X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye'yi bölgenin eğitim üssü yapacağız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye'yi bölgenin eğitim üssü yapacağız

  • Giriş Tarihi: 27.3.2016
Türkiye'yi bölgenin eğitim üssü yapacağız
Türkiye'yi bölgenin eğitim üssü yapacağız

Bakanlık görevi sona erdikten sonra Geleceğin Eğitimi Derneği’ni kuran Nimet Baş, İstanbul’da düzenlenen Global Eğitim Zirvesi öncesi hedeflerini anlattı: Bir İngiliz eğitim kuruluşunun Balkanlarda ya da Ortadoğu’da bir eğitim projesi uygulaması artık bizim tarafımızdan da yapılabilir. Bulgaristan’daki öğrencinin Edirne’ye, Suriye’dekinin Antep’e, Gürcistan’dakinin Kars’a üniversiteye gelmesi çok mümkün. Coğrafi konumumuzu büyük bir şansa çevirebiliriz. Sizin ülkenizde okumuş insanlar o ülkelerle olan ilişkilerinizi de düzenler. Ülkemize karşı sempatisi sevgisi gelişir

Altı yıl bakanlık yaparak Türkiye'nin en uzun süre görev yapan kadın bakanı olan Nimet Baş ile kurucusu olduğu Geleceğin Eğitimi Derneği'nde (GED) buluştuk. Derneğin her köşesi Baş'ın dünya ve Türkiye'de yaptığı eğitim gezilerinden izler taşıyordu. Hikayesini dinlediğim her bir obje, beni derinden etkiledi. Sudan Darfur'daki çocukların defter olarak kullandığı tahta parçasını çerçeveletip duvara asmıştı. Gösterirken gözleri doldu. 'Herkesin elinde tabletin olduğu dönemde çocuklar bu tahta parçasıyla okula gidip yazıyor ve siliyorlar' diyerek ekledi. Baş, teknolojinin eğitim ile işbirliğini çok önemsiyor. 'Teknolojiyi sadece kullanan değil program ve yazılım üreten bir nesil inşa etmeliyiz' diyor. 'Üstelik bu konuda dünyanın çeşitli ülkelerinde başarılara imza atmış gençlerimiz var' diyerek de ekliyor. Global Eğitim Zirvesi'nin amacı da tam bu. '21. Yüzyıl Yeni Eğitim Trendleri' ana teması doğrultusunda Türkiye ile komşu ülkeler arasında karşılıklı işbirliği zemini oluşturmak ve eğitim alanındaki yeni trendlerden haberdar olmak. Baş ile hem bu trendleri hem öğrencilik yıllarını, oğluyla olan ilişkisini ve Türkiye'nin eğitim geleceğini konuştuk.

- Uzun süre bakanlık yaptıktan sonra siyasete ara verdiniz. Şu an neler yapıyorsunuz?
- Siyaset kuralı gereği 2015 seçimlerinden sonra en az dört yıl siyasete ara vermeyi planladım. Gelecekte ne yapacağıma dair düşünce çalışması yaptım. Yaklaşık 6,5 yıl süren bakanlıklarım ve siyaset hayatım boyuncu fark ettim ki, devletimiz ve derneklerimiz yurtdışında çok iyi işler yapıyor ama bunlar hep yardım eksenli. Hem politik hem sivil olarak uzun vadeli ve kalıcı, o toplumda iz bırakacak, onlarla duygusal bağları kuvvetlendirecek çalışmalar eksik. Avrupalı ve Amerikalı eski bakanların bu tür sivil kuruluşların başında olduğunu ve edindikleri bilgileri aktaran yapılar içerisinde olduklarını gördüm. Bizim derneğimiz de yardım eksenli bir kuruluştan çıkıp stratejik düşünce kuruluşu olarak planlanmış bir eğitim derneği.

ÇAĞIMIZ TEKNOLOJİ ÇAĞI

- Geleceğin Eğitim Derneği'nin amacı nedir?
- Amacımız, ülke içindeki bir çalışmadan çok, Türkiye'nin edindiği bilgileri tüm dünya ile paylaşıp buralardan bir şeyler aktarmak ve öğrenmek. Bunun için uluslararası kuruluşlarla işbirliğine gittik. Eğitim alanında çok yol kat ettik ama toplumsal algıları yönetemiyoruz. Doğru bildiğimiz çok yanlışlar var. Tüm bunları yaparken pek çok gelişmiş ülkenin dahi eksiği olduğunu gördük. Büyük bir özgüvenle yola çıktık ve bizim de onlara aktaracağımız çalışmalarımız var. Bütün çalışmalarımızı Sayın Cumhurbaşkanımızla istişare ederek yürüttük. Çünkü Cumhurbaşkanımız eğitim konusunda büyük bir vizyona sahip. Fatih projesinin liderliğini yaptı. Sadece ülkemizde değil dünyada Fatih projesi, alanındaki en büyük teknoloji projesi olarak tanımlanıyor ve bu proje nedeniyle dünyanın her yerine konuşmacı olarak çağrılıyorum.

- Fatih projesi neden çok önemli?
- Dünyada hızlı devinimlerin olduğu, çağların değiştiği bazı kritik dönemler var. Bunlardan biri sanayi devrimiydi. Bu devrim sırasında sanayi ile eğitim arasındaki işbirliğini kuran ülkeler başarılı oldu. Bizim çağımız da teknoloji çağı. Teknoloji ile eğitim arasındaki bağı kavrayıp bunu eğitime yansıtabilmeyi başarabildiğimiz noktada dünyanın gelişmiş ülkeleriyle birlikte büyük bir sıçrama yakalayabiliriz. Çin ve Hindistan'ın dünyadaki rekabet gücünü oluşturan şey ekonomide ürettikleri değerden çok bu alanda geliştirdikleri yazılımlardır. Yazılım olmazsa şu an sokaktaki lambaları yakamayız. Fatih projesiyle Türkiye'de yazılım alanında 300-400 bin genç bile yetişmiş olsa bu çağı yakalamış olacağız.

- 'Türkiye'de eğitim sistemi çok değişiyor' denilir sürekli. Değişiyor mu gerçekten?
- Hayır, eğitim sistemi değişmiyor, mobilize hızla değiştirebileceğimiz kadar az öğrencimiz yok bizim. Türkiye'de sınav sistemi değişiyor. Dünyada eğitimle ilgili konuşulanların hiç biri bu ülkede konuşulmuyor. Amacımız o tartışmaları da buraya getirmek. Ölçme değerlendirmede bağımsız bir akreditasyon kurumu kurmak, dünyadaki başarılı eğitim projelerini uygulamak, Avrupa birliği proje eğitim fakültelerinin yapılandırılması gibi pek çok projeleri uyguluyoruz. Dünya tüm bunları yaptığımızın farkında.

- Türkiye'de teknolojiyle iç içe ve son derece iyi kullanan bir nesil de var. Bu bir avantaj sayılabilir mi?
- Akıllı telefonlar dünyanın bir ucundaki çok zengin bir çocukla eşitliyor sizi. Ama sadece kullanan değil, program, yazılım geliştiren bir nesil yetiştirmeliyiz. Alıp kullanmak değil, geliştiren bir nesil için çalışıyoruz.

- Global Eğitim Zirvesi'nin amacı nedir?
- Bu zirveyi geliştirmek, her yıl düzenlemek istiyoruz. Türkiye'de hiç tartışılmayan konular tartışılacak ve ülkemizde ilk işbirliği eğitim platformu alanında zirve olacak. Amacımız gelişmiş ve gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin bir araya geldiği, hepsinin aynı olanaklardan yararlandığı bir eğitim platformu oluşturmak.

- Yani dünyanın dört bir yanından öğrenciler eğitim için Türkiye'ye gelebilecek...
- Bir İngiliz eğitim kuruluşunun Balkanlarda ya da Ortadoğu'da bir eğitim projesi uygulaması, biz ufkumuzu genişlettiğimizde, bizim tarafımızdan yapılması muhtemel olan işler. Bölgemiz pek çok yere bir buçuk saat uçuş mesafesinde. Eğitimin turizmini ve ticaretini yapan ülkeler var. Bir ülkede eğitim gördüğünüzde oraya duygusal olarak da bağlanırsınız. Bunun manevi yanını da çok önemsiyorum. Bulgaristan'daki bir öğrencinin Edirne'ye, Suriye'dekinin Antep'e, Gürcistan'dakinin Kars'a üniversiteye gelmesi çok mümkün. Coğrafi konumumuzla ilgili sürekli şansızlığımızdan bahsederiz oysa bu şansa da çevrilebilir. Sizin ülkenizde okumuş insanlar o ülkelerle olan ilişkilerimizi düzenler. Ülkemize karşı sempatisi sevgisi gelişir.

KARİYER HEDEFİM YOKTU

- Beyin göçü bizde çok konuşulan bir kavramdı. Şimdi durum nasıl?
- Artık göç dememek lazım. Çünkü başka bir ülkede olması bizim için çalışmayacağı anlamına gelmiyor. Artık internet var ve fiziken nerede bulunduğunun önemi yok. Çok avantajlı bir dönemdeyiz. Zeki çocuklarımıza 'gel Türkiye'de çalış' demiyoruz, 'şu projenin danışmanı ol, ayda 70 saat benim için çalış', diyoruz. Bunlar yetiyor.

- Mezun olduğunuzda sizin bir kariyer hedefiniz var mıydı?
- Hiç kariyer hayalleri kurmadım. Öğrenciyken evlendim. 'Bu makamlara gelmek için çok çalıştım, tırnaklarımla kazıdım' diyorlar ya, ben öyle yapmadım, çok samimi söylüyorum. Çalışılarak elde edilecek yerler değil, nasip! Hem kısmetiniz hem de intihanınız aslında. Siyasetle ilgiliydim, mesleğimi çok seviyordum ve iyi yapmaya çalışıyordum, insan ilişkilerim iyiydi. Hangisi bugünkü sonucu doğurabilir ki, süper güçlerim olduğu için değil, tamamen nasipti, başkaları da olabilirdi. Çok teslimiyetçiyimdir. Plan yapmak kadere çok aykırı, ben de kadere çok inanırım. Ne bakan olduğumda kendimi çok önemli hissettim ne de sonrasında bir eksiklik hissettim. Bu benim hayatımda yoluma çıkan bir görevdi. Görevimi milletin emaneti olarak gördüm ve çok gayret göstererek maksimum derecede titizlendim. Yoksa, şu an duygusal olarak çok rahatım. Tercih edecek olsam burada olmayı seçerim. Reel olarak bakınca da durum bu. Çok iyiyim şu an.

Mutlu olmanı isterim oğlum
Oğlum ortaokuldayken bana, 'Anne ne olmamı istersin' diye sormuştu. Ben de 'mutlu olmanı isterim' diye yanıt vermiştim. O sınavlara oğlumu sokmadım, dershaneye de yollamadım. Çünkü duygu olarak öğrenme becerilerinin gelişmesini istedim. Mecbur olduğunuz için öğrenme, öğrenme ile aranızdaki ilişkiyi bozar. Bu yüzden okuldan nefret eden çocuklar var. Benim ayrıcalıklı olduğumu düşünenler olacaktır şimdi. Oysa ben her zaman evime en yakın okula gönderdim oğlumu. Çocuğumun üzerinden hayallerimi gerçekleştirmek gibi bir isteğim yoktu. Oğlum bilgisayar mühendisi olmak istedi, oldu. Ona şunu söyledim, 'Bilgisayar teknisyeni de olabilirsin, tamircisi de. Her şekilde de seninle gurur duyarım. Yeter ki yaptığın işten karşılığını aldığın parayla kendine helal bir yaşam kur.' Bu yüzden bakanlığımda değerler eğitimini başlattım. Çünkü bir çocuğun matematikten 100 alması kadar anne-babasına saygılı olması, birine iyilik yapmayı öğrenmesi de önemlidir. İyi kalpli çocuklar yetiştirelim gerisi gelir. Bakın yaşadığımız terör olaylarına, sevgi ve merhamette dair hiçbir şey öğrenememişler.

Eğitimde acımasız rekabet olmamalı
UNESCO'da bir toplantıya katılmıştım orada Fransız bakan şöyle bir konuşma yaptı. 'Fransa saldırısını yapanlar eğitimsiz değildi. Hepsi çok iyi üniversitelerden mezundu. Fransa Cumhuriyeti okullarında devlet bu çocuklara bu cumhuriyetin değerlerini veremedi mi? 'dedi. Fransa'da yaşan bir öğretmen de söz aldı ve şunları söyledi: 'Ben mağrip kökenlilerin yaşadığı bir gettoda görev yapan Fransız bir öğretmenim. Bu çocukların her türlü ihtiyacını karşılamak için bağış topluyorum, onları sinemaya, müzelere götürüyorum ama bu çocuklar okula aç geliyorlar. Biz öğretmenleri çok rahat suçluyorsunuz ama siz siyasetçiler yoksulluğun getirdiği adaletsizliği ortadan kaldırmadıkça terörü bitiremezsiniz' dedi. O kişi toplantıya söyledikleriyle damga vurdu. Hem okul hem de ailesel ortamlarda bu eşitsizliğin giderilmesi çok önemli ama insanı insani değerlerle donatmak lazım. İnsanın değerlerini korumasını, bir başka canlıya zarar vermeme duygusunu vermeyi önemsemedikçe çok şey kaybederiz. Okullarda artık öğrenciler yanındaki arkadaşına özellikle yanlış bilgi veriyor ki, onun bir adım önüne geçsin. Acımasız bir rekabet ortamı olmamalı eğitimde. Bu da arkadaşlarının birbirini sevmesini engelliyor. Eskiden böyle değildi.

'HUKUK OKUYUP BAKAN OLACAĞIM'
Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra ilk ziyaretimi Kars'a yapmıştım. Orada bir yatılı kız Anadolu lisesinde, kız öğrencilerle yemek yiyorduk. Bir kızımız sandalyesini yanıma yaklaştırdı ve karşıma oturdu. Konuştuk, köyden yatılı okula geldiğinde ne hissettiğini anlattı. Ne olmak istiyorsun diye sordum. ' Önce hukuk okuyacağım sonra Milli Eğitim Bakanı olacağım' dedi. 'Aaa ben de hukuk okudum' dedim. 'Evet, özgeçmişinizi okudum' dedi. Ne kadar güzel bir şeydi, henüz bir aylık bir Milli Eğitim Bakanıydım ve Türkiye'nin uç noktasındaki bir kızımızın hayallerini değiştirebilmiştim. Çok etkilenmiştim.