Her smaç bir isyan

Giriş Tarihi: 19.4.2015
Her smaç bir isyan
Soğuk olurdu... Kalorifer peteklerinin dermanı yetmezdi ısıtmaya koca salonu. Şimdiki gibi modern tesisler yoktu o zamanlarda. Basketbol bugünkü kadar popüler bir kitle sporu da değildi. Futbol süslerdi o yıllarda hemen hemen her çocuğun düşlerini. Bizim çocuk, ülkenin en önemli basketbol okullarından İTÜ'de her cumartesi kursa giderdi. Bütün hafta o günü iple çekerdi. Hayali oyun kurucu olmaktı. Ne de olsa en afili pozisyon oydu parkede. Takımın beyni, en çok top kullanan adamı, yıldızı... Her antrenmanın sonunda çift pota maç yapılırdı. Sayı attığı, asist yaptığı zaman, ilk iş onu seyretmeye gelen anne babasına kayardı gözleri. Ama dedik ya o zamanlarda çok da akla yatkın ya da şimdiki gibi çekici bir kariyer planı değildi basketbol... Yarım bıraktı çocuk. Kovalamadı hayalini. Kabul, hata etti.

HAYALLERİN BEKÇİSİ OLABİLİR
Jan Vesely, bundan 24 yıl önce, o zamanlar daha ikiye bölünmemiş Çekoslovakya'nın Ostrava kentinde dünyaya gözlerini açtığında, bizim çocuk, parkeyi terk edeli çok zaman geçmişti. Ama Vesely aynı hatayı yapmadı, kovaladı hayallerini. Sırp Partizan takımıyla Final Four oynadığında daha 20 yaşındaydı. NBA'in yolunu tuttuğunda ise 21... Üç yıllık NBA macerası başta kendisi, pek çokları için hayal kırıklığı oldu fakat. Oysa Washington Wizards onu ilk turda 6'ncı sırada draft ettiğinde, ABD'deki kariyerine, adı anons edilince kız arkadaşına sarılıp öperek başlayan genç adamdan beklenti yüksekti. Ama bu kadar yüksek bir sıradan draft edilip NBA'de üç sezondan fazla kalamayan tarihteki 7'nci oyuncu diye kayıtlara geçti. Sezon başı imza attığı Fenerbahçe'nin geçmiş yıllar nice canını yakan pek çok yarasına pansuman oldu. 2.13'lük boyundan beklenmeyecek sürati, müthiş atletizmi ve ayaklarının çabukluğuyla fark yaratıyor. Kolları sanki daha da uzun bir bedenden transfer edilmiş gibi, bitmek bilmiyor. O kollarla, potadan dönen her topa, NBA'de kendini kanıtlamak için bahşedilmiş ikinci, hatta son bir şans gibi iştahla saldırıyor. Ribauntlar onun için sadece bir istatistik, bir hücum ya da savunma hamlesi değil, geçen üç yılda üzerinde kontrolünü kaybettiği kaderini yeniden avuçlarının içine alma fırsatı sanki. Her vurduğu smaçla, NBA'de tutunamayışının hıncını çıkarıyor bir anlamda. Ve yüzünde sınır tanımaz bir hırsla, çoşmuş tribünlere doğru yürüyüp bağıra bağıra dudaklarından döktüğü kelimeler de, "Ben Vesaly'im, daha bitmedim" haykırışı, "Fos çıktı" diyerek ona burun kıvıranlara. Ama sadece bu kadar değil Vesely... Maccabi ile geçen hafta son sekizdeki ilk maçta, Fenerbahçe için işler çok ters giderken, Bozkurt Yılmaz'ın çok güzel tasvir ettiği gibi "volkanın ilk kıvılcımını ateşleyip" maçı hatta turun kaderini döndürürken, yan koltukta oturan eşime ilişti gözlerim. Maçları göz ucuyla bile izlemezken, elindeki dergiyi bırakmış, büyülenmişçesine 'helikopter' Vesely'yi seyre dalmıştı. "Nasıl bir adam bu" diyebildi hayranlık ve şaşkınlıkla. Sadece salonu dolduran basketbol tutkunlarıyla değil, oyuna ilgisiz insanlara bile ulaşıyordu Jan'ın elektriği. Jan Vesely farkında değil belki ama bir başka misyonu daha var artık. Bu performansla, ama asıl önemlisi bu adanmışlık ve yürekle devam ederse parkeleri sallamaya, yolun başındaki çocukları, gençleri, hayallerini yarım bırakmaktan alıkoyabilir. Evet, süper yetenekli bir oyuncu değil belki. Fakat çok iyi bir şutör olmadan ya da 1 numara oynamadan da 1 numara olunabileceğini onlara gösterebilir. İleride bir gün "Vesely'yi seyrettim ve basketbolcu olmaya karar verdim" diyen yıldızların hikayelerini okuyabiliriz gazete satırlarında. Ve siz de bir gün o çocuk gibi, başkalarının hikâyelerini değil kendi hikayenizi yazmak istiyorsanız, hayallerinizi öyle kolay kolay koyvermeyin bu hayatta.
ARKADAŞINA GÖNDER
Her smaç bir isyan
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz