X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eyvah elektrikler kesildi!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eyvah elektrikler kesildi!

  • Giriş Tarihi: 23.8.2015
Eyvah elektrikler kesildi!
Eyvah elektrikler kesildi!

Rock müzisyeni Emre Aydın korku filmi çekiyor. Düşen tablolar, aniden kesilen elektrik eşliğinde üstelik. Film ekibi de zaman zaman gergin anlar yaşıyor ama hepsi korku filmlerinin yarattığı gerilimden hoşlanıyor

Yıllar önce kendisiyle sohbetimizde korku filmi çekmek istediğinden bahsetmişti Emre Aydın. İlerleyen yıllarda başka söyleşilerde de bu isteğinin devam ettiğini okumuştum. Beklenen haber bu ayın ikinci haftasında geldi. Senaryo tamamlanmış, oyuncu seçimi yapılmış, Cinni/Uyanış adlı filme start verilmişti. Peki ama çekimler nasıl gidiyordu? Emre Aydın'ın kardeşi, aynı zamanda filmin yapımcılarından Yiğit Aydın'ı aradım. Ziyaret gününün gelmesini beklerken bir yandan da bugüne kadar bir korku filmini sonuna kadar izlemeyi başaramayan biri için biraz fazla cesurca bir harekette mi bulundum diye de düşünmekten kendimi alamıyordum...

FİLMLERDE ÖNCE KİM ÖLÜR?

Fotoğrafçı arkadaşım Murat Şengül ile İstanbul'un merkezinden hayli uzaklaşıp ıssız bir yola sapıyoruz. Arada kamyonların geçtiği yolda 20 dakika kadar ilerledikten sonra filmin setine varıyoruz. Burası çalılıklarla kaplı, tek tük ağaçların bulunduğu bahçeli özel bir mülk. Tam ortasında bir villa bulunuyor. 10 yıldır kimse oturmamş. Hemen yanında da bir mahzen ve ahır. Duvarındaki "Dikkat Köpek Var" uyarısı yıllar içinde silikleşmiş, zar zor okunur hale gelmiş. Bahçenin, iki yana açılan paslı demir kapısından içeri girerken tedirginim. Aklımda "Korku filmlerinde, arkadaş grubundaki en meraklı ve en şişman olan ilk önce ölür" klişesi var. Olamaz, o benim! Yerdeki çalılara basarken çıkan ses ne kadar ürkütücü. Peki ya villanın önünde asılı rüya kovucuların sağa sola salınışı çok ürpertici değil mi? 20- 25 kişilik set ekibi benim gibi düşünmüyor olsalar gerek ki; ben ortalıkta "Burası çok ürkütücü, evet evet kesinlikle çok korkunç" diye sayıklayarak dolaşırken onlar geç kahvaltılarını ediyorlar. Karpuzlar, sucuklu yumurtalar sıcak çay eşliğinde yeniyor. Biraz sonra aramıza Emre Aydın da katılıyor. Başında beysbol şapkası, ayağında bermuda şortu ile birazdan başlayıp ertesi güne kadar devam edecek çekim seansına hazır.

KANDAN KESİKTEN HOŞLANMIYORUM

Aydın'ın korku filmi merakı uzun yıllar öncesine dayanıyor. "Ne zaman evde film izleyeyim diye düşünsem ya da DVD almaya gitsem elim hep korku filmi rafına gidiyor. Arka arkaya iki film izlediğim oluyor" diye anlatıyor. Favorisi İspanyol korku filmleri olsa da son yıllarda Türkiye'de de başarılı korku filmlerinin çekildiğini söylüyor. Bugüne kadar yüzlerce korku filmi izlemiş ama onu en çok etkileyen, korkutan Fransız yönetmen Pascal Laugier'nin bol cinayetli ve işkenceli Martyrs (İşkence Odası) adlı filmi olmuş. Nedenini şöyle anlatıyor: "Korku filminde korku sahnesi görmek istiyorsunuz. Ve bu, etkili bir korku sahnesi olsun istiyorsunuz. Film biraz kanlıydı. Ben normalde filmlerde kandan, kesikten, satırdan, bıçaktan çok hoşlanmıyorum. Ama yine de çok başarılıydı. Bir kere sahneler çok inandırıcıydı, daha da önemlisi hikaye iyiydi. Oyuncuların performansı da çok yüksekti. Korku filmlerinin birçok parçası var. Parçalar iyi olunca, filmin bütünü de iyi oluyor." Korku filmlerinde onu en çok geren sahneler, birçok kişinin battaniyenin altına saklanarak geçmesini beklediği anlarla aynı: "Bir şey olacak diye bize bir sinyal veriliyor filmde. Bakıyoruz bir hadise olacak, karakter harekete geçiyor. Örneğin bir evin içinde belirli bir mesafe kat ediyor. O anın başlangıcından itibaren, olay olana kadar geçen süre çok gerici. Olayın gerçekleşmesi bile o kadar germiyor insanı. Bir an önce olsun bitsin istiyorsunuz." Aydın'ın çektiği filmde de bu anlardan bol bol varmış bu arada. "Ama kan neredeyse hiç yok" diyor. Çok iddialı makyajla yaratılan karakterler de kullanmak istememiş: "Görsel imgeler var ama onu çok da öyle cam gibi göstermeye gerek olmadığını düşünüyorum. Hayal etmesi için bir tık seyirciye bırakmak gerekiyor." Filmin iddialı karakterlerinden birini Yiğit Aydın canlandırmış. Bu rol için saçını, sakalını hatta kaşlarını feda etmiş. Üzerine makyaj da eklenince ortaya gerçekten çok rahatsız edici bir karakter çıkmış. "Karakterin sahnelerinin ham halini izletelim sana" diyor Emre Aydın. İçimden "Eyvah" desem de cool'luğumu hiç bozmadan "Tabii, izleyelim" karşılığını veriyorum. Neyse ki ilerleyen dakikalarda bu planı unutturmayı başarıyorum. "Milletçe hayaletten değil, cinden korkuyoruz" diyen Aydın, yıllar boyunca dinlediği hikayelerden en ürkütücü olanı seçmiş ve onunla ilgili bir alt hikaye yazmış. Aynı evde yaşayan şehirli, serbest meslek sahibi iki kadından birinin başına gelenleri izleyeceğiz filmde. Oyuncular, ünlü isimler değil. Zaten dünyada da korku filmlerinde ünsüz isimlerin oynamasına özen gösteriliyor. Bir rolle özdeşleyen bir oyuncunun, korku filminde başına paranormal olaylar gelmesini seyirciye inandırmak zor.

DÜŞEN TABLOLAR, KESİLEN ELEKTRİK

Başrol oyuncusu Eda Köksal da Emre Aydın gibi korku filmi meraklısı. Ama o da çekimler sırasında psikolojisinin zaman zaman bozulduğunu itiraf ediyor: "Bir çekim sonrası otele döndüğümüzde önce elektrik kesildi, ardından telefon hatları gitti. Ürkmemek elde değildi." Çekimler sırasında da duvarda asılı tabloların düşmesi, aniden elektrik kesilmesi sadece Köksal'a değil, set ekibine de zorlu anlar yaşatmış. Filmin ismi Cinni olunca, filmin de cinlerle ilgili olduğunu tahmin etmek zor olmuyor. Aydın cinlere inanıyor: "İnanıyorum. Ama kulaktan kulağa anlatılan her hikayeye inanmıyorum. Kültürlere göre ismi değişmiş olabilir. Algılanma biçimi farklı olabilir. Var olan şeylerin sadece bizim gördüklerimizden ibaret olduğunu düşünmek bir ego bence." Güneş karşı tepeden batarken sette de hareketlenme artıyor. Aydın kameranın arkasına geçiyor, çekimler başlıyor. Birazdan ortalık zifiri karanlık olacak. Son olarak "Korku filmlerinde seni en çok korkutan karakter hangisi?" diye soruyorum. "Savunmasız karakterler" diye yanıt veriyor.

EVDE DUYDUĞUM SESLER BENİ DE RAHATSIZ ETTİ
Emre Aydın anlatıyor: "Bir gün 'Psikolojim bozuluyor, bir-iki gün yazmasam mı?' diye düşündüğüm oldu. Gecenin bir vaktiydi. Sadece klavye sesi duyuluyordu. Bir taraftan da bazı sahnelerde yazarken beni desteklesin diye bir ambiyans müziğim var, onu da açmıştım. Biraz fazla geldi o sırada sanırım bana. Ev yerleşir derler ya kendi gürültüsü vardır çatır çutur, bazı sesler gelir. Bir iki duydum, huzursuz oldum. Çok da fazla kurcalamasam mı acaba, başıma bir şey gelecek diye düşündüm. Kapattım, bir-iki gün ara verdim yazmaya. Sonra tekrar devam ettim."