X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Anneler sayesinde varım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Anneler sayesinde varım

  • Giriş Tarihi: 5.7.2015
Anneler sayesinde varım
Anneler sayesinde varım

Zahide Yetiş, atv'nin sabah kuşağını sunuyor. Erkek izleyicisi de var ama kadınlar ona bayılıyor. O da bu sevginin hakkını veriyor, acısını sevincini ekrandan izleyicisiyle paylaşıyor. Yetiş'le bir araya geldik ve sırrını sorduk

O gündüz kuşağının fenomeni hatta sultanı. Ev hanımları ona bayılıyor. O ekrana çıktığında özellikle kadınlar için hayat duruyor. Anneler, teyzeler onun için "Zahide dedi ki..." diye başlayan cümleler kuruyor, sanki kapı komşusunun kızından bahseder gibi. O kadar seviliyor yani. Birçoklarının ideal gelin prototipi... Allah için o da bu sevginin, ilginin hakkını veriyor. Annesi ve müstakbel kayınvalidesini de çağırıp, kınasını stüdyoda milyonların önünde yaptı. Nikahı Paris'te oldu ama o seyircisini unutmadı, temsili bir düğün organizasyonunu stüdyoda gerçekleştirdi. Annesi hayatını kaybettiğinde gözyaşlarına boğulduğu yer yine stüdyoydu. Neredeyse hayatının tüm iniş çıkışlarını stüdyoda izlediğimiz Zahide Yetiş'ten söz ediyorum. Peki Zahide Yetiş bu kadar kadını kendisine nasıl bağladı? Yetiş'in bu kadar sevilip, izlenmesinin nedeni belki de onun bir filme konu olabilecek hayat öyküsünde gizli. Acıyı da sevgiyi de dışlanmayı da yaşamış Zahide Yetiş. Anlıyor o yüzden karşısındakini. O anladıkça, izleyenleri onu daha çok seviyor... Annelerin gözdesi Yetiş'le yeni kitabı Şifa Niyetine'yi bahane ederek buluştuk, evliliğini, hayatını ve atv'de yayınlanan programını konuştuk.

- Gündüz kuşağını nasıl tanımlıyorsunuz?
- Türk halkının özellikleriyle bütünleşen bir saat dilimi. Her programın tutması mümkün değil. Cannes'a gidip bir araştırma yaptık, formatı değiştirelim daha da iyileştirelim diye ama yurtdışındaki gündüz kuşaklarının burada tutması olası değil. Deneklerin ne derece izlenme oranlarını yansıttığı tartışılır ancak ekrandaki kavga gürültü birbirini çekiştirme çoğaldıkça izlenilirlik artıyor. Bu da beni çok üzüyor tabii...

- Kimler izliyor sizi?
- Kavga, gürültüden ve dedikodudan bıkan, biraz nefes diyenler izliyor sanırım. Farklı yaş ortalamasındaki kadınlar, erkekler hatta çocuklar. Çünkü anneanneleri, babaanneleri takip ediyor, çalışıp erken eve geleni var, torun bakanı var... Anneanne ve babaannelerle iyi anlaşırım, o yaş grubuyla iletişimim çok iyi çünkü beni de babaannem büyüttü. Genelde: "Biraz eğlenelim, biraz bir şeyler öğrenelim" diyenler izliyor beni. Artık konuk olarak ünlü görmek istemiyor seyirci. Asıl görmek istedikleri gerçek halk ve halkın duyguları. Öğreten kişi de görmek istemiyorlar.

SENİN GİBİ GELİNİM OLSUN

- Siz bu kitleyi nasıl yakaladınız. Neyinizi sevdiler?
- Bilerek yaptığım bir şey yok. Seyirci ya sever ya da içine sindiremez. Çocukluğumdan beri ekrandayım ama İstanbul'a geldiğimde bambaşka bir dünya başladı benim için. Dünyam değişse de ben değişmedim. Magazinim yok, kimseyle dedikodum çıkmaz, evimde, işimdeyim. Ne aldığım para ne eşimle kavgam ne de birine attığım laf konuşulur... Böyle olunca seyirci biraz daha merak ediyor, hoş bir tılsımı oluyor işin. Bir de evin kızı gibi görüyorlar. En çok duyduğum iki cümle var biri "Allah senden razı olsun", ikincisi "Senin gibi gelinim olsun" Daha ne isterim...

- Evlendiniz ve bir kayınvalideniz var. Onlardan gelen tepkiler nasıl?
- Kayınvalidemle ilişkim çok iyi. Saygıda kusur etmediğim ve gerektiği yerde onu yüceltmeyi bildiğim için, o da sevgisini esirgemediği için bir sorun yaşamıyoruz. Şunu söylemeliyim özellikle annemi kaybettikten sonra kayınvalidemin bana gösterdiği ilgi ve sevgi, beni ona daha çok bağladı. Paris'te evlendik ve annem tedavi gördüğü için son anda gelişi iptal oldu, kayınvalidem de "Annesi gelemiyorsa ben de gelmeyeyim" diyecek kadar hassas bir kadın. Sonrasında özellikle onlar için düğün yaptık zaten...

BABAANNEMİN DUASI TUTTU

- Günde üç saat program yapınca, mutsuzluğunuz da, mutluluğunuz da ekrana yansıyor...
- O üç saat benim hayat dilimimden kopuk bir zaman dilimi değil, hayatımın akışında. Orası benim evim. Bazen evimden çok stüdyoyu görüyorum, eşimden çok ekibimi görüyorum. Çok sıkı fanlarım var, ruh halimi hissederler... Ekranın bana bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Babaannem ben küçükken, "Süsleyip, püsleyip, oturtup seyretsinler" diye dua ederdi benim için. Öyle de oldu. Ettiğiniz dualara dikkat ediniz yani... O yüzden her gün şükrederek çıkarım ekrana, sağ ayakla girerim stüdyoma. Herkesle konuşurum, sorarım, dinlerim...

- Yıllardır size takip eden fan'larınız var mı?
- Tabii. Özellikle ameliyat ettirdiğimiz, vesile olduğumuz o kadar çok kişi oldu ki... Her biri çok özel benim için. 15 sene önce internet programı yapmıştım ta o zamandan takip eden bir izleyicim var. Bir üniversitede öğretim görevlisi. İki de çok özel izleyicim var. Biri Onur Ustaoğlu, onun kitabının seslendirmelerini yaptım. Özellikle engellilerin engelleri aşabildiğinin en iyi örneğidir benim için. Hiç tanışmadık ama sürekli yazışıyoruz. Bir de Ayşen var. Ayşen'in evine tekerlekli sandalye götürmüştüm, oradan başladı dostluğumuz şimdi her şeyimi takip eder. Hep dua eder, o anlar ekrandaki ruh halimi. Bu yazıyı okursa muhtemelen heyecandan ağlayacaktır. Dilerim yüzü hep gülsün. Bu insanlarda özel telefonum var. Yıllardan sonra farklı bir samimiyet oluştu aramızda. Bir de bir teyze grubum var. Onlarla oturup sohbet etmeyi çok seviyorum. Karşı komşum mesela, yemekler getirir... Anneler sayesinde varlığıma devam ediyorum. Sağolsunlar!

DIŞLANMANIN NE OLDUĞUNU İLKOKULDA ÖĞRENDİM

- Anne ve babanız siz küçükken boşanmış... Boşanmanın nasıl bir etkisi oldu sizin üzerinizde?
- İlkokul öncesiydi, sınıfta bir tek ben vardım ebeveyni boşanan. Uzaylı gibiydim sınıfta. Sadece o da değil, kiloluydum, tembeldim, iriydim... İnsanlar bana karşı çok da arkadaş canlısı değillerdi. Dışlanmanın ne olduğunu ilkokulda öğrendim. Fiziksel dezavantajların yarattığı sıkıntıyı yaşadım. Sorulan sorulara karşı duvar örmeyi öğrendim. Çünkü mahallede hep "Anneni görüyor musun, baban nerde, niye ayrılmışlar?" diye sorarlardı. Ne üzüldüğümü, ne de ağladığımı belli ederdim...

- Neredeydi anne ve babanız?
- Avusturya'da doğdum ben. Annem 16 yaşında doğurmuş beni. Birlikteliği yürütemeyince, boşanmışlar. Beni de İzmir'de yaşayan babaanneme emanet etmişler. Birbirlerine hep saygılı sevgili olmuşlar. Kırıp dökmeden bitirebilmişler. Bunda babaannemin payı büyük olmuş. Gelinini kızı gibi sevmiş. Hep görüştüler, dertleştiler. Hele söz konusu ben olunca akan sular dururmuş. Eğitimim için üzerlerine düşen her şeyi yapmışlar. Babamı yazları üç ay boyunca görürdüm. Her gelişi cennet bahçesi, her gidişi cehennem çukuruydu. Babama düşkünlüğüm bir başkadır...

- Nasıl bir gençlik geçirdiniz?
- Anne ve babamın ayrılığı ciddi bir travmaydı. Hep babama hasret büyüdüm. Babannemi 13 yaşımda kaybedince yapayalnız hissettim. Babam Avusturya'ya döndü. Annem İzmir'de Kamil Babam ile evli. Beni yatılı okula verdiler ve babamın imzasını taklit ederek önce haftasonları evci çıkmaya sonra da tamamen evde yalnız yaşamaya başladım. Şimdi düşünüyorum da başıma her türlü dert gelebilirmiş. Ama çok zeki bir çocuktum. Saatinde evde olur, sanki annem babam başımdaymış gibi yaşardım. Hiçbir kötü alışkanlık edinmeden 13 yaşımda yalnız yaşamayı bilmiştim. İki sene böyle gitti. Derslerim çok iyiydi, öğretmenlerim çok severdi. Kimse anlamadı. Babam döndüğünde 15 yaşındaydım ve artık koca şehirde yalnız başına, kocaman bir evde iki sene geçirmiştim.

- Şansınız ne zaman döndü?
- Hayatımda hep iyi bir şeyler buldum. Ya da varolan ve değiştiremeyeceğim gerçeklerimin iyi yönlerini gördüm. Hayatımda dönüm noktası diyebileceğim olaylar var. Mesela radyoda çalışmaya başlamıştım. Cemalettin Özdoğan sesimi duymuş, o zaman büyük bir gazetenin bölge müdürü İzmir'de. "Bu kızın sesi güzel, ekrana uygunsa değerlendirelim" demiş TRT'deki yapımcılara. İsmail Elden ve Sacit Şahin aradılar, gömü bulmuş gibi sevindiler. 18 yaşında Genç Gözüyle adlı tartışma programını sunmaya başladım. Üniversitede okurken işimi yapmaya başlamıştım bile. Prodüktörlerim benden memnundu ki onların tavsiyesiyle Şeref Ünal'la tanıştım. Bu da beş sene sürecek internet programının TRT İnternet TV'nin başlangıcıydı. TRT'de program yaparken, Kanal D'deki program için teklif aldım ve Doktorum programı başladı. O da dört sezon devam etti.

- Program sayesinde bir sürü doktor tanıdınız sanırım...
- Çok doktordan çok, kendi branşında en iyi doktorları tanıdım. Benden daha çok profesör tanıyan ve böyle ilişkilere sahip birinin daha olduğunu sanmıyorum. Bu büyük bir mutluluk dost biriktirirseniz mutlu olabiliyorsunuz bu hayatta. Şifa Niyetine kitabım bu güzel dostluk sayesinde şekillendi. Bir kaynak kitap, ikinci kitabım olarak tarihime geçti. Gelirini Darülaceze'ye bağışladığım kitabım için bana destek veren bütün doktorlarıma teşekkür ederim.

EŞİM VİCDANLI BİR ADAMDIR, İŞİME SAYGI DUYAR

- Yeni evli sayılırsınız. Nasıl tanıştınız?
- Eşim profesyonel basketbol takımındayken, ben kolej takımındaydım ve onun maçlarını izlemeye giderdim Karşıyaka'da. O zamanlar görüp "İyi oyuncu, harika üçlük atıyor" dediğim olmuştu. Bir arkadaş ortamında tanıştık ama çok konuşkan biri değildi. O sıralar benden etkilenmiş ve hoşlanmış ama söylememiş. Zor beğenen biridir. Konuştukça arkadaşlığımız başladı. Sonrasında sevgili olduk ve evlendik. Her zaman zor zamanlarımda yanımda olmuştur, elimi ve yüreğimi tutmayı bilmiştir. Babaannemden sonra şımardığım, sığındığım çok özel biridir. Bilirim ki beni hep koruyup, kollar. Vicdanlı bir adamdır. Bana, işime, sözlerime saygı duyar ve özel hissetmemi sağlar.

- İdeal evlilik nasıl olmalı size göre?
- Sizin sıkıntılarınız varsa, karşı taraf da sıkıntılıysa, bir araya gelip de çok mutlu olmayı beklemeyin. Çünkü herkes kendi sıkıntısını getirir o ilişkiye. Beraber çözebilirseniz ne ala. İnsanların ellerinde bavulla gelmemesi gerektiğini düşünüyorum, bavulda eski aşklar, travmalar, yaşanmışlıklar, pişmanlıklar olmamalı... Bunları bırakıp bir ilişkiye başlayabilirsiniz. Asla daha önce yaşanmışlıklarını cebinde taşıyan biriyle birlikte olmayın. Kendinizi kullandırmayın. Aşıkken de evlenmeyin. "Aşk geçici görme bozukluğu yaratır" demişti bir hocam. Duygularınız, hormonlarınız çok daha yüksek aşıkken. Mümkünse bunlar azalmalı, gözünüz görmeye başlamalı ve ancak ondan sonra evlilik düşünmelisiniz. "Bu insan hayatımda olmazsa ne eksik kalır" diye düşünüp hareket edilmeli. Aile de çok önemli. "Ben aileyle evlenmiyorum ki" demek mümkün değil. Ailenin getirdiği karakter ve bakış açısı bir mirastır.

- Siz evde nasıl bir eşsiniz?
- Gayet uysal, huzurlu. Eşimle her şeyi paylaşırım, akıl danışırım. Kıskançlık yapmanın çok alemi yok. Zeki bir adamla evliyseniz böyle bir şeyi hissedemezsiniz. Bir yolunu bulur ve yapar. Ama böyle şeylerle ne kendimi yorarım ne de ilişkimi yıpratırım.

- Çocuk planınız var mı?
- Var tabii. Çok istiyorum. Ama bu sadece benim ve eşimin istemesiyle olmuyor. Seyircilerime hep iyi haberler vermeyi istedim ama geçtiğimiz dönemde öyle bir şey olamadı. İnşallah önümüzdeki dönemlerde.

BİNLERCE İNSAN ANNEM İÇİN BENİMLE BİRLİKTE AĞLADI

- Programda küçük bir tören yaptınız evliliğinizle ilgili... Neden?
- Biz aslında Paris'te evlendik. Annem son anda gelemediği ve kayınvalidemin "O gelmezse benim de orada olmam doğru olmaz" dediği için İstanbul'da olanlar için yeniden bir organizasyon yaptık. Yapımcılarım "Bunu seyircilerle paylaşalım" dedi. Eşim aslında hiç sevmez kameraları. O zamanın heyecanıyla izleyicilerimizle bir kısmını paylaştık.

- Annenizin vefatının hemen ardından ekrandaydınız. O nasıl bir duyguydu?
- Çok zor hem de çok... İçiniz yanıyor... Artık sizi seyreden bir anne yüreği yok. Annem olmadan İzmir üzerime geliyordu sanki. Apar topar İstanbul'a döndüm. Orada kaldıkça kötü hissettim kendimi, bir kaçıştı ve sığınmaydı ekranda olmak. İzleyicilerimle paylaştım derdimi kederimi ve çok iyi geldi. Binlerce insan dua etti. Sağ olsunlar benimle ağladılar. Mesajları, duaları, dilekleri, iyi niyetleri ve gösterdikleri teveccüh daha kolay alışmamı sağladı duruma.