Aşk film karelerinden çok daha gerçek

Giriş Tarihi: 14.2.2016
Aşk film karelerinden çok daha gerçek

Birbirlerini üniversite yıllarında tanıdılar, aşık oldular. Aşk dizilerinin senaristi Sema Ergenekon ile oyuncu Uğur Arslan'ın evlilikleri büyük sınavlardan geçti. 17 yıllık evlilikte yaşadıkları zorluklar arasında en büyük sınav, Sema'nın meme kanseri olmasıydı. Ama bu sınavdan da başarıyla çıktılar. Hem de aşkla. İşte en saf haliyle güzel bir aşk öyküsü...

İnsan en çok gençken kendini teslim ediyor. Aşk denen duygu en çok gençken insanı büyüsüne çekiyor. Sema Ergenekon ve Uğur Arslan birbirlerine aşık olduklarında üniversite öğrencisiydi. Bundan 17 sene önce gözleri birbirine değdi ve adı aşk olan bir duygu kalplerinden içeri girdi... Öğrencilik yılları, zorluklar, mücadeleler onları yıldırmadı. Aksine daha da kenetlendiler. Sema, milyonlarca insanın hayranlıkla izlediği dizilerin senaristi oldu. Uğur o dizilerde önemli rollere imza attı. Eski parasız günleri sona ermiş, bu arada üç güzel çocuk dünyaya getirmişlerdi... Her şey tam da senaryolardaki gibi harika gidiyordu... Ta ki Sema meme kanseri olana kadar... Hayat onlara hiç beklemedikleri bir yerden çelme takmıştı. Ama yola birlikte çıkan bu iki güzel insan, güçlü aşklarıyla kanserin de üstesinden geldiler... Bugün Sevgililer Günü... Bu güne bir anlam yüklemek isteyen de olur, istemeyen de. Ama sevgi tek bir günle sınırlandırılamayacak, kalıba sokulamayacak kadar gerçek. Üstelik modern yaşamın bize direttiği sevgisizliğe rağmen... Gümüş, Yer Gök Aşk, Karadayı, Kara Para Aşk gibi aşkı işaret eden dizilerin senaryosuna can arkadaşı Eylem Canpolat'la imza atan Sema Ergenekon ve oyuncu eşi Uğur Arslan'la buluştum. Aşkı bir de onlardan dinledim...

- Nasıl tanıştınız oradan başlayayım...
- Uğur Arslan:
İkimiz de Ankara Üniversitesi'nde tiyatro bölümünde okuyorduk. Orada tanıştık. Ufak ufak flörtleşmeler yaşandı. Tam gençlik kafası... "Cips yer misin?" falan gibi dialoglar geçiyordu aramızda...
- Sema Ergenekon: Uğur o zamanlar Ankara Sakarya Caddesi'nde bir mekanda sahne alıyordu. Şarkı söylüyordu ve epey popülerdi... Ben de bir arkadaşımla oraya gittim.
- Uğur Arslan: Onun geldiğini fark ettim ve gözlerinin içine bakarak, Bir Yiğit Gurbete Gitse isimli bir türküyü söyledim. Çünkü bu türkü çok alkış aldığım türküydü... O günden sonra en sevdiğim şarkıları hep onun gözlerinin içine bakarak söyledim. Haftanın beş günü....
- Hiç ayrıldınız mı birlikte olmaya başladıktan sonra?
- S.E:
Üç-dört defa ve birkaç ay süren ayrılıklar yaşadık. Genelde ilişkiler iyi başlar ve bir süre sora sarsılmaya başlar ya, bizimkisi çok iyi başlamadı. Zordu, çok çekişmeliydi. İkimizde hem çalışıyorduk, hem okuyorduk. Sorumluluklarımız çok fazlaydı. İlişkinin ilk dört yılı zordu. Ben İstanbul'a gedikten bir süre sonra o da geldi, ilişki rayına oturdu ve evlendik. Altı yıl sonunda evliydik.
- Sevgili olduğunuz dönem içinde film kareleri gibi romantik anlarınız var mıydı?
- U.A:
Bizimki çok daha hayattan bir ilişkiydi. Çok romantik ve akılda kalıcı anlar dışında anılarımız var. Öyle anlar ki bunlar, hayatıma katacağım ve hayatına katılacağım kadın diyeceğim kareler var. Benim için dönüm noktalarından biri şu; beta diye bir virüs kapmıştım, çok şiddetli bir hastalık süreci geçirdim. Yüksek ateş, kusma... Hastaneden eve geldiğimde bir yatakta yarı baygın yatıyordum. Gözümü her açabildiğimde Sema karşımdaydı ve benim gözlerimin içine bakıyordu.
- S.E: Benim dönüm noktam gözlerimin içine bakıp sahneden türkü söylediği an. Çok romantik, anlattığımda insanların imreneceği bir anım yok. Hatta arada sorarım, "Sen bana evlenme teklif ettin mi?" diye...
- U.A: Neden biliyor musun, ikimiz de hayatla çok boğuşuyorduk. Sema metin yazarlığı yapıp harçlık çıkarmaya çalışıyordu. Ben haftanın beş gecesi sahne alıyordum para kazanabilmek için. Bir süre sonra sorumluluklarımız ortak hale geldi. Ev kirası, üniversite harcı, elektrik faturası... Romantik anlar yaratmaya zamanımız ve fırsatımız olmadı.
- S.E: Paramız da yoktu! Sürpriz dediğin her şey parayla ilgili. Bizim gerçekten paramız yoktu. Ben de öyle bir beklentide değildim. Bu tür senaryoları yazıyoruz ama hayat gerçekten öyle olamıyor. Büyük süprizler anlatamam belki ama birgün Uğur'a "İşten ayrılacağım ve Eylem'le (Canpolat) dizi yazacağız" dedim. "Tamam" dedi ve aylarca para kazanamadım, o bize baktı. Bu bence tüm romantik sandığımız klişelerden daha güzel. O yoklukta gösterdiği özveri çok daha romantik.
- Mücadele mi birleştirdi sizi?
- S.E:
Beş dizi yazdık o dönem, sağa sola gönderiyoruz. Aynı dönem Uğur da kaset çıkarabilmek için demo yapmış, o da gönderiyor. Ama kimse bize dönmüyor ve aramıyor... Bir gece, "Neden böyle oluyor?" dedim ve birbirimize sarılıp, kenetlenip ağladık. O kadar dolmuşuz ki... Benim için o an, pırlanta yüzük alıp ayaklarıma kapanmasından daha değerliydi... Onu ne kadar çok sevdiğimi ve sevildiğimi hissettiğim anlar, böyle anlar...
- Zorlukları birlikte yaşayan ve atlatan insanlar sonrasında birbirine daha bir kenetleniyor diyebilir miyiz?
- U.A:
Bilmiyorum ama hayatta size neyin beklediğini kestiremezsiniz. Bir sevgili ya da karı-koca olmasaydık Sema ile çok iyi arkadaş olurduk her şeyden önce. İnsanlar işin bu tarafını çok ıskalıyorlar. Birbirleriyle oturup sohbet etmek, gün içinde yaşadıkları paylaşmak gibi alışkanlıkları yok insanların. Evlilik ve sevgili olma durumunu şablonlarla yaşıyorlar. "Beni doğumgünümde hatırlamadı, günde üç kere aramadı" gibi şablonlara takılıyor insanlar. Halbuki hayat öyle değil, daha gerçek. Kayınpederim kavınvalideme onun sevdiği çiçeği muhtelif zamanlarda getirir... Benim rahmetli babam annemi kaybettiğimizde onunla 75 yıllık evliydi ve "Koca bir ömrü geçirdim ama annenize doyamadım" demişti. Orada ne saklıydı acaba? Baktığınızda annem ve babam çok fakir insanlardı. Toprakla uğraşıyorlardı. Bir adamın bir kadına doymama meselesi çok değerli bence, çok ibretlik. Hayatı formüle etmemek gerekiyor.
- S.E: Zorlukları birlikte aşınca ilişkinin güçlendiği tezine katılıyorum. Maya daha sağlam oluyor. Her şey tozpembe başlayınca ve birlikte bir mücadele verilmeyince bir süre sonra erimesi daha muhtemel oluyor.
- Kariyerleriniz de birlikte mi çıkışa geçti?
- S.E:
Ankara'da Uğur sahne alıyordu. Ben İstanbul'a geldim. Ama Eylem'le bir bilinmeze gelmiştik. Bir süre sonra Uğur askere gitti. O arada Gümüş dizisi başladı. Uğur askerden dönünce evlendik... O da İstanbul piyasasına alıştı.
- 17 yıldır birliktesiniz. Aşk sevgiye, sevgi emeğe evrilir denir ya... Siz de durum ne?
- U.A:
Valla hiçbir şeye evrilmiyor. İçinde sevgi olan bir şeyin kimyasını çok kolay bozamazsın. Bir şey eskimiyor, sorumluluklar artıyor sadece. Hayattan şikayet etmemek gerekiyor. Artık 17 yıl birlikteliğe uzun diyorlar. Neye göre uzun? Uzun olan kötü müdür? Babam 98 yaşında vefat etti, annemle 75 yıl birliktelikleri olmuş. Bir ömür paylaşan milyonlarca insan var. İnsanlar yaşarken çok ıskalıyorlar. Yürürken bile dümdüz önüne bakıyor, etrafı seyretmek temas etmek kalkmış tedavülden. O zaman yürüdüğün süre uzun geliyor. Ben Sema ile geçen 17 senenin her gününe şükrediyorum.
- S.E: Birlikte büyümüş olmaktan, her şeyimi biliyor olmasından mutluyum. 17 sene uzun gelmiyor bana. İsterim ki ömrüm boyunca birlikte olalım. Uğur bana bir defter hediye etmişti, onda şöyle yazıyordu, "Aynı mezarda başın omzumda uyumak dileğiyle..."
- Esas romantik Uğur'muş... Tüm kaynak sen mişsin Uğur...
- S.E:
(Gülüyor) Bunu da kullanmıştık dizilerden birinde. Ya olabilir aslında, belki de Uğur'dur sırrı. Birbirimizi beslediğimiz kesin.

ARKADAŞINA GÖNDER
Aşk film karelerinden çok daha gerçek
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz