X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Altı üstü oyuncuyuz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Altı üstü oyuncuyuz

  • Giriş Tarihi: 6.3.2016
Altı üstü oyuncuyuz
Altı üstü oyuncuyuz

Yıllardır televizyon seyircisinin yüzünü gülümseten Hasibe Eren şimdi de atv'de ekrana gelen Aile İşi isimli dizide, Emel karakterini canlandırıyor. Ünlü oyuncu, "Meslek olarak oyunculuk yapabileceğimi hiç hayal edemiyordum. Muhtemel çocuklar için drama hocası olur, çocuklarla tiyatro yapar, en fazla gazeteciliğe kayarım diye düşünüyordum" diyor

Hasibe Eren özellikle televizyon yolculuğunda seyirciyi gülümseten kadın karakterlere imza attı. Herbirinin ayrı ayrı anlamı var onun için; mesela Sıdıka için "İçinde yetiştiği sosyo-kültürel ortamdan asla beklenmeyecek kadar akıllı, kendisine biçilen hayatı kabul etmeyen, sosyal olaylardan haberdar, aile baskısı gören, eğlenceli, tatlı kız" diyor. Avrupa Yakası'ndaki Makbuleyi ise "Evde kalmış, demode olup asla farkında olmayan, zengin, eğitimsiz, libidosu yüksek" diye tanımlıyor... Özetle seyirci Hasibe Eren'i seviyor.

- Ekranda bize nefes aldıran, yüzümüzü güldüren kadın karakterlerden biri oldunuz. Gülmek ve güldürmek bir aile geleneği miydi sizde? Yani evde de güldürür, güler miydiniz çocukken?
- Öncelikle bu güzel sözlerin için teşekkür ederim sevgili Sonat. Evet gülmeyi, güldürmeyi seven bir çocuktum. Evdeki hikayelerimi çok hatırlamıyorum ama aile büyüklerinin anlattıklarına göre iyi oyunlar kuran bir çocukmuşum. Kuzenlerim ve kardeşim için kuklalar yapıp, kukla sahnesi kurar ve farklı karakterleri oynatırdım. Bir de ortaokulda Aziz Nesin'in öykülerini diyaloglara döküp, tahtaya sıralar dizip arkadaşlarımla Türkçe dersinde oynadığımızı çok net hatırlıyorum. Perran Kutman Artiz Mektebi'nde; "Yani sanat insanın içinden böööööööyle!" der ya... O hesap benim ki de, tutamıyordum oynama hevesimi.

- Almanya'dan Türkiye'ye dönmüşsünüz aienizle küçük yaşta... Buradan gurbete gidişlere dair çok hikaye biliyoruz ama tersine dair fikrimiz az... Siz nasıl bir şaşkınlık yaşadınız o süreçte?
- Her yıl en az altı haftalık Türkiye tatilimiz olurdu. Buradaki yaşam hakkında fikrim vardı. Çok mutluydum dokuz yaşımdayken Türkiye'ye kesin dönüş yaptığımız için. Ama okul hakkında hiç fikrim yoktu, haftada bir gün Türk okuluna gidiyorduk orada. Genelde din dersleri alıyor, öyküler okuyor, 23 Nisan için gösteriler hazırlıyorduk. Türkçe alfabeye bile hakim olmadığımı buraya dönüp okula başlayınca çok acı bir biçimde tecrübe ettim. Modern matematikten klasik matematiğe geçiş çok zor oldu. Ezbere dayalı eğitim sistemine geçiş yapmak, en basitinden tek örnek giyinmek bile sıkıntılı oluyormuş o yaşta çocuk için. Öğretmenimiz satırbaşı diyerek bir şey dikte ettirirken, ben hemen "Saaatır baaaşı" yazıyordum. Gülüyordu sıra arkadaşım... Bir yıl sürdü bu zorlu adaptasyon. Beşinci sınıftayken Anadolu Liseleri'ne hazırlanan, test çözen zehir gibi bir çocuğa dönüştüm. Mahalle baskısı da yaşadım tabii. Annem anlatırdı, sokaktaki arkadaşlarım şort giydiğim için utanmam gerektiğini söyleyince Almanya'da giydiğim giysileri giymek istememişim.

HEYECANIM BURNUMDAN FIŞKIRIRDI

- Lise ve üniversite yılları nasıl geçti?
- Lise yıllarım korkunç tabii, 90'lı yılların başına denk geliyor. Özellikle giyimle ilgili korkunç seçimlerimiz mevcut, dönemin modası ve ekonomik sıkıntılar çok belirleyiciydi. Abim erken yaşta kendi parasını kazanmaya başladığı için göreceli daha iyi giyinirdi. Onun gömleklerini, tişörtlerini giyerdim (gülüyor). Yazık çok çekti benden.

- Üniversitede önce reklamcılık okumuşsunuz. Oyuncu olma fikri ne zaman içinize işledi?
- Oynama hevesim hep vardı. Harçlığım Şehir Tiyatroları'nın biletlerine ancak yeterdi. Çeke çeke götürürdüm herkesi. İzlerken oyunculardan daha çok heyecanlanırdım. Heyecanım burnumdan fışkıracak sanırdım. İstanbul'un orta yerinde büyüyen bir çocuk olmama rağmen konservatuvar sınavına nasıl girilir hiç fikrim yoktu. Bunu destekleyen bir aileye de sahip değildim. "Üniversiteye kapağı atayım sonra bakarız" diyordum. Reklam okumak için üniversiteye girer girmez tabii ki okuldaki tiyatro topluluğunu buldum ve kaydoldum. İstanbul Üniversitesi'nde iki bölüm bitirip, hem Şehir Tiyatroları'nda hem de dizilerde oynamaya başlamama rağmen ÖKM'de tiyatro yapmaya devam ettim. Orası en büyük okulumdur.

- İstanbul Üniversitesi'nde okurken ÖKM'de (Öğrenci Kültür Merkezi) kulüp öğrencilerine tiyatro dersi verdiğinizi hatırlıyorum.
- Üniversite tiyatrosunda gelenektir, temel beden ve oyunculuk egzersizlerini eski öğrenciler yaptırır yenilere. Ders veriyor demeyelim de adına... Seninle de orada tanıştık zaten. Güzel zamanlardı değil mi?

- O yıllardaki Hasibe nasıl biriydi? Neler hayal ediyordu geleceğe dair?
- Meslek olarak oyunculuk yapabileceğimi hiç hayal edemiyordum. Reklamcılığı bitirince dramaturji bölümüne girdim. Muhtemel çocuklar için drama hocası olur, çocuklarla tiyatro yapar, en fazla gazeteciliğe kayarım diye düşünüyordum. Tiyatro eleştirisi veya kültür-sanat yazarım diyordum. Hayatımı bunlardan kazanıp bir şekilde bir toplulukta oyunculuk yapmaya devam edersem şanslı sayardım kendimi. Gel gör ki mesleğim oldu. Çok şanslıyım.

- Oyunculuk size ne katıyor, nasıl bir his yaratıyor?
- Berbat hissettiren bir meslek. Her oyunun prömiyer tarihi yaklaştığında her şeyi bırakıp kaçmak istiyorum. Başaramayacağımı, kötü oynadığımı, mesleği bırakmam gerektiğini düşünüyorum. Geçeceğini bilsem de bu duygudan kurtaramıyorum kendimi. Aynı besteyi yapmaktan korkan bir besteci gibi düşünülebilir aslında durum. Aynı notalara mı basıyorum, cepten mi yiyorum? "X oyunundaki Y karakteri de çok benziyordu bu role, yeterince ayrıştırabildim mi o rolden" kaygıları ne uyku bırakır, ne yaşam zevki bende... Prömiyerlerde seyirciden deli gibi korkarım. Tam performans, tüm duyguyla oyun oynamam için en az 20 oyun geçmesi gerekir. Kendime güvenimi ancak kazanırım. Hem çok sevip, hem çok acı çektiğin garip bir yaratım süreci diyebiliriz.

- Komedi sizin için ne anlam ifade ediyor?
- İnsan mutlu olmak için yaşamalı, yaşıyoruz. Mutlu eden, keyif veren bir seyir hali komedi. Gülmek kadar insana yakışır ve doğal bir şey var mı? Tabii gülmeyi, güldürmeyi seviyorum. Bu dramatik rolleri oynamaktan hoşlanmıyorum anlamına gelmemeli. Ama komedi başka türlü bir enerji verir. Kendim de iyi bir komedi izlediğimde mutlu hissederim.

- Canlandırdığınız komik kadın karakterleri hayatımızın içinde... Nasıl ortaya çıkarıyorsunuz bu karakterleri?
- Çok izleyerek, üstünde çok düşünerek ve çok prova ederek. Hayat sürüp giderken çok farklı kesimlerden, değişik kaygılarla yetişmiş kadınlarla tanışıyoruz. Ben insan severim. Sohbet en güzel yöntem tabii bu yolda. Zaten televizyonda gördükleri bir kadın olduğum için onlar benimle sohbete hevesli ama onlar bir sorar ben beş. Yeni bir düşünme biçimi, değişik kurulmuş cümleler, bilmediğim bir hayat beni heyecanlandırıyor. Sonra edebiyat... Özellikle günümüz Türk edebiyatı bana çok zevk veriyor. Filmler... İyi yaratılmış, sanat beğeninizi yükselten her iş yaratım sürecinde heybenizde güçtür. Çok şahane işler yarattığımı düşündüğümden değil, kafamın böyle çalıştığını anlatmaya çabalıyorum sadece.