X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir dönem kendimizi vazgeçilmez sanıyorduk
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir dönem kendimizi vazgeçilmez sanıyorduk

  • Giriş Tarihi: 31.7.2016
Bir dönem kendimizi vazgeçilmez sanıyorduk
Bir dönem kendimizi vazgeçilmez sanıyorduk

Işıl Yücesoy yıllar sonra bir albümle dinleyicileriyle buluştu. Son dönemde dizi ve sinema projeleriyle ekranda gördüğümüz Yücesoy, aslında bir döneme damgasını vurmuş bir müzisyen. “Kulvar değişiklikleri bana yaşama sevinci ve ivme sağlıyor” diyen sanatçı, hayatının sonuna kadar üretim içinde olacağını anlatıyor

Işıl Yücesoy 70'li yılların en güçlü kadın seslerinden biriydi. 1980'de müziği bırakıp tiyatro sahnelerine döndü. Yeni jenerasyon onu Çağan Irmak'ın Çemberimde Gül Oya dizisiyle tanıdı. Arka arkaya gelen dizilerle hayran kitlesi artan Yücesoy'un müzisyen kimliği geride kalmıştı. Hayatı boyunca farklı kulvarlarda kendini yenileyen sanatçı, bu kez müziğe olan tutkusunu bir albümde topladı. Sezen Aksu'nun Ağlamak Güzeldir'ini Nilüfer'in Dönüyorum Eski Sevgilime'sini, Yonca Lodi'nin Milat'ını, Yeşim Salkım'ın Meğer'ini, Işın Karaca'nın sız'ını onun sesinden dinlemek ayrı bir keyif.. Yücesoy'la Fenerbahçe'de deniz kenarında bir kafede buluştuk. Her zamanki gibi sevgiyle karşıladı bizi. Planlanmış soruların olduğu bir sohbet değildi bizim ki, içimizden geldiği gibi konuştuk. Bir ara "Hayat tecrübenizden süzerek ne önerirsiniz gençlere?" diye sordum. Tam da Işıl Yücesoy'dan beklenen bir cevap verdi: "Nasihat etmek kadar çirkin bir şey yoktur. İnsanlar her şeyi yaşayarak öğrenir..."

- İnsanın kalbine dokunan bir albüm yaptınız. Sizin kalbinize hangi isimler, hangi şarkılar dokunur?
- Hayat boyunca yüzüne bakmadığın yorumu ve şarkıyı yeri gelir öyle bir atmosferde dinlersin ki, etkilenirsin. Zaten müzikte insanı yakalayan tek bir cümle, tek bir kelime, tek bir melodidir. Yürek telimize dokunan neyse onun peşinden koşarız.

- Son dönemde sizi dizilerde ve filmlerde görmeye alışmıştık. Oysa bir dönemin en önemli kadın vokallerinden birisiniz. Müziği bıraktığınız dönemde 80 darbesi yaşanmıştı. O dönem müzisyenler nasıl yaşardı?
- Parasız. Ben parasız yaşıyordum. Çok kazanan arkadaşlarımız vardı ama bu kadar büyük bir tanıtım ağı yoktu. Onun için bizler daha başarılıymışız gibi geliyor bana. O devirde meşhur olmak çok zordu... Üç ayda bir sıra gelecek TRT'de programa çıkacaksın, albümün IMÇ'den dağıtılacak diye bekleyeceksin... Turneler yapardık kendimizi tanıtmak için.

- Sizin de Anadolu turneleriniz meşhur...
- Tabii... Ercan Turgut ve Beyaz Kelebekler'le yedi kez Anadolu turnesine çıktım. Traktör üzerinde şarkı söylediğimi biliyorum. Ama eğer o dönem bir isim olduysam, bir yerlere geldiysem hâlâ onun ekmeğini yiyorum. Şimdi hangi kanalı açsan bir klip. Bir benim albümümün klibi hâlâ dönmedi. Bu bir sitem değil, onu da gösterecekler çünkü halk bastıracak. Ben kimsenin kapısına gidip "Benim şarkımı çalar mısınız?" diyecek biri değilim ama nedeninin üzerinde de duruyorum. Halk da bunun peşine düşmeli.

- Artık her şey sabun köpüğü, seyirci/ dinleyici tüketmeyi seviyor. Üzülmüyor musunuz?
- Hayatın her devresinde vardır bu. Önemli olan kalıcı olmayı becerebilmek.

- Nasıl kalıcı olunur ki?
- Sevgili Safiye Ayla, birgün bizi evine davet etmişti. O dönem evinde hep meşk yapılırdı. Büyük bir salonu vardı ve salonun ortasında da büyük bir yükselti vardı. Şarkı söyleyenler, enstrüman çalanlar oraya çıkardı. O meşklerden birinde sordu, "Bu sahne neden bu kadar yüksek?" diye. Herkes bir şey dedi ama o aradığı cevabı bulamadı. Dedi ki, "Sanat hep yukardadır, ya sen aşağıya ineceksin zeminde onlarla söyleyeceksin ya zemini kendine çıkaracaksın."

- Bu albümdeki şarkılar nasıl seçildi?
- Şarkı seçimi tamamen Hakan Eren'in marifeti. Hakan benim çok eski tanıdığım, beni ve sesimi çok iyi bilen bir isim. Sadece albümün içindeki Milat şarkısını söylemeyi ben çok istedim. Kimse de karşı gelemedi. Milat ilk duyduğum an beni çok etkilemiş olan ve üç senedir hayatımda dönüp dönüp dinlediğim, zaman zaman ağladığım bir şarkı. Yonca Lodi de çok güzel yorumlamıştı. Ondan istedik, eksik olmasın o da hiçbir koşul gütmeden, "Onurdur" diyerek verdi parçasını. Kendime göre yorumladım tabii. Herkesin miladı farklıdır. Benim de miladım kendi miladımdı...

GENÇLERİN YAPTIĞI ŞEYE BAKMAK LAZIM
- Sizin yaşıtlarınız sosyal medya ile bu kadar iç içe değil. Bu sizi genç ve dinç tutuyordur...
- Onun ritmi sana geçiyor. O insanlar senin için zaman veriyorlar, ilgileniyorlar, yorum yapıyorlar, "Seviyorum/sevmiyorum" diyorlar, emek harcıyorlar...

- Bundan 30 sene evvel de, dönemin gerektirdiği sosyalleşmenin içinde miydiniz peki?
- Hayır değildim. Ben de büyüdüm. Çünkü böyle imkanlar yoktu, böyle bir teknoloji yoktu? Ve çok gençtik, kendimizi bir şey sanıyorduk, kendimizi vazgeçilmez sanıyorduk. Yıllar içinde anladık ki, dünya üzerinde kimse vazgeçilmez değil. O yüzden böyle şanslarım olmadı.

- Sizin müzik yaptığınız dönem ve şimdikini kıyaslamanızı istesem...
- Birbirinden çok farklı. Müziği bırakmama neden olan olan farklılıklar var. Arzlar çok değişti, talepler çok değişti, adaplar çok değişti. Güzel çiçeklerin yerini plastik çiçekler aldı. İnsanların bir adabı vardı şimdi adapsızlar mı? Hayır asla onu demek istemiyorum. O zaman kot görmüyorduk, şimdi herkes kot giyiyor. Giymek durumundayız, giyeceğiz. Giyeceğiz ki genç olalım. Giydiğimiz zaman anladık ki, kotsuz olamıyoruz. O zaman gencin yaptığı şeye bakmak lazım. Hayatım boyunca gençlerle dostluk ettim, çalıştım. Onlar benden azıcık bir şeyler öğrenmeye gayret ettiler ama ben onlardan daha çok şey süzdüm ve aldım. En azından ritimlerini, canlılıklarını aldım, çaldım! Müzikal anlamdaki farklılık elbette normal. Değişmeyen tek şey var, o da . Aşkın ifadesi değişir ama duygu olarak kalır.

- Aşkı yaşama biçimi hızlı ama...
- Gerçek aşktan söz ediyorum. Geçenler bir restoranda karşı masamda bir beyefendi oturuyordu. Bir iki telefon açtı, konuştu. Derken çok şık bir hanımefendi geldi, oturdu karşısına. Belli ki aralarında bir kimya var. Oturdular biraz sohbet ettiler, adam telefonunu elini aldı masaya tersini dönerek konuşmaya başladı, kadın baktı baktı, sonra o da eline telefonunu aldı... Aşk orada asılı kaldı... Sonra birbirlerine "Allaha ısmarladık" dediler ve ayrıldılar.

HAYATTA HİÇBİR İŞİME MİDEMDEN BAĞLANMADIM
- Kendi hayatınıza baktığınızda miladınız olarak tanımlayabileceğiniz ne var?
- Hayatımın tamamı milat. Hayatımda çok büyük sayfalar açmış bir kadınım! Bir yerde tükendiğimi, üretemeyeceğimi hissettiğim anda, Rabbim biraz donanımlarımı fazla verdiği için, tükendiğim yeri bırakır, istifa etmeden başka kulvara geçiveririm. Tiyatrodan müziğe, müzikten diziye, diziden albüme... Bu kulvar değişiklikleri bana yaşama sevinci ve ivme sağlıyor. Monotonluğu hiç sevmiyorum. Çünkü insan bir tek yerde kilitlenir. O kilitleri kırmak lazım. Bu nasıl olacak? Kulvar değişikliğiyle... İnsanın yaşaması için yeni bir heyecan lazım, adrenalin lazım. 70 yaşıma kadar hep böyle yaşadım.

- Sizin tiyatrodan müziğe geçişiniz de böyle galiba...
- Eğer yaptığım iş bana bir katkı sağlamıyorsa, ben o işe yeni bir ivme sağlayamıyorsam tıkanıyorum. İzmir Devlet Tiyatrosu'nda çalışıyordum. Aynı rejisörler, aynı oyuncular, insanların artık yüzünü ezberlemişim, bana heyecan verecek bir şey kalmamış. Ve başka bir arayışa girdim müzik çıkış kapım oldu. Hayatımda hiçbir işime midemden bağlanmadım. Bu işlerden benim menfaatim olsaydı, hanlarda hamamlarda oturuyor olurdum. Tiyatrodan ayrıldığımda, tiyatrodan istifa etmiş olmuyorum, hala tüm oyunları izlemeye gayret ediyorum. İstifalarım çok kesin değil. Hep bir açık kapı bırakıyorum (gülüyor). Dizi dünyasında da böyle, hep aynı roller, hep aynı şeyler, verilen sözlerin tutulmaması, senaryo zafiyeti...

SOKAĞI DİNLİYORUM
- Aaa dizilere ara vermiyorsunuz umarım...
- Senaryonun kokusunu çok iyi alırdım, sokaktaki adamın ne istediğini bilirdim. Son yaptığım dizi üç sene devam eder diye öngörüyordum. Yedi bölümde kaldırıldı. O zaman içime bir kuşku geldi, "Ben mi sokağın kokusunu almayı unuttum?" Şimdi sokağı dinliyorum. Ara vermedim ama biraz in ve out'ları gözlemliyorum. Çünkü bir imaj var, eksik olmasın halk öyle takdir etti, "Işıl Yücesoy varsa izlenir" dediler...

- Albümünüzde aşkı anlatan şarkılar var, önemli mi aşk?
- Yalnızca aşk yok, hafif bir feminizm var. Sözler öyle, bir çığırtkan halde "Kadınlar kendinize gelin" tokadı da var.

- "Kendinize gelin" derken neyi kastediyorsunuz?
- O kadar bırakmasınlar kendilerini, "Ben de varım" desinler. Yalnız kadınerkek ilişkisi için demiyorum. Ben Büyümedim şarkısında da bu var, "Çok kanadım ama dikildim" diyor kadın. Her kanamada bir seksen yere yatarsan olmaz. Ne çocuk yetiştirebilirsin, ne hayatı yaşayabilirsin. Bırak her şeyi, soluk verdiyse Rabbim, kendin için dik duracaksın.

- Siz de düşüp ayağa kalkmış birisiniz. Hayata dair bir öneriniz var mı?
- Hayatta nasihat kadar çirkin bir şey yok. İnsanoğlu kendi yaşayacak. Sen istediğin kadar söyle, "Çocuğum bak 20 metre sonra çukur var, sen buraya düşersin zifire bulanırsın." İlla o zifire girecek, kendi tecrübesini yaşayacak. Kim kime bir şey öğretebilir?

- Albüme dair başka projeleriniz var mı?
- Akustik Işıl Yücesoy projem var. O beni daha iyi anlatacak. Anılarımdan yola çıkarak, anlatımlı, şarkılı bir one woman show. Orhan Gencebay, Ahmet Kaya gibi isimlerin eserlerini de seslendirmek istiyorum.

- Bu yılın başında kardeşinizi ve annenizi kaybettiniz, zor bir yıla başladınız.
- Bir kumaş vardır, lime lime olur ya, ben öyle lime lime oldum. Anneme çok üzüldüm. O benim arkadaşımdı, canımdı, evladımdı. Ama kardeşime çok yandım. Çünkü onun için hiçbir şey yapamadım. Hayat biraz durdu sanki. Evlerini boşalttım. Yeni bir hayat kurdum ama gecelerim hâlâ çok zor geçiyor. Çalışmaya verdim kendimi, evime bir org aldım, beste yapıyorum. Bir tek söz yazmayı beceremedim. Bir kitap yazmaya başladım... Kalıcı olayım istiyorum.

SON İHTİLALCİLİK OYUNUNA HALK "YETER" DEDİ
- Siz birkaç darbi birden yaşamış bir isimsiniz. Neler hatırlıyorsunuz o karanlık dönemlere dair?
- 1960 ihtilali, arada kanla biten Talat Aydemir ihtilalciği, sonra 80 ihtilali... Hepsinin ayak sesleri çok daha önceleri duyulmaya, hissedilmeye başlamıştı. Hepsi acı, kan... Demokrasinin ortadan kalktığı insanları canından bezdiren onlarca yıllardı. Çok ananın gözü yaşlı kaldı. 80 ihtilali ülkemize hapishane edebiyatını öğretti. şiirler, nice kitaplar, nice türküler, nice işkenceceler... Acı bir dönemdi. Hiçbirimizin hatırlamak istemeyeceği... Her şey saat tam 03.00'da başladı. İzmir Fuarı'nda çalışıyordum. Menajerimle yola çıktığımızda hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Ölüm sessizliği vardı İzmir'de. "Ne oluyor Muzaffer? Bir şey var" dedim. Fuardan çıkınca tankları gördük derhal anladık çünkü 60'tan deneyimliydik. Sonra ülkenin tek kanallı siyah beyaz televizyonundan, önce kahramanlık marşları, ardından da yönetime el koyan generallerin sesi duyuldu. Ve acı başladı.. 70 yıllık hayatımda cumhuriyetten ve demokrasiden başka hiçbir şeye inanmadım. Ve her türlü cuntaya darbeye karşıyım, bu son ihtilalcilik oyununda da halkımız "Yeter Artık" dedi. Söz milletin!