X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Babama söyleyin futbolcu oldum!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Babama söyleyin futbolcu oldum!

  • Giriş Tarihi: 5.4.2015
Babama söyleyin futbolcu oldum!
Babama söyleyin futbolcu oldum!

Alay konusu haline geldiği bir sezon sonrası yeniden doğan dev adam Fellaini, parlak bir kalecilik kariyerinin eşiğinden dönüp, otobüs şoförlüğü yaparak kendisini okutan, evde şut çalıştıran ilk antrenörü babasının hayallerini de gerçek kılıyor

Direksiyonun başındaki adam, bir yandan otobüsü kullanıyor bir yandan da geçmişi düşünüyordu. Meşhur bir kaleci olabilecekken, kendini Belçika'nın başkentinde otobüs şoförlüğü yaparken bulmuştu. Sadece kendi ülkesi Fas'ın değil Afrika'nın en önemli kulüplerinden Raja Casablanca'ya imza atmıştı gençliğinde. "Senin de sıran gelecek, sabret" dediler. Bekledi. Ama çok da sabredemedi. Kendini kanıtlamak istiyordu. Ve bir gün formadan ümidi kesti, şansını Belçika'da denemeye karar verdi. Onunla ilgilenen kulüpler vardı. Fakat Casablanca, lisansıyla ilgili sorun çıkardı. Bürokratik pürüzler bir türlü aşılamadı. Abdellatif Fellaini de en sonunda pes etti. Eldivenlerini çıkarıp, Brüksel'de otobüs şoförü oldu. Sonra, 1987'nin 22 Kasım günü oğlu Marouane'i kucağına aldığı günü hatırladı. Bebeğin kulağına "Belki ben başaramadım. Ama sen büyüyünce büyük bir futbolcu olacaksın" diye mırıldanmıştı.

MARATONCU NEFESİYLE DOĞDU
Onu küçük bir çocukken futbol okullarına yollayabilmek için, çoğu geceler fazla mesai yaptı. Çalışmadığı zamanlarda ise kaleye geçip Marouane'e şut çalıştırıyordu. Çocuk üzülmesin diye de bilerek gol yemiyor, tam aksine kalede bütün yeteneğini konuşturuyordu. Marouane bu oyunda yükselecekse, ona bu eğitimi vermeye mecburdu. Marouane Fellaini doğuştan öyle aman aman teknik değildi belki. Ancak yaşıtlarından onu ayıran bir başka Allah vergisi özelliği vardı: Fiziği... Daha okul yıllarında, akranlarına fark atan cüssesi ve maratonculara taş çıkartan nefesiyle parladı. Okula sabahları yaklaşık 10 kilometre koşarak gider, babası da bisikletliyle ona eşlik ederdi. Doğuştan atletti Fellaini... Zaten hayali de atletizmdi. Abdullatif onu yedi yaşındayken Anderlecht altyapısına yazdırdığında, Fellaini 10 bin metre koşucusu olmak istediğini söylüyordu. Ama babası onu futbola ikna etti. Babasının tayini yüzünden, üç sene sonra Anderlecht'ten mecburen ayrıldı. Yıllarca, daha amatör altyapısı olan kulüplerle yetinmek zorunda kaldı. Ta ki 17 yaşında Standard Liege'le ilk profesyonel sözleşmeyi imzalayana kadar. Ancak her gittiği yerdeki hocalarında fizik üstünlüğü kadar, kararlılığı ve çalışkanlığıyla iz bıraktı. Müthiş kondisyonu, 1.94'lük bir adamdan beklenmeyecek hareketliliği ve oyunun her iki yönündeki etkinliğiyle, takımının 2006'daki şampiyonluğuna büyük katkı yaptı. İki yıl sonra da, İngiltere'nin, Everton'ın yolunu tuttu. Transfer döneminin bitmesine dakikalar kala, 15 milyon sterlinle 'mavilerin' tarihinde en pahalı transfer oldu. Bu sezon başında Lukaku rekoru kırana kadar... Savaşçılığı, enerjisi ve 20 yaşında başka bir ülkeye gelmiş bir genç için şaşırtıcı uyum becerisiyle tribünlerin sevgilisi oldu. Her geçen maç daha çok Everton taraftarı kafasında, Fellaini'nin bağımsız bir bitki örtüsünü andıran saç modeli perukla tribünleri dolduruyordu. Hem defansif hem de ofansif orta saha oynayabilmesi ve çok yönlülüğü sayesinde Premier Lig'in en gözde isimlerinden biri oluverdi. Ve onu Everton'a kazandıran hocası Moyes'le birlikte geçen sezon başı, Manchester United'ın yolunu tuttu. Artık devler arasındaydı. Ama Avrupa bileti dahi alamadıkları kabus gibi sezonda, Fellaini bir anda 'alay konusu'na dönüştü. Sosyal medyanın eğlencesi oldu, karikatürler çizildi. Kendi tabiriyle 'günah keçisi' ilan edilmişti. Bu sezon başı, usta teknik adam Van Gaal'in onu takımda tutmasına kimseler ihtimal vermiyordu. Ama Hollandalı onu tutmakla kalmadı, adeta yeniden doğmasını sağladı. O eski, efektif, özgüvenli ve dinamik Fellaini geri dönmüştü.

SEVİLMESİ ZOR BİR ADAM
Belçika'da farklı etnik kökenden gençleri harman eden yeni altın jenerasyonun en 'iri kıyım' örneklerinden biri aynı zamanda Fellaini. Ve geçen hafta Belçika formasıyla iki maçta attığı gollerle de, aktif oyuncular içinde en çok gol (18) atan 'kırmızı şeytan' apoletini omzuna takıverdi. Evet, belki çok estetik değil tarzı. Sık sık başvurduğu dirsekleri ve sert faulleri düşünülürse sempatik de sayılmaz pek. Adı 'rakibe tükürme' olaylarına bile karıştı. Belki geçtiği yollar ve hırslı yapısı, belki biraz da vaktiyle ona 'çok nazik bir dev olmaya çalışma' diye tembihleyen babası sebep bu hallerine. Hem zaten öyle kocaman bir adam ki pek çok oyuncunun sahada yaptığı minder dışı hareketleri saklama şansı olmuyor haliyle. Ama sempatik icraatları da yok değil elbette. Misal, koordinasyonunu ve tekniğini geliştirmesi için çok mesai harcayan, bugüne gelmesinde büyük hisse sahibi Standard Liege akademisinden hocası Christophe Dessy'yi asla unutmadı Fellaini. Sık sık maçlara çağırıyor hâlâ. Ve bu dev adamın hem yükseliş hem de dibe vurduktan sonra geri dönüş hikayesi, çalışmanın, adanmışlığın ve asla vazgeçmemenin, sahada ve hayatta ne kadar çok şeyi değiştirebildiğinin kanıtı. Çalışmanın ve tabii size inanıp rehberlik eden bir babaya sahip olmanın...