X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sümbül Efendi Camisi'nde yatan üç sultan
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sümbül Efendi Camisi'nde yatan üç sultan

  • Giriş Tarihi: 21.6.2015
Sümbül Efendi Camisi'nde yatan üç sultan
Sümbül Efendi Camisi'nde yatan üç sultan

Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'in kızları Hz. Fatıma ve Hz. Sakine'nin ve Bizans İmparatoru Konstantin'in Müslüman olan kızı Prenses Katerina'nın türbeleri, Sümbül Efendi Camisi'nde bulunuyor. İşte Sümbül Efendi'nin keşfettiği kabirlerin ve onun el verdiği Merkez Efendi'nin hikâyesi...

İstanbul'un birçok tarihi mekânında derin hikayeler gizli. Bir zincirin halkası gibi birbirine bağlı hikâyelerin yaşandığı İstanbul Fatih Kocamustafapaşa Mahallesi'nde bulunan Sümbül Efendi Camii'nin avlusunda yer alan üç kabir de buna bir örnek. Sümbül Efendi Camii, küçük ama şirin bir cami. Avlusunda korunmaya alınmış anıt bir selvi ağacı, kuşlar için bir su çeşmesi ve selvi ağacının dikili olduğu bir kabir ve yanyana yatan iki kız kardeşin kabri ve Sümbül Efendi'nin türbesi dışında başka kabirler de bulunuyor. Bu kabirlerde gömülü üç kadının hikayesi ise apayrı. Biz de Sümbül Efendi Camii'ne gidip bu önemli isimlerin yaşam hikayelerini türbeler hakkında bilgisi olanlardan dinledik. Rivayete göre çok dindar bir Hıristiyan olan Konstantin'in kızı Prenses Katerina, İstanbul'un fethinden sonra eski bir manastırdan camiye çevrilen Sümbül Efendi Camii'nin yer aldığı Doğu Roma İmparatorluğu'ndan kalma Andreas Manastırı'na rahibe adayı olarak katılır. İmparator babası, kızının bu isteğine onay verir. Ama Bizans'ın eline esir olarak düşen Çifte Sultanlar yani Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'in kızları Hz. Fatıma'yla Hz. Sakine bu manastıra gönderilerek Hıristiyan olmaları için zorlanır. Hıristiyan olmaları için de iki kız kardeşe bir ay gibi bir mühlet tanınır.

KATERİNA SARI SIDIKA ADINI ALIR

Ama işler hiç de imparator Konstantin'in istediği gibi gitmez. Çünkü manastırda bulunan kızı Katerina, iki kız kardeşten o kadar çok etkilenir ki, kendisi Müslüman olmaya karar verir. Artık adı Sarı Sıdıka'dır. Prenses Katerina'nın Müslüman olmasına Konstantin büyük tepki gösterir; iki kız kardeşi mahzene kapattırır. Bir süre sonra, bir gece bulundukları mahzenden nurlu bir ışık yayılır. Mahzenin kapısı açıldığında görülür ki, Çifte Sultanlar son nefeslerini vermişlerdir. Prenses Katerina yani Sarı Sıdıka da bir süre sonra ölür. İstanbul'a geliş ve ölüm şekilleriyle ilgili birçok rivayet olsa da bu tarihi kişiliklerin ölümlerinin ardından manastırın bahçesine gömüldükleri söylenir. Aradan yüzyıllar geçer. İstanbul'un fethinden sonra 529 yılın ardından manastırdan camiye çevrilen bu yer ise Halveti tarikatının Sümbüliye kolunun kurucusu olan Sümbül Efendi'nin dergâhının bulunduğu yer olur aynı zamanda. Tarikatının temelleri attığı gibi gönülleri de fetheder bu zat. Gün gelir Sümbül Efendi, keşif yoluyla bulur kabirleri. Rüyasında gördüğü üzere Hz. Peygamber torunları Hz. Fatıma ile Hz. Sakine isimli iki kız kardeş Sümbül Efendi Camii'nin avlusunda mefdundur. Hemen bulunan mezar kabir olarak hazırlanır. Yıllar sonra II. Mahmud ise gördüğü rüya üzerine Çifte Sultanlar'ın etrafını ve üstünü zarif bir parmaklıkla çevirir. O gün bugündür Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'in kızları Hz. Fatıma ve Hz. Sakine yani Çifte Sultanlar bize emanetçidir. 15. yüzyılda yaşamış olan Allah dostu Sümbül Efendi ise aslen Amasya Merzifon'un Borlu kasabasından. Küçük yaşlarında ilim peşinde koşan, 14 yaşında İstanbul'a yine ilim uğruna gelen, devrin büyük alimlerinden dersler alıp kendini yetiştirdikçe yetiştirmiş bir zat o. Asıl adı Yusuf-u Sinan olan Sümbül Efendi'nin Sümbül ismini almasının ise apayrı bir hikayesi var. Anlatılana göre devrin en büyük alimlerinden Efdalzade Hamimüddin Efendi'den ders almaya başlayan Sümbül Efendi, bir gün hocası Mehmet Cemalettin Efendi'nin öğrencilerinden çiçek getirmelerini isteyince diğer öğrenciler birbirinden güzel çiçeklerle hocalarının huzuruna çıkıverir. Yusuf-i Sinan ise hocasının karşısına solmuş bir sümbülle çıkagelir. Hocası bunun hikmetini sorduğunda ise "Hangi çiçeğe el attıysam hepsi Allah'ı zikir ve tespihle meşguldü. Onları dalından koparıp da Allah'a ülfetlerini kesmeye gönlüm elvermedi. Baktım bu zavallı sümbül dalından kopmuş, ben de bu çiçeği size getirdim" deyiverir. Bu olaydan sonra hocası Sümbül lakabını takar ona.

MERKEZ EFENDİ İSMİNİN KÖKENİ

Kim Sümbül Efendi'yi görse elinde, sarığında ve dergahının çevresinde sümbüllerle haşir neşir olduğuna tanık olur. Böylece halk arasında da ismi nam salar. 47 yaşında şeyhlik makamına çıkan, 33 yıl Sümbül Efendi Camii ve dergahında hizmet veren bu Allah âşığı, Çifte Sultanlar'ın ayakuçlarına gömülmeyi vasiyet ettiği için 80 yaşında vefat ettiğinde, Çifte Sultanlar'ın ayakuçlarına ve daha alçak bir seviyede defnedilir. Topkapı'da türbesi bulunan Merkez Efendi ise Sümbül Efendi'nin hem damadı, hem talebesi, hem de Halvetiyye'nin Sünbüliyye kolunun şeyhidir. Merkez Efendi, Osmanlı'da yaşadığı dönem çeşitli medreselerde tefsir, hadis, fıkıh ve tıp alanında yetişen bir isim. İsminin hikayesi de Sümbül Efendi'ye dayanıyor. Sümbül Efendi, gerçek ismi Musa Muslihuddin olan Merkez Efendi'nin de bulunduğu bir ders sırasında öğrencilerine bir gün bir soru sorar. Der ki: "Alemi siz yaratsaydınız ve kudretiniz olsaydı, neleri değiştirirdiniz?" Her bir öğrenci hocalarına farklı farklı cevaplar verir; kimi dünyadaki her şeyi değiştireceğini söyler, kimi bütün kötülükleri ortadan kaldıracağını... Musa Efendi ise "Mümkün olsaydı, her şeyi merkezinde bırakırdım. Alem öyle bir nizam içinde ki, buna bir şey ilave etmek veya bir şeyi eksiltmek düşünülemez" deyince Sümbül Efendi'nin hoşuna gider bu ve: "Öyleyse bundan sonra ismin Merkez Muslihuddin olsun" der. Bundan böyle halk arasında da Merkez Efendi ismiyle anılır olur. O aynı zamanda mesir macununu yapmasıyla da ün salmış bir isim. Kanuni Sultan Süleyman ve Şah Sultan'ın annesi Hafsa Sultan'ı, Manisa'da mesir macunuyla iyileştirmesinden ve tasavvuf lideri olarak padişah ve sultanın gönüllerinde yer eder. Şeyhi Sümbül Efendi vefat ettikten sonra ise o dönem İstanbul'un en önemli tasavvuf merkezlerinden biri olan Topkapı'daki tekkesine çekilip öğrenciler yetiştirir yıllarca. 63 yaşına geldiğinde ise Hz. Muhammed (s.a.v) aşkı ona "Hz. Peygamber 63 yaşında öldü, bu yaşta yerüstünde yaşayamam!" diyerek yeraltındaki çilehanesine çekilir. Ölümüne kadar da çilehanede tefekkür ve ibadetle sürdürür hayatını. 92 yaşında vefat ettiğinde de Merkez Efendi Camii'ndeki bahçeye defnedilir. Yüzyıllardır her daim hürmet edilen bu zatların türbelerini ziyaret etme geleneğine göre ise Sümbül Efendi'yi ziyaret ettikten sonra Merkez Efendi türbesini ziyaret etmek usuldendir.