X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Ot biçerim fındık toplarım sıva yaparım silah taşımam'
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Ot biçerim fındık toplarım sıva yaparım silah taşımam'

  • Giriş Tarihi: 28.2.2016
'Ot biçerim fındık toplarım sıva yaparım silah taşımam'
'Ot biçerim fındık toplarım sıva yaparım silah taşımam'

O ekranın en sert karakterlerinden, sanki vurup kıran adam rolleri onun için yazılmış. İş racon kesmeye gelince ondan iyisi yok. Ama o ekranda gördüğünüz takım elbiseli, silahlı adamdan çok farklı. Tam bir doğa adamı, çocuklarına ve eşine âşık bir aile babası

Gürkan Uygun'u nasıl bilirsiniz, bilmiyorum. Ben, uzaktan gördüğüm kadarıyla; sert, gergin, astığı astık kestiği kestik biri sanıyordum. Tam bir yanılgı! Diziler insana dair nasıl önyargılar yaratabiliyormuş... Bugüne kadar takım elbisesi, elinde tesbihi, belinde silahıyla görmeye alıştığımız Gürkan Uygun aslında son derece neşeli, eğlenceli biri, tam bir doğa adamı. Yazları köyüne gidip fındık toplayan, çocukları için organik tarım yapmayı hayal eden, şehirden sıkılan, kendini çayıra çimene atmak isteyen biri.... Bizden biri. Hepimiz gibi... atv'de ekrana gelecek olan Kehribar dizisiyle yine bildiğimiz karakterine bürünecek. O mafya hallerine girmeden biz onun içindeki Gürkan'ı ortaya çıkaralım dedik, uzun uzun sohbet ettik;
- Tüm rol aldığnıız dizilerde bir kahramanı canlandırmak oyunculuk dışındaki hayatınızı nasıl etkiliyor?
- Normal hayatımda kahramanmışım gibi bir duyguya bürünmüyorum. Ama daha kolay adapte olabilmek için o adam gibi davranmaya çalışıyorum. Bunun dışında işimi özel hayatıma taşımıyorum.
- Canlandırdığınız rollerden çok farklı birisiniz oysa... Ama bu tip roller de tam sizin için biçilmiş kaftan. Bu kolaylık sağlıyor mu?
- Elbette bir rahatlık sağlıyor. Çünkü beklenti bu yönde. Bende olmayan özellikler taşıyor karakterlerim ama bir yandan da görüp deneyimlediğim insan tiplemeleri. Çünkü doğup büyüdüğüm yer bu tarz insanların çokça olduğu yerlerden. Öyle olmadığım halde racon kesen biri gibi davranmak keyifli bile oluyor. İçinizdeki, kaybetmediğiniz çocukla alakalı bir durum. Oyun oynar gibi düşünün bunu. Biraz da abartarak oynuyorum. Çünkü o imkanlar sunuluyor; sizden korkan, saygı duyan insanlar oluyor hikayenin içinde. Küçükken oynadığımız oyunlarda vuruluyorduk, ölüyorduk. Mızıkçılık yapıyorduk "Neden hep ben ölüyorum?" diye. Şimdi vuruyorum, iniyor herkes (gülüyor). Başrol olunca böyle avantajları oluyor. Daha rahat ve sınırsız bir durum...
- Sakaryalısınız ve Gürcüsünüz... Hemşehriyiz, ben de Gürcüyüm... O yüzden bilirim biraz oraları. Tabiatınızda var yani bu haller...
- Biraz genlerle alakalı tabii. Karadeniz bölgesi silahla yaşamaya alışkın bir topluluk. Benim silahla alakam olmasa da doğduğum büyüdüğüm yerler böyle...
- Delikanlılık döneminizde de mi ilginizi çekmedi silah?
- Mekanizma olarak çok güzel bir alet silah. Enfes. Görünüşü de güzel ama soğuk bulurum ve silaha hiç ihtiyacım olmadı çok şükür. Merakım da yok yani atış yapmak ilgimi çekmedi.
- Kaç farklı adam var içinizde? Bir ses yarışmasına katıldınız orada bir cazcı gibi şarkı söylediniz... Dizilerde tam bir sert adamsınız.... Sinemada komedi oynuyorsunuz...
- Oyunculuğun cilveleri... Çeşitlendirmeye çalışıyorum elimden geldiğince. Ama seyirci gözünden bu durum nasıl görünüyor, emin değilim. Oyuncu olarak farklı antrenmanlar yapmak iyi geliyor. Sizi daha iyi ve doğru bir oyuncu olmaya doğru iten çalışmalar bunlar. Yıllar sonra baktığımda, "Burada kötü oynamışım" diyebiliyorum. Çünkü sürekli gelişiyoruz. Ama biliyorum ki beni bir kahraman olarak izlemek istiyorlar. Seyircinin onlara sunduğunuz kahramanlardan bir takım beklentileri oluyor. Bu beklentiyi karşılamak gerekiyor.
- Siz kendinize en çok hangi rolleri yakıştırıyorsunuz?
- Sert, yüzü gülmeyen, yumruğunu masaya vuran adam rolleri. Seyirciden beklenti böyle bana dair. Bunu da kullanıyorum televizyonda. Sinemada televizyon seyircisinin bana yakıştırmadığı rolleri oynamayı tercih ediyorum. Yoksa televizyon seyircisinin benden tek beklentisi; bir takım elbise giymem, elimde bir tesbih ve silah olması. Ben ve takım elbise bir araya gelince silah kaçınılmaz bir aksesuvar oluyor (gülüyor). Kehribar da seyircinin benden beklentisini karşılayacak bir iş.

KULAĞIM DELİKTİR

- Konservatuvarda okurken, böyle rollerin adamı olacağınızı tahmin ediyor muydunuz?
- Hiç düşünmemiştim. Bir komedi dizisi olan Tatlı Kaçıklar'la başlamıştım üstelik televizyon serüvenine... Dormen Tiyatrosu'na girdim 94-95 sezonunda ve yedi sene boyunca komedi oynadım. Hep o dürtüleri kullandım. Çünkü o dönem çok fazla aksiyon ve gerilim işleri yoktu piyasada. Üniversiteyi bitirip, askerden dönünce, Deliyürek başlamıştı... Onunla birlikte aynada kendime bakıp "Bu işlerden bana pay düşer" demeye başlamıştım. Dizilerden kötü adam rolleri gelmeye başladı. Zaman içinde kötü adam halinden sert ama iyi adam haline döndüm, kahramanlığa doğru gittim.
- Müzikle ilginiz ne boyutta?
- Plak biriktirirdim eskiden. Salı Pazarı vardır, bit pazarı diye bilinir, oradan alırdım sık sık. Kulağım delik ama. Oyuncu arkadaşların hepsinde bu vardır. Biraz yan yana giden sanat dalları. Öğrencilik sırasında müzikalleri de çalışırdık. Bugün bir albüm yapmaya kalksam altı, yedi ay bir üstatla bir arada olmam lazım ki bana eksiklerimi söylesin, tamamlasın. Bir dönem sürekli türkü, bir dönem sadece Türk Sanat Müziği dinledim. Doğduğum yerde sadece arabeskle, türkü vardı. Tiyatroya girince Bülent Ortaçgil'ler girdi hayatıma. Yaşadığım yerde hiç duymadığım seslerdi bunlar. Her tür müziği bir dönem dinlerim ki fikir sahibi olayım.

ESKİDEN ÇİRKİN DİYORLARDI

- Kahraman yaratılacaksa, bebek yüzlü birini aramıyorlar. Siz de pek öyle sayılmazsınız... Yanlış anlamayın yakışıklı bir adam değilsiniz iması yapmaya çalışmıyorum ama farklı bir yüzünüz var...
- Eskiden çirkin diyorlardı şimdi karizmatik (gülüyor). Günlük hayatımızdaki insanlar, alışkın oldukları tipleri görmek istiyor ekranda. Sokaklar bebek yüzlü adamlarla dolu değil.
- Küçük bir köyde geçmiş çocukluğunuz. Konservatuvara gitmeye nasıl karar verdiniz?
- Lisede okul tiyatrosunda oynamaya başladım. O sene okul tekrarı yapmak zorunda kaldım, dersler konusunda başarılı değildim. Sonrasında amatör tiyatroya başladım. Ailem de destekledi. Çocukluktan itibaren bir takım şeyleri belli ediyorsunuz, ben de taklitçi ve eğlendiren bir çocuktum, ailem de dedemin taklidini yaptığımda "Ne yapıyorsun" diye kafama vurmadı. Amatör tiyatroya girince büyüdüğüm mahalle çevresinden çıktım, çarşıya gider olmuştum. Şehir merkezine gitmiştim, arkadaş çevrem değişti ve Türkiye'nin dört bir yanından memur çocuklarıyla temas ettim. Müdür çocukları vardı ve farklı hayatlar yaşamışlardı. Ben işçi çocuğuydum. O insanlar başka fikirdeydi ve ben aslında ne kadar küçük bir yerde yaşadığımı gördüm o yaşlarda. O zaman tiyatro ve oyunculuğu meslek olarak yapmaya heves ettim. Şükür heves ettim ve oldu!
- Şimdi Kehribar isimli dizide bir kahramanı canlandırıyorsunuz. Bu adamın nesi cezbetti sizi?
- Karakterin başına gelecek olan şeyler ilgimi çekti. İzleyicinin ilgisini çekebileceğini düşündüğüm yeni bir kahraman yaratma fikrinden heyecanlandım. Kaçak dizisinin ardından bu karakterle seyirciye daha iyi ulaşacağımı düşünüyorum.