hayalleriniz vardı ama realite duvara toslar gibi bir etki yarattı mı?
- Okuldayken 'Tiyatro yapacağım, şunu da yapacağım, bunu da yapacağım, yurtdışına gidip eğitim alacağım' diye düşünüyorsun. Ama realite buna çok fazla izin vermeyebiliyor.

- Kariyerinizde şans sizden yanaydı sanırım...
- Sadece şans değildir, hislerimin de kuvvetli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle tercihlerim de çoğunlukla hep isabetli oldu. Bütün bunların yanında çok da çalıştım doğrusu. Eli yüzü düzgün çocuk, sarışın yakışıklı çocuk durumunun altına yatmak da vardı. Ama benim için esas olan oyunculuk, dolayısıyla oraya yatırım yaptım.

SAHİCİ VE İÇTEN GÜLERİM


- Gülüşüne övgü alan biri misiniz?
- Gülmek gözle de alakalı, dişle de alakalı. Bu konuda eleştiri almadım. Gülüşümü ben de severim. Güleceğim bir şey varsa gerçekten içten gülerim bu da karşı tarafa enerji olarak geçiyor sanırım. Bir övgü de almışsam bu nedenle almışımdır. Sahici ve içten gülmemden dolayı...

- 3 Nisan'da bir sosyal medyada bir sürpriziniz olacak. Bundan bahseder misiniz ?
- Mart ortasından bu yana 'Her şey bi gülüşüne bakar' videolarımızı paylaşıyoruz. Çekimler çok eğlenceli geçti, kamera arkasını izledikçe hâlâ gülüyorum. Çok güzel yorumlar alıyoruz. Asıl sürprizimiz 3 Nisan'da. Videolarımızı 3 Nisan günü yapacağımız Live Tweet Day'de interaktif hale getireceğiz. O gün ben Signal'in bütün sosyal medya hesaplarını hack'leyeceğim. Konuyla ilgili bir araştırma da yayınlandı.

- Toplumumuzda yaygın olarak bilinen gülmenin 'erkek işi' olmadığı ve 'erkek adam gülmez' inanışı net bir şekilde çıkmış araştırmada.
Bu sonuçlardan hareketle yaratılan 'Herşey Bi Gülüşüne Bakar' kampanyası bana geldiğinde fikri çok sevdim. Çünkü ben gülmeyi çok seviyorum ve gülmenin gücüne de inanıyorum. - Gerçekten 'Her şey bi gülüşüne bakar mı?'

- Tabi ki bunu her zaman söylemek mümkün olmayabilir.
Ama en güçlü gerçek; hayatımızda pozitif bakış açısının ve gülmenin her şeyi olduğundan daha kolay bir hale soktuğu. Samimi ve içten bir gülüşün karşısında hiç kimse duramaz. Bir gülüş bazen sözlerle söylenemeyecek kadar derin anlamlar ifade edebilir.

KIZ ARKADAŞIM OLURSA SÖYLERİM

- Fatmagül'ün Suçu Ne? ve Muhteşem Yüzyıl ile bir ivme yakaladınız. Ama ün çok kolay gelen bir şey. O popülaritenin havasına girdiniz mi? - Oyuncu olmak istedim ve oyuncu oldum, bir projede oynamak istedim ve oynadım. Sonrasında ün denen kimine göre madalya kimine göre sorumluluk kolyesi verildi. Popülerlik adına oyunculuk yapıyor olsaydım o elbise bende durmazdı. Allah korusun hatta ondan. O bir toz bulutu. Elde bir şey yok ki orada. - Oyuncu kirliliği yaşadığımız zamanlardayız... Yıllar boyu adı anılacak bir oyuncu olmak adına neler yapıyorsunuz? - Durmuyorum, fikren ve fiilen çaba sarf ediyorum. Bir oyuncunun yapması gereken şeyleri yaptığım sürece hayat bunu bana verir inancındayım. Mesleğime sadık kaldığım sürece, yaptığım şeylerin üstüne her gün yeni bir katkı sağladığım sürece, işler yolunda gider, belki de gitmez. - Yakışıklıyım durumuna güvenmiyorsunuz yani...

- Yakışıklılığın büyüsü beş gün. Altıncı gün, "Bizim Engin" oluyor... Kilit kelime oyunculuk.
- Peki özel hayatınızda durum nasıl? Magazindeki yansımanız oldukça hareketli... Gün geçmiyor ki bir kadınla anılmayın... - Yapılan gerçek dışı haberler işin aslı astarı araştırılmadan magazine hizmet ediyor. Masa başında resim altı dolduruyor, gerçek dışı haberler üretiyor. Bu maalesef birçok oyuncu arkadaşımın ortak sıkıntısı. Bu haberlerin kişilerin kariyerine etkisini düşünmüyorlar. Bir kız arkadaşım olursa bunu açıklamaktan çekinmem.

ÖLÜM DUYGUSUNU DEĞERLİ BULUYORUM

- Barmenlik yapmışsınız bir dönem, insan tanımaya olanak sağlayan bir meslek...
- 20 seçeneğim vardı da barda çalışayım diye seçmedim. O dönem oynadığım oyunun sahnelendiği yer bir bardı. Orası da böyle bir iş imkanı sundu. Öğrenciydim ve para kazanmam gerekiyordu. Bugün düşünüyorum da iyi ki böyle bir imkanı değerlendirmişim. Bana çok şeyler kattı. İnsan tanımak, davranışlarını gözlemlemek ve bunları kendime katarak büyümek orada öğrendiğim şeylerdi. Düşünsene sabah saat beşte kasa kapatıp, okula gidip, derslere çalışıyordum. Bunlar beni dağıtabilirdi ama dağıtmadı, topladı aksine.

- Gece ve gündüz insanlar farklı oluyor mu?
- İnsanın etrafını hangi duvar sararsa, biraz orası gibi oluyor. Barda başka biri oluyor insan, camide başka, bir sergide başka...

- Hepimiz oynuyoruz...
- Yalancılık değil bu ortama uyum sağlamak. Gece, insanı o anlamda değiştiriyor olabilir.

- Bugüne kadar deneyimlediğiniz en güzel duygu hangisiydi?

- Deneyimlemek adına en güzeli değil ama ölüm duygusunu değerli buluyorum. Öyle ki, hayattaki en kötü şey belki ama yaşadığını da hissettiriyor sana, neden yaşadığını da düşündürüyor ölüm. Birgün bu hayatın senin elinde olmayacağını düşündürüyor. Huzurla huzursuzluk arasında bir yerde bırakıp seni çalışmaya, hissetmeye, yaşamaya itiyor.