X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Oyuncu da kader mahkumu seyirci de
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Oyuncu da kader mahkumu seyirci de

  • Giriş Tarihi: 14.2.2016
Oyuncu da kader mahkumu seyirci de
Oyuncu da kader mahkumu seyirci de

Oyuncu Turgay Tanülkü, gençliğinde cezaevinde yatıp çıkmış. O günden beri kalbi mahkumlar için atıyor. Tanülkü Türkiye'nin dört bir yanındaki cezaevlerinde oyunlar sahneliyor. Oyuncular elbette mahkumlar. Tanülkü bir oyuna da bizi davet etti, mahkumlarla birlikte izledik oyunu

"Birkaç kez girdim cezaevine. Hep farklı hapishanelerde kaldım. Her çıktığımda inadına suça bulaşmak istiyordu canım. Bu kez farklı oldu. Burada tiyatroyla tanıştım beni adam yerine koyduklarını hissettim" Gencecik bir adam bunu söyleyen. Üç kez uyuşturucu kullanmak ve satmak suçlarından hapse giren, her defasında tövbe edeceğine, bilenen biri... "Adam yerine konmak" olarak anlatıyor beklentisini. Ümraniye T Tipi Cezaevi'ndeki yılları geçmiş anılarına göre daha umut verici. En azından bu kez dışarı çıktığında suça uzak bir hayat hayali kuruyor. Belki de "Tiyatrocu olurum" diyor. Ortam ne kadar modern, olanaklar ne kadar geniş olursa olsun, günün sonunda aynı duvarlar, aynı yatak, aynı insanlarla geçiyor mahkumların günleri... Birbirine mahkum bu hayatlar eni konu suça bulaşmış, o zehri almış kişiler. Birbirlerini bulduklarında eğer konuşacak, paylaşacak şeyleri yoksa, geçmiş günlerinden, suçlarından söz ediyorlar. Şeytan bu ya ortalarda geziyor o sırada ve boş geçen zaman onlar için sadece suçlarından söz etmekten öte, yeni planlar yapmakla doluyor. Bu durumu "Hapishanede tanıştığım insanlarla, daha büyük organizasyon yapıp, işi büyütme planları kuruyordum, çıktığımda girdiğim halime göre kariyer atlıyordum" diye anlatıyor bir mahkum... Belki de bu yüzden cezaevlerinin, suçluyu saklayıp, besleyip, kapatmaktan öte bir misyonu olmalı. Her ne sebeple olursa olsun suça bulaşmış bu insanları, eski hayatlarından çok daha iyisinin olabileceğine, umudun hep var olduğuna, yaşamın binbir güzelliği olduğuna ikna etmek gerekiyor. Bunun en kolay yolu sanat... Ümraniye T Tipi Cezaevi'ne yolum tam da bu amaçla düştü... Bir salon dolusu erkek mahkumla Turgay Tanülkü'nün Son Kuşlar oyununu izledim. İlk kez erkek mahkumların kaldığı bir cezaevindeydim... Baştan alıp anlatayım...

KAPATMAK ÇÖZÜM DEĞİL
Öğlen saatlerinde ulaştık Ümraniye T Tipi Cezaevi'ne... 270 personel, 830 mahkum var bu cezaevinde... Uyuşturucu suçundan mahkum olanlar ağırlıkta... Ama tecavüzcüler de burada... Klasik cezaevi kontrollerinden geçerek giriyoruz içeri. Cep telefonu, kayıt cihazı yasak! Bir not defteri ve hafızımla baş başayım üç saat boyunca. Personel yemekhanesinde bir sıcak çorbalarını içerek başlıyoruz sohbete. Turgay Tanülkü Son Kuşlar oyununun 154'üncüsünü Ümraniye T Tipi Cezaevi'nde ilk kez sergileyecek. Bugüne kadar 523 cezaevinde 180 bin mahkum izlemiş oyunu. Tanülkü 59 bin km yol kat etmiş oyununu Türkiye'nin en ücra köşelerindeki cezaevlerine götürebilmek için. Oyunu izleyip gözleri dolmayan yok! Çünkü hikaye bir mahkumun aile özlemini anlatıyor. Ümraniye T Tipi Cezaevi'nin bir tiyatro salonu var. Buraya geçmeden önce Cezaevi Müdürü Mehmet Çıtak'ın odasında bir acı kahvesini içiyoruz. Müdürün odasının duvarları bugüne kadar cezaevinde mahkumların sahnelediği oyunların afişleriyle dolu. Çıtak gururla anlatıyor, "Tiyatro hazırlayıp, sahneleyen tek cezaeviyiz. Biz mahkumu işin içine katıyoruz" diyor. Cezaevinde sanatın önemine vurgu yaparken kendi tecrübelerinden yola çıkıyor, "Dışarıda korku salan, nefret uyandıran o adamlar semazen kursuna, Kuran kursuna katılıyor, dünyası değişiyor burada. Bu değişim bizi bile şaşırtıyor. Kimbilir ne kadar iteklenmiş hayatta!" Devam ediyor Çıtak, "17 senedir bu meslekteyim. Çok zeki adamlarla karşılaştım. Buradan nasıl çıkacağı sadece onun elinde değil. Suçunu daha da geliştirme planı yaparak da çıkabilir, tüm bunlardan arınıp da... Nasıl bir cezaevi süreci geçirdiği önemli. Birini 24 saat odanın içine kapatmak çözüm değil. İnsan olarak görmeyip rehabilite etmezseniz topluma kazandıramazsınız."

İŞADAMI OLARAK DÖNDÜ
Mehmet Çıtak, Ümraniye Cezaevi'nde sanat yoluyla hayatı değişenleri anlatıp, bizi şaşırtmaya devam ediyor. Bunlardan biri de yıllarce mahkum olarak yattığı cezaevine işveren olarak giren biri... İsmini vermek istemiyor Çıtak ama hikayesini anlatıyor; "Yıllarca mahkum olarak yattı burada. Sonra çıktığında kendi işini kurdu. Bir tekstil atölyesi açtı. Bize bir teklifle geldi ve buradaki mahkumları çalıştırmak istediğini söyledi. Biz de gerekli izinleri aldık, cezaevinde bir tekstil atölyesi kurulmasına önayak olduk. Atölye kuruldu. Onlarca mahkum, sigortalı ve maaşlı olarak çalışmaya başladı. Bir paket sigaraya ihtiyacı olan adam var burada! Çalışıp buradan ailesine para gönderenler var."

TİYATROCU OLANLAR VAR

Sadece bunlar da değil müdürün anlattıkları. Cezaevinde tiyatroyla tanışıp, oyunlarda rol aldıktan sonra hayatı değişenler de olduğunu söylüyor. Profesyonel oyunculuk yapan birçok ismin olduğunu yüzünde bir gülümsemeyle anlatıyor "Burada sahneye konulan oyunlarda mankumlarımız rol alıyor. Bu sırada tiyatroyla epey haşır neşir oluyorlar. Elbette bu oyunlarda kadın rollerini de erkek mahkumların canlandırması gerekiyor. Ama bu işe o kadar gönül veriyorlar ki, kadın ya da erkek rolü diye bakmıyorlar mevzuya... Travesti rolü oynayan mahkumumuz bile oldu. Yanlış anlamayın bu normalde elinde tespihle gezen bir adam! Onlar bu işi bu kadar ciddiye aldıkları için, çıktıklarında profesyonel olarak tiyatroya devam edenler de oluyor elbette."

TANÜLKÜ BİR KAHRAMAN
Turgay Tanülkü ve oyuncular sahneye çıktığında alkışlar salonu inletiyor. Ne de olsa, Tanülkü onlar için bir kahraman. Kendileri gibi cezaevi hayatı yaşamış, dertlerini en iyi anlayan isimlerden... Ve tüm dramı yüzüne yansımış biri o... Sahnedeki oyuncuların hepsinin yolu cezaevinden geçmiş... Yani aslında seyircisi, oyuncusu ortak bir kaderi paylaşmış. Belki de bu yüzden birbirlerinin dilinden en iyi anlayanlar onlar... Oyun tüm mahkumlara simit dağıtılmasıyla başlıyor. Simit aslında bir simge... Cezaevinde özlemi çekilen en basit şey simit... Tanülkü bunu bir gelenek haline getirmiş, her oyun öncesi mahkumlara simit dağıtıyor. Bizlere yok! Çünkü bizler zaten simide kolayca erişebiliyoruz. Oyun bittiğinde gözyaşları sel oluyor. O koca koca adamlar, ellerinde tespihle racon kesen ağabeyler, suçun göbeğinde yaşayanlar bir anda küçük birer çocuk oluyor... Ve büyük dersler alarak çıkıyorlar salondan... Turgay Tanülkü, "Bir buçuk adımda biten bir yer cezaevi. Bazen arayanı soranı olanlar çıkıyor. Umut olmalı her zaman. Umut olmayınca yaşanmıyor" diyor.

MAHKUMLAR ANLATIYOR
Oyun bittikten sonra mahkumlar etrafımı sarıyor. Her biri bir şeyleri anlatma, dışardaki sevdiklerine bir mesaj gönderme derdinde. Ama ortak mesaj sanırım cezaevinin öğreticiliği...

VECHETTİN TOK
"İki yıldır hapisteyim. Dört yılım daha var. Ama ondan önce de girip çıktım hapise... Yaşanan mekanlar insanı değiştiriyor. Oraya hangi anlamı yüklersen o mekan senin için o oluyor. Burayı hapis gibi görmek istemiyorum. Buradan öğrenerek çıkabilirim. O yüzden tiyatro yapıyorum. Ortaokul birinci sınıftan terktim. Hapiste kaldığım 10 yıl boyunca okulumu bitirdim. Şu anda İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü ikinci sınıfta uzaktan eğitim öğrencisiyim. Yaşamdan kopmayı reddettim ve kopmadım. Tiyatro büyük şeyler kattı hayatıma. Şu an üzerinde çalıştığımız oyunun senaryosunu ben yazıyorum. Nietzsche ne demiş, "Acı güçlendirir!" Ben güçlenerek çıkacağım buradan. Ve okulum bittiğinde tez hazırlayacağım, cezaevleriyle ilgili..."

AYHAN KANDEMİR
"4.5 yıldır buradayım. İki kızım var. Onlar için çok daha zor her şey. Suçtan uzak durmak için elimden geleni yapacağım. Yeni yaşama hatasız başlamak en büyük amacım!"

Azad Bozbay
"2.5 yıldır burayım daha yedi yılım var. İlk girdiğimde inanılmaz bir çöküntü hissettim. Dışarıyı unuttum bir süre sonra... Burada da beni hayatta tutan çeşitli uğraşlar oldu. Onlarla farklı bir kapı açıldı önümde."

MEHMET BAYRAM UYANIK
"Cezaevleri ilginç öğretici yerler. Koğuşta bir arkadaşın eşi öldü, idareden haber verdiler, onu aldılar hastaneye götürdüler. Sonrasında sık sık koğuşa gelip sordular, "İyi misin?" diye... İnsan yerine koydular kısaca... Ben buraya girene kadar dünyayı çözdüm sanırdım. Dünya işini bitirmiştim. Param vardı, pulum vardı, bir giydiğimi bir daha giymezdim o derece... Meğer dünyanın en aptal insanıymışım. Buraya girdim, eşim kıyafetler gönderdi, her hafta onları yıkayıp yıkayıp giyiyorum. Burada insan tahmin bile edemeyeceği şeylerin hesabını yapıyor."