İstanbul'da bir viking

Giriş Tarihi: 24.1.2016
İstanbul'da bir viking

Midtylland'da altyapı hocalarının "babasının hatrına" kadroya aldığı Kjaer, F.Bahçe'nin yükselen oyunundaki gizli kahraman. 'Yeni Högh'ten esirgenen alkışlarsa, futbolda çoğu zaman hakkı yenen savunmacıların ortak kaderi

Sezon artık başlamak üzereydi... Danimarka'nın genç ve küçük kulübü FC Midtjylland'ın altyapı hocaları, 2003-2004 sezonu öncesi kadrodaki tek kişilik boşluğu doldurmak için uygun bir aday bulamamıştı. Defansta oynayan 15 yaşındaki sarışın, boylu poslu çocukta karar kıldılar gönülsüzce. Onda bir yıldız kumaşı ya da parlak bir kariyer potansiyeli gördüklerinden değil... Gencin babası kulübün yöneticilerinden biriydi. Hem kadrodaki boşluğu doldurmuş olmak hem de babanın, oğlunun kadroya alınmamasına içerleyip ayrılmasını engellemek için, hiç güvenmedikleri halde kadroya dahil ettiler Kjaer'i... Bu seçimden sadece altı ay sonra, kulüp yönetimi, UEFA A lisansı sahibi sekiz altyapı hocasını bir odaya topladı. Gelecek beş yılda kadrodaki hangi beş oyuncunun yükseleceğini tahmin etmelerini istedi. Hocalar da cevaplarını bir kâğıda yazdı.

DÜŞTÜĞÜ GİBİ KALKMAYI DA BİLDİ

O cevaplar beş yıl sonra açıldı. Tek bir hoca dahi listesine Kjaer'i eklememişti. Oysa aynı Kjaer, sadece birkaç ay önce İtalyan Palermo'ya dört milyon euroya transfer olmuştu bile. Moneyball'u andıran taktik ve kadro planlaması sayesinde, geçen sezon Danimarka'daki ilk lig şampiyonluğuna uzanan Midtjylland'ın başkanı, kendisi de UEFA A lisanslı bir teknik adam olan Rasmus Ankersen, "Altın Madeni Etkisi" kitabında böyle anlatıyor Fenerbahçeli Simon Kjaer'in film gibi öyküsünü. Kjaer artık 26 yaşında. Defalarca inişler de gördü bu seneler boyunca, çıkışlar da... Barcelona'nın başında yılın hocası seçilen Luis Enrique, onu vaktiyle yüklü bir ücrete Roma'ya transfer etmiş ama sezon sonunda Kjaer, Serie A'da sezonun en kötü 11'ine seçilmişti. Ya da Palermo'daki performansı sayesinde dümeni kırdığı Alman Bundesliga'da, Magath'ın çalıştırdığı Wolfsburg'ta hocasıyla anlaşamamış, kâbus gibi günler geçirmişti. Ama sonraki durağı Fransa'nın Lille takımında bir kez daha küllerinden doğdu. Sezon başında geldiği Fenerbahçe'de de önceleri biraz tökezleyince hemen homurtular yükselmeye başladı. Yüksek bonservisi dillere dolandı. "İkinci bir Roma sezonu mu yaşayacak" korkusu akıllara takıldı. Oysa ondaki potansiyeli bilenler, zamanla kendini bulacağından emindi. "Biraz zaman verin" dediler. Nitekim zaman onları haklı çıkardı. Herkesler Fernandao-van Persie rekabetine odaklanmışken ya da takımın ofansif ateş gücünün yetersizliği tartışılırken Kjaer, son 20 maçın 12'sinde gol yemeyen takımın gizli liderliğine soyundu, sessiz ve derinden. Takımın boyunu kısaltan, rakip akınlara yarı sahada çomak sokup akın devamlılığını sağlayan, kaçak dövüşçü Alves'in açıklarını kapatan, defansta zaman zaman değişen partnerleriyle dahi 40 yıldır bir arada oynarmışçasına uyum sağlayan bu adamın katkısı, halen daha yeterince konuşulmuyor. Ama Kjaer, İskandinavlara özgü tarzıyla, alkış ya da sansasyon peşinde koşmadan işini yapıyor. Takımın giderek olgunlaşan, toklaşan futbolundaki rolü, yaratmaya başladığı Jes Högh etkisi, halen daha yeterince takdir edilmiyor belki. Ama Danimarkalı, zorluklardan yılmadan işine odaklanıyor yıllardır yaptığı gibi.

ONLARIN HİKAYESİ ANLATILMAZ

Aslında Kjaer'in yaşadıkları, bu oyundaki mevkidaşlarının da ortak kaderi. Hak ettikleri alkışı toplamayan, tribünlere her zaman forvetlerden sonra çağırılan ya da belki hiç hatırlanmayan, duvarlara posterleri asılmayan, tarih boyunca sadece üç defa Altın Top ödülüne uzanabilen, forma satın alırken isimleri neredeyse hiçbir zaman sırta yazılmayan, çocuklara, torunlara hikayeleri anlatılmayan, arkasını topladıkları yıldızların gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmiş savaşçıların ortak kaderi... Chris Anderson ve David Sally, "Sayıların Oyunu" (The Numbers Game) kitabında İngiliz Premier Ligi'ni mercek altına almış: Gol yenilmeyen maçların ortalama getirisi 2.5 puanken, atılan gollerin getirisi sadece bir puan çıkmış... Futbolda savunmanın etkisi bu denli barizken dahi, defans adamları tıpkı kaleciler gibi "en güzel hayallerin katili" muamelesi görüyor. Onların kazanma üzerindeki etkisi, asla hücumcuların belki çok daha sınırlı ama estetik katkısı kadar takdir edilmiyor. Fenerbahçe bu sezonu nasıl, nerede bitirir bilinmez. Ama kariyerine, babasının hatrına ona forma verenleri utandırmakla başlayan Kjaer, performansı ve adanmışlığıyla, gerçek kahramaların kim olduğunu düşünmek için çok güzel bir hikâye sunuyor.
ARKADAŞINA GÖNDER
İstanbul'da bir viking
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz