X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hani verdiğin sözler...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hani verdiğin sözler...

  • Giriş Tarihi: 1.11.2015

Vitor Pereira'nın basın toplantılarında yaşadığı öfke patlamaları, aslında kendine olan öz güveninin ne denli örselendiğinin kanıtı. Ne yapacağı, nasıl yapıp da takımı düzlüğe, beklenen ve haklı olarak talep edilen düzeye çıkaracağı konusundaki fikirsizlik, artık saha kenarında vücut diline, maçlardan sonra da basın toplantılarına yansıyor.
Büyük takım çalıştırmanın aynı zamanda algı yönetimi ve bir halkla ilişkiler meselesi olduğunu unutuyor.
Savaşı kaybetmek üzere olduğu gerçeğini kabullenemeyen bir komutan edasıyla, gerçeklerle yüzleşmekten kaçıyor. Sezon başındaki vaatleriyle şu ana kadar verebildikleri arasındaki uçurumu görmezden geliyor. Duymak istediklerini değil sahada olan biteni daha doğrusu olmayanları soranlara faturayı çıkarıyor.
Zira çok belli ki hoca başkalarının da onun gördüklerini görmesini istiyor.
Dış dünyadaki algının, kendi izlediği filmle taban tabana zıt olduğunu duyduğu zamansa, vatandaşı Mourinhovari ama onun aksine temelsiz, icraata dayanmayan bir egoyla kızıyor, "Futbolu benden iyi mi biliyorsunuz" kaçamağına sığınıyor.
Karda kayan aracına hakim olamayıp sadece frene abanan bir şoför gibi şu anki hali... Emrine verilmiş milyonlarca Euro'luk lüks aracın direksiyonu başında, yola tutunmak için yeni bir şey denemektense, "Dursana, o kadar frene basıyorum işte" diye bağırıyor sadece. Panik, karar alma mekanizmasını baltalıyor.
O frene bastıkça tekerlekler daha da çok kızaklıyor.

ARTIK DEVİR DEĞİŞTİ

Ve en büyük sorun, nereye geldiğinden, nasıl bir kulüpte çalıştığından hâlâ daha habersiz sanki. Evet belki sezon başında yanına, ligin dinamiklerini, oyuncu havuzunu, kulübün genlerini bilen, yol gösterici tüyolar verebilecek bir yardımcı tayin edilmeliydi. Misal vaktiyle bu kulüpte görev almış, oyunun teknik- taktik tarafına vakıf Önder Özen biçilmiş kaftandı bu rol için. Yeter miydi bilinmez ama yapılmalıydı.
Madalyonun bir yüzü daha var.
Fenerbahçe seneler sonra belki de ilk kez sezon başında "değişimden" yana yaptı seçimini. Transfer politikasından, en büyük yıldızların imza törenlerinde dahi meydanı, kendi göreve getirdiği profesyonellere bırakma olgunluğuna terfi eden başkana kadar...
Bu saatten sonra, milyonları utandıracak bir geri dönüşe imza atmadığı takdirde ki futbolda her şey mümkün, Pereira'nın olası başarısızlığı, sadece bir sezona ya da harcanan milyonlarca Euro'ya değil belki de bu değişime olan inanca da sekte vuracak. Kim bilir belki fatura "değişime" kesilecek. Eskiye, geleneksele dönülecek.
Futbol artık, bundan 20-30 sene önce olduğu gibi, sadece eşi dostu kızdırma vesilesi değil. "En çok kim şampiyon oldu" sohbetlerine sığmıyor. Ne kadar aksini istesek de romantizmin yerini acımasız çarklar ve yeşil çimdeki endüstri devrimi alıyor. Her başarısızlığın 10 milyonlarca Euroluk maliyeti var.
Erozyona uğrattığı prestij de cabası...
Kaçırdığınız her Şampiyonlar Ligi treni, rakiplerinizin kasasında banknotlar ve ertesi sezon karşınızda yeni yıldızlar olarak size geri dönüyor.
İşte bu yüzden teknik adama yatırım en az kadro kurmak kadar hayati bir iş. Ve üst üste bu kadar yanlış seçimin vebalini birilerinin üstlenmesi şart...
Son bir söz de Fenerbahçelileri mevcut tablo karşısında sabırsızlıkla suçlayanlara...
Çok bir şey istemiyor Fenerbahçe taraftarı aslında... Biraz heyecan, biraz umut, bir de Son Mohikan'ın müziği yeter onlara...