Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Toz Bezi’nin altındaki dokunaklı hikayeler

Giriş Tarihi: 24.4.2016
Toz Bezi’nin altındaki dokunaklı hikayeler

Gündelikçi olarak tanımlansalar da onlar kendilerine ev çileri diyor. ’de yaklaşık 1 milyon ev işçisi var ve acaba onların hayatlarından ne kadar haberdarız? Altın Lale ödüllü Toz Bezi filmi iki ev işçisinin hayatından kesit sunarak, ne kadar zorlu yaşamları olduğunu anlatıyor. Filmi, yıllarca ev işçiliği yapan Ayten Kargın ile izledik. Kargın “Yaşadıklarımızın aynısı anlatılmış” diyor

"İlk tecrübem çok vahimdi. Dört çocuklu bir ailenin evine gittim. Adam subaydı. Beni evin kapısında beklettiler. Sonra evin hanımı 'Şunu yapacaksın, bunu yapacaksın' diye emirler vermeye başladı. Balkon gibi bir yer vardı, 'Burada da üzerini değtireceksin' dedi. Akşama kadar çalıştım sonra kadın 'Her gün buraya gelirken duş alıp geleceksin' dedi. Bu laf çok zoruma gitmişti. Eve ağlayarak gittiğimi hatırlıyorum. Hayatımdaki en korkunç günlerden biriydi." 56 yaşındaki Ayten Kargın, bir ev işçisi amiyane tabirle gündelikçi. Genç yönetmen Ahu Öztürk'ün ev işçilerinin hayatından bir kesit sunduğu Toz Bezi filmini birlikte izledikten sonra, söyleşi yapmak için bir kafeye giderken yolda bu olayı anlatıyor. Belli ki film onu, yıllar öncesine götürmüş. Filmi izlerken yer yer duygulanan Ayten Hanım'a, "Filmi nasıl buldunuz" diye sorunca "Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hemen hemen yaşadıklarımızın aynısı anlatılmış. Çok etkilendim" diyor. İki ev işçisinin hayata tutunma mücadelesini anlatıldığı Toz Bezi, SABAH ve atv'nin de tema sponsoru olduğu 35. İstanbul Film Festivali'nde Ulusal Yarışma'da En İyi Film seçilip Altın Lale ödülünü aldı. Filmde Nazal Kesal ile birlikte ev işçisini canlandıran Asiye Dinçsoy da En İyi Kadın Oyuncu ödülüne değer görüldü. Vizyonda olan film, ev işçilerinin hayatlarını bir kez daha gündeme getirdi.

MÜCADELENİN ÖNCÜ İSMİ
'de yaklaşık 1 milyona yakın ev işçisi var. Yani hayatımızın bir gerçeği ama onlar çoğunlukla eziliyor, horlanıyor. Üstelik sadece gittikleri evlerde değil kendi evlerinde de. Son 15 yıldır bir hak mücadelesi veriliyor bu alanda. Geçen yıl çıkan kanunla artık sigortalı çalışmaları zorunlu hale getirildi. Böylece iş tanımlarını da yapılmış oldu. Ayten Hanım'ın gündelikçi yerine ev işçisi demesinin sebebi de bu işte. Ev sahibine de işveren diyor. Çünkü ona göre ortada bir işçi-işveren ilişkisi var. 'de hak mücadelesi veren ilk ev işçilerinden biri Ayten Hanım. 11 yıl çalıştığı evden kovulunca, yıllarca verdiği emeğin bir karşılığı olmalı diye hukuksal mücadeleye girdi. Geçen yıl mahkeme onun lehine karar verdi.

ÇOCUKLAR OKUSUN DİYE
Ayten Hanım ilkokul mezunu ama "Hayat okulundan mezun oldum" diyor gülerek. "Nasıl başladı ev işçiliği maceranız?" diye sorunca, anlatıyor: "1978'de İstanbul'a geldik. Üç çocuğum oldu. Kocam çalışıyordu ve 'Kadın asla çalışmaz' diyordu. Zaten o yıllarda eşi çalışana da iyi gözle bakılmıyor, erkekler hakaret ediyordu. Fakat çocuklar üniversiteye gitmeye başlayınca para yetmemeye başladı. Çalışacağım ama elimde mesleğim yok. Fabrika almaz, konfeksiyon almaz. Ev işini iyi biliyorum, bir arkadaşımın vasıtasıyla ev işçisi oldum. Çocuklarım okudu, meslek sahibi oldu." Ağzımızdan gündelikçi sözü çıkınca Ayten Hanım gülerek uyarıyor 'ev işçisi' diye ve "Söylemin değişmesi gerek" diyor. Haklı da... "Ama" diyor "Yıllar önce bir ev işçisi, evlere giderken kendi arkadaşlarına da anlatmıyordu. Otobüse biniyorduk, aslında herkes birbirinin ev işçiliği yaptığını biliyordu ama sorulduğu zaman 'Ben bir şirkette çaycılık yapıyorum' deniyordu. Çünkü hor görülen bir meslek bu. Oysa bir ev işçisi, bir doktorun, avukatın, öğretmenin hayatını tamamlıyor. Evlerinin bütün işini yapıyor, gömleğini ütülüyor, onları hayata hazırlıyor." Ayten Hanım çok doğru söylüyor ama işler biraz da Toz Bezi'nde anlatıldığı gibi. Yani hâlâ birçok insan evlerini temizlemeleri için tuttukları ev işçilerine iyi davranmıyor. Filmde bir sahne var. Ev işçisi yemek yerken işvereni eve geliyor. O da sanki gizli bir şey yapıyormuş gibi lokmasını acilen yutup ağzını siliyor. Ayten Hanım'ı en çok etkileyen sahnelerden biri bu. "Çok gerçek bu durum. Düşünün çalıştığınız yerde yemeğinizi bile rahat rahat yiyemiyor, lokmanızı doğru düzgün yutamıyorsunuz" diyor.

HEP Bİ KAYGIYLA ÇALIŞIRSINIZ
"Hep bir kaygıyla mı çalışıyorsunuz ve ilk defa bir eve giderken nasıl kaygılarınız oluyor?" diye soruyorum. "Ev işçisiyle, gittiği evin sahibi arasında illa ki yaşam tarzı farklıdır. Zaten ev işçisi o farktan dolayı kendini gergin hisseder. Artık kameralar takılıyor, bazı evlerde kamerayı görüyorsunuz, bazı evlerde kameralar gizli. Doğal olarak insan kendinin sürekli gözetlendiğini hissediyor. Bu da başka bir gerginlik nedeni. Ama en önemlisi yaptığım iş beğeniliyor mu beğenilmiyor mu sorusu sürekli aklınızdan geçer. Doğal olarak bir sürü kaygıyla bir eve gider o kaygılarla çalışmak zorunda kalırsınız" diye cevap veriyor.

KOCALAR YAN GELİP YATIYOR
Bunlar yetmiyormuş gibi filmin de konu ettiği gibi ev işçilerinin evde hor görülme durumları da var. Eşleri, sanki onlar gün boyu dışarıda çalışmıyorlarmış gibi bir de eve gelince hizmet etmelerini bekliyor. Ayten Hanım "İşten eve dönüyorum yoldayım, kocam arar, oğlum arar 'Neredesin acıktım' der. Tamam acıktın da gir mutfağa yemek yap ya da sofrayı kur. Yok ben geleceğim, akşama kadar çalıştığım yetmiyormuş gibi bir de onlara yemek yapacağım. Koca yan gelip yatıyor, kadın bir de evde çalışıyor. Vallahi filmin hoşuma giden yönlerinden biri buydu. Kocaların o kayıtsızlığı, vurdumduymazlığı birebir aynı..." diyor. "Peki hiç bunun yanlış olduğunu anlatmadınız mı eşinize?" diyorum, "Yine ben yemeği yapıp bırakıyorum. Kocam acıkınca ısıtıyor. Şimdi 56 yaşımdayım. Beş yıl önce yapmıyordu. Onun yemeği ısıtıp yemesi bir devrimdir!" diye gülerek anlatıyor.

CAHİL DİYORLAR, CAHİL NE YA!
Ayten Hanım aynı zamanda İmece Ev İşçileri Sendikası'nın Genel Başkanı. Ev işçilerinin hakları için yıllarca mücadele etmiş. Sendika çalışanı Saniye Evren ev işçilerinin kocalarının tavrı ile ilgili bir tespitini anlatıyor: "Ev işçilerinin haklarını alabilecekleri anlaşılınca sendikamızı sürekli erkekler aramaya başladı. 'Benim eşim 15 yıl şurada çalıştı, hakkını nasıl alabiliriz?' diye soruyorlar. Tabii eşleri için değil onların yararlanacağı haktan gelecek gelir için arıyorlar. Biz de öyle durumda 'Biz eşinizle tanışalım' diyoruz. O zaman da 'Onun okuma yazması yok, o cahil anlamaz' diyor kocalar." Ayten Hanım gülüyor. Ama biraz sinirden. Bir anekdotunu aktarıyor: "Mahalledeki ev işçisi kadınları konferansa çağırdım, kocaları kapıya dikildi, 'Heyt bizim kadını nereye götürüyorsun' dediler. Ama kadınlar kocalarını dinlemedi ve geldiler konferansa. Çünkü bu hayat onların ve çalışanlar da onlar, kocalarının değil ki... Bunu anlamak çok da zor değil. Cahillik ne ya!" Şimdilik Türkiye'de sigortalı ev işçilerinin sayısının yaklaşık 10 bin olduğunu söylüyor Saniye Evren. Ayten Hanım da "Artık kadınlar arasında ben de bir işçiyim, sigortalanabiliyorum bilinci yavaş yavaş gelişiyor. Ev işçisi ile ev sahibi arasında bir işçi-işveren ilişkisi geliştirilebilirse bu yaşanan horlanmalar, küçük görülmeler ortadan kalkabilir" diyor.

BELKİ ORTA SINIF KADINLAR KENDİLERİYLE YÜZLEŞİR

AHU ÖZTÜRK:
"Teyzem benim için çok özel insan. Çok iyi niyetli biridir. Çalıştığı evlerde yaşadıklarını öğrenince onu uyarır, 'Bak sana kötü davranıyorlar' derdim. Ama teyzem 'Yok beni çok seviyorlar' derdi. Yani teyzem işçi olduğunu, emeğinin karşılığını bilmezdi. Ben de Toz Bezi filmiyle o ev işçilerinin yaşadıkları sıkıntıları tartışmaya açmak istedim. Belki filmimiz sayesinde, orta sınıf kadınlar kendileriyle yüzleşir dedim."

OKUMUŞ ETMİŞLER BİLE İYİ DAVRANMIYOR

NAZAN KESAL:
"Oğlum sebebiyle 10 yıl bir kadınla çalıştık. Bir insan ne iş yaptığıyla değil, nasıl yaptığı ile değerlendirilmeli. Toz görünmez olur mu, görünüyor ama o tozu ortadan kaldıran görülmüyor. Evde kocası, iş yerinde ev sahibi ya da işvereni. Tozu ortadan kaldırmak çok mu kıymetsiz, o zaman hepimiz pisliğimizle birlikte yaşayalım. İnsanları meslekleri nedeniyle ötekileştiren, ayrımcılık yapanlardan zaten nefret ederim. Böyle insanlardan da hemen uzaklaşırım. Ev işçisi, işini yapıyor ama onun hayatını zorlaştıran, işvereni, çevresi. Ve hizaya gelecek olan da onlar. Yani etrafında ona olan bakış açısının değişmesi lazım. Mesela tanıdığımı biri geçen gün, birkaç sene önce yaşanan bir olayı anlattı. Evine gelen ev işçisi temizlik yaparken kıymetli bir porselen fincanını kırmış. Sonra gidip pazardan altılı fincan takımı almış ve 'Abla ben senin fincanını kırdım yanlışlıkla ama telafi etmek için altılı takım aldım' demiş. O tanıdığım da 'Senin o kırdığın fincanın parasını yıllarca çalışsan ödeyemezsin. Bir de utanmadan pazardan fincan almışsın' demiş. Bunu da bana anlatıyor matah bir şey gibi. Ben o kadar utandım ki o insanı tanığım için. Yani okumuş etmiş, toplumda bir yerlere gelmiş insanların bile davranışı bu şekilde."

ERKEKLER İŞE GELİNCE ORTADA YOK

ASİYE DİNÇSOY:
"Ev işçisi kadınlarla çok çalışmadım. Zaten bir kadını eve alacağım zaman genelde önce evi ben bir temizlerim ona çok iş kalmasın diye. Çok büyük hak gaspları olan bir alan. İnsanlar mücadele ettikçe bu hak gaspları engelleniyor. Ahu'nun o dünyayı çok iyi gözlemlediğini düşünüyordum. Ama Ayten Abla'yı dinlerken filmdeki karakterlerin ne kadar gerçek olduğunu görüyorum. Gerçekten de ev içerisinde her konuda diktatörlük kurup, 'Şu lavaboyu tamir eder misin?' deyince ortadan kaybolan erkeklerimiz var. Ahu'nun çok iyi bir şey yaptığını düşünüyorum."
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Toz Bezi’nin altındaki dokunaklı hikayeler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz