Karşımdakini sakinliğimle öldürürüm

Giriş Tarihi: 1.11.2015
Karşımdakini sakinliğimle öldürürüm

Ahu Yağtu 22 yıl önce model olarak girdiği piyasada ilmek ilmek kariyerini ördü... Cem Yılmaz'la evliliği ve boşanması ister istemez onu popüler isimler arasına soktu. Ama o tüm bunlar olup biterken sakinliğinden ödün vermedi. Şimdilerde oyunculukta da, modada olduğu kadar iddialı olduğunu kanıtlama derdinde

Ahu Yağtu 14 yaşından beri bir mücadelenin içinde... Modellik, sunuculuk, oyunculuk derken kariyer basamaklarını sessiz sedasız tırmanmış bir isim. Onu bu kendi halindeliğinden çıkaran en önemli şey Cem Yılmaz'la yaptığı evlilik ve oğulları Kemal... 20 ay süren bu evliliğin ardından, bu zamana kadar alışık olmadığı bir ilginin ve gündemin de ortasına düştü Ahu Yağtu. İlişkisi, evliliği, boşanması ve sonrasında hep o kendi halinde tavrını korudu. Bunun için ona 'soğuk' diyenler de var... Ağır eleştirenler de... Oysa o Cem Yılmaz hayatına girmeden çok daha önce çıktığı yolda ilerlemeye devam ediyor. Biz Ahu Yağtu'yu Cumartesi SABAH'ta moda köşesi yazmaya başladığı dönemde tanıdık. Bizim tanıdığımız Ahu, bir yandan sürekli üretmek isteyen, moda ve oyunculuk adına hayalleri olan, bir yandan da gözü saatinde oğlu Kemal'e koşmak isteyen bir kadındı... Kimsenin kanatları altına giremeyecek kadar da üretkendi... Bunu zaten zaman içinde kanıtladı. Markası auvintage ile önce sitesinde şimdi de yeni açtığı ofisinde moda adına bir misyonu var. Son zamanlarda rol aldığı dizide gösterdiği oyunculuk performansı dikkat çekmeye başlayınca, ne oluyor dedik. Ve Ahu ile masaya oturduk... Bakın Ahu Yağtu neler anlattı...

- 14 yaşında modellik yapmaya başlamışsın... Nasıl başa çıktın küçücük yaşında böylesine zor bir meslekle?
- Estetik adına bir şeyler yapmak küçüklüğümden beri içimdeydi. Aslında hayalim balerin olmaktı ama konservatuvar sınavlarını kazanamadım. İzmir'deyim o zamanlar, ortaokuldaydım henüz... Annemin bir arkadaşının zarafet kursu vardı. Oraya gitmeye başladım. Doğru düzgün mankenlik dersi alınan bir sistemi vardı. Mankenliğin sosyolojisinden, toplumdaki yerine kadar her ayrıntısını irdeliyorduk kursta. Bu kursun ardından modellikten çok etkilendim. Gaye Sökmen'le tanıştım ve onun ajansına yazıldım. Hemen defileler başlamadı ama ben bir yola çıkmıştım... Minik minik dergilerde görünmeye başladım. O zamanların Harper's Bazaar, Marie Clarie dergilerinde fotoğraflarım çıkıyordu. Tüm bu çekimler için annemle İstanbul'a gidip geliyorduk. Haftasonları ve okuldan bulduğum vakitlerin tamamı İstanbul'da geçiyordu. Küçücüktüm aslında. O yaşıma rağmen bu işe meslek olarak sarılmaya karar verdim. Çünkü kendimi podyumda çok iyi hissediyordum.

- "Podyum en özgüvenli olduğum yer" diye boşuna dememişsin o zaman...
- Kesinlikle... Ruhum kamera önünde, podyumda kendini buluyordu. İstanbul'a gidip gelmek zorlaşınca annemle birlikte İstanbul'a taşındık. Kendimi podyuma çok yakıştırdım ve orada iyi hissediyordum.

- Beğenilme ve izlenmeyle ilgili bir meslek modellik, sense bunun aksine kapalı bir tipsin. Nasıl oldu bu?
- İkilem işte... O zamanlar sorsan; "Değişik kıyafetler giyiyorum, kendimi kadın gibi hissediyorum" derdim. Şimdi dönüp baktığımda başka yorumluyorum; farklı farklı kimlikleri yansıtabilmeyi seviyormuşum. Bu hem oyunculuk adına, hem kendini tatmin edebilmek adına beni doyuruyormuş... Düşünsene hayatta çeşitli kimliklerimiz var; anne kimliği, iş kimliği, eş kimliği... Hepsi birbirinden farklı. Bunları yansıtabileceğin bir iş çok eğlenceli. Bir kıyafet giyip, saç makyaj yaptırıp, başka bir hale dönmek çok tatmin edici...

SAFİNAZ, ISTAKA, PERGEL

- O zamanlar parmakla gösterilen kızlardan mıydın?
- Yooo... İlgi çeken bir tiptim çünkü ekstra zayıftım. Çeşitli lakaplarım vardı; Safinaz, ıstaka, pergel... Çok popüler bir tip değildim. Utangaç, çekingen, içine kapanıktım. Hâlâ bu ruh halinin kırıntıları var bende. Şimdi de kabak çiçeği gibi açılmadım aslına bakarsan. Modellik yapmaya başladıktan sonra, "Aaa bu kız dergilerde" diye konuşurlardı. TRT'de pazar günleri defile programları vardı, orada çıkıyordum. İnsanlar bunu görüp beni işaret ediyorlardı...

- Şimdilerde soğuk deniyor senin için? Rahatsız oluyor musun böyle denmesine?
- Nötrüm bu konuda. Herkesin bir algısı var. Bakkalın başka tanır, iş arkadaşın başka... Benimle ilgili genel kanı, "Ahu soğuk görünen biri ama tanıdığında hiç de öyle değilmiş" şeklinde. Mesafeli bir tarafım olduğunu da biliyorum. Ama 14 yaşımda İstanbul'a gelip, iş hayatına atılıp, bir kariyer yapmaya çalıştım. Bir cebelleşme durumum geçti ve kendi ayakları üstünde durma yaşı olarak 14 çok küçük bir yaş. Bu ister istemez bir duvar yaratıyor. Ne kadar sevgi dolu olursan ol, kendini ne kadar ifade edebiliyor olsan da, kendini koruma amaçlı bir duvar örüyorsun.

ARKADAŞINA GÖNDER
Karşımdakini sakinliğimle öldürürüm
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz