Kahraman olunmaz, kahraman doğulur

Giriş Tarihi: 10.4.2016
Kahraman olunmaz, kahraman doğulur

Birkaç kuşak li taraftarın kahramanıydı o. Takım 103 golle şampiyon olduğunda kadrodaydı. Yıllar sonra teknik direktör olarak ’nin başına geçti. Çok sevildi, yeri geldi eleştirildi. Şimdi Konyaspor’u yönetiyor ve takımı başarıdan başarıya koşuyor. Hafta içi 51 yaşına giren Kocaman’dan bahsediyoruz

Babası ve doktor Armağan amcasından 'yi dinleyerek büyüdü çocuk... Hoş Armağan amcası artık takım tutmadığını iddia etse de gözlerinden bile belliydi o sevginin iliklerine işlediği. Sinyor Can Bartu'yu anlatırlardı. Bir direkten diğerine uçan Cihat Arman'ı, Fikret Arıcan'ı... Ama en çok da Lefter'i... Dünya Kupası, Avrupa maçları seyrederken ne zaman bir yıldız çıksa sahneye, "Lefter'in yanında bunlar da topçu mu? Ah şimdi olacaktı, şimdi" diye başlardı cümleleri. Belli ki çok güzel günler görmüşler, bol bol hikâye biriktirmişlerdi. 80'lerin başında hep Trabzon'la çekişirken maçları izlemeye başladı bizim çocuk. Selçuk Yula ile büyüdü. Bordeaux zaferinin mimarlarından "doktor" Hüseyin, gencecik yaşta hayata veda ettiği gün evde usulca gözyaşı döktü. Öyle ya ilk kez gerçek hayattaki bir kahramanı ölüyordu. 80'lerin ortasında, ezeli rakipleri Derwall önderliğinde kaderini baştan çizerken, Fenerbahçe'si patinaj çekiyordu. Eskişehir ve Sakarya hezimetlerini, çileye dönen sezonları gördü. Rıdvan diye bir adam geldi sonra. Ele avuca sığmayan, o müthiş deparlarında uzun saçları dalgalanan, dördüncü viteste giderken bire atıp sonra aniden üçüncü vitese çıkabilen bir adam... Ama takım hâlâ kötüydü. Bir tek Rıdvan'ın sihri ve çabası güzel günler görmeye yetmiyordu. İşte tam öyle bir anda çıkageldi Kocaman... Vatani görevi nedeniyle kısacık kesilmiş saçlarıyla, ligin ilk maçı Rize deplasmanında ikinci yarı oyuna girdi. Dört gol birden attı. Artık yeni bir kahramanı daha oluyordu çocuğun. 1988-89'da 103 golle rekor kıran kadroyu ve her bir maçı hafızasına kazıdı. Ama gene de Aykut'un yeri farklıydı. 3-0'dan 4-3'e dönen Galatasaray derbisinde, mucizenin fişeğini ateşleyen o ilk goldeki gibi yoktan var eden, jimnastikçi geçmişinin etkisiyle kendine has bir denge sistemine sahip, her iki ayağıyla da penaltı atabilen, rakiplerinin içinden geçebilen bir adamdı Kocaman.

ARADIĞI EKO SİSTEMİ BULDU
Ve seneler sonra hoca olarak döndü, üç kere gol kralı olduğu takımın başına. Bizim çocuksa artık büyümüş, kendisi çoluk çocuğa karışmıştı. Üstelik karınca kararınca, aklı yettiği ve dili döndüğünce futbol yazıları karalıyordu. Ve bir anda Aykut Kocaman'ı, gençliğinin kahramanını eleştirirken buldu kendini. Gollerini, eski maçlarını izlerken gözlerinin dolduğu, adını söylerken sesinin titrediği "kocaman" kahramanının oynattığı futbola burun kıvırıyordu utanmadan. Duruşuna, 3 Temmuz'un tozu dumanında üstlendiği role saygı duyuyor ama futbolculuk kariyeri problem çözme becerisi üstüne kurulu bir adamın çalıştırdığı takımın, nasıl olup da sahada bu kadar sık cevapsız kaldığına şaşıyor, hatta kızıyordu. Sonra bir gün Fenerbahçe'deki görevi bitti Aykut Hoca'nın... İkinci kez veda etti çok sevdiği Fenerbahçe'sine. Şimdilerde ise Konyaspor'la çok güzel işler yapıyor. Ve o Konyaspor bu hafta sonu Fenerbahçe'yi ağırlıyor. Maç cumartesi akşamı olduğu için siz bu satırları okurken sonuç belli olacak. Kimbilir belki de Aykut Kocaman Fenerbahçe'sine şampiyonluk yolunda çelme takacak. Ancak kesin olan bir şey varsa, Konya'da aradığı eko sistemi yakaladı Aykut Kocaman. Algı yönetmekle, Alex gibi krizlerle uğraşmak zorunda kalmadığı, tamamen kafasındaki futbol projesine odaklanabildiği bir ortam... Hafta içinde 51'inci yaşına girdi Aykut Hoca. Ve teknik adam olarak onu çokça eleştirse hatta bazı maçlar yüzünden gönül de koysa, "Bu takımı neden kendin gibi oynatmıyorsun" diye isyan da etse, bizim çocuğun hayatındaki sayısız güzel anların, unutulmaz anların kahramanı olarak kalacak. Bizim çocuk da tıpkı babası ve Armağan amcası gibi, biriktirdiği sarı lacivert hikâyeleri evladına anlatacak. Ve onların iri kıyım bir kısmında hep Aykut Kocaman olacak. İstanbul Erkek Lisesi bahçesinde nasıl Aykut gibi 'makas çalımı' atmaya çalıştığını, topun dibine girip Aykut'vari aşırtmalar denediğini, onun golleriyle tribünlerde nasıl coştuklarını ya da kimbilir kaç çocuğun ona özenip Fenerli olduğunu anlatacak. Oğluna o 'kocaman' adamı, çocukluğunun, gençliğinin kahramanını anlatacak. İyi ki doğdun, iyi ki varsın Aykut Kocaman... Ya da bir başka deyişle: Nasıl doğdu Aykut Kocaman!
ARKADAŞINA GÖNDER
Kahraman olunmaz, kahraman doğulur
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz