X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Küfürbaz FETÖ’dan çok çektim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Küfürbaz FETÖ’dan çok çektim

  • Giriş Tarihi: 21.8.2016
Küfürbaz FETÖ’dan çok çektim
Küfürbaz FETÖ’dan çok çektim

Muhafazakar dünyanın önemli yönetmenlerinden biri İsmail Güneş. Ermeni meselesiyle ilgili çektiği, Kervan 1915, 7 Ekim’de vizyona girecek. Filmi konuşmak için buluştuk ve Güneş’in de uzun yıllar FETÖ mağduru olduğunu öğrendik. İşte bir yönetmenin FETÖ yapılanmasından çektikleri!

"Sinemanın ötekisiyim" diyen İsmail Güneş, çok uzun yıllar aktif biçimde sinemayla uğraşsa da, filmler çekse de hakkı teslim edilmiş bir yönetmen değil. Ama o doğru bildiği yolda inatla yürümeye devam ediyor. Bugüne kadar toplumsal içerikli pek çok film çekti. 12 Eylül'ün işkence tezgahından geçen bir genci de, kadın cinayetlerine kurban giden bir kızı da, imam hatip mezunu bir gencin yaşadıklarını da anlattı. Şimdi de sırada Ermeni meselesi var. Geçen yıl çekimleri tamamlanan, 20 milyon TL'lik bütçesiyle sezonun iddialı filmlerinden olan Kervan 1915, 7 Ekim'de vizyona girecek. Güneş, genel olarak festivallere filmlerini gönderen bir yönetmen. Ama şimdiye kadar ki gözlemleri ve festivallerin son lardaki kararları sonrasında o da Kervan 1915'i festivallere göndermeme kararı almış. Hem filmi hem de bu kararını konuşmak için buluştuğumuz zaman söz Kervan 1915'i vefat etmeden önce izleyip çok beğenen Erol Olçok'tan, 15 Temmuz darbe girişimden ve FETÖ'den açıldı. Meğer Güneş de FETÖ mağduruymuş. Muhafazakar dünyanın önemli yönetmenlerinden biriyle FETÖ niye uğraşır demeyin, İsmail Güneş'i sözlerine kulak verin!

- FETÖ sizi ne zaman ve nasıl hedef aldı?
- Bu yapı beni 2000'lerin başından beri cezalandırıyor. Fethullah Gülen henüz ABD'ye gitmemiş. Sanatçılarla aşırı derecede ilgilendikleri bir dönem. İzmir'de Yamanlar Koleji'ne bir iftara çağrıldık. Çok ısrarcı oldular. Kalktık bir gurup sanatçı gittik. Kolejin önüne gelince, ben önden iftarın verileceği terasa doğru yürüdüm. Merdivenlerin bittiği yerde solda bir sahanlık gibi bir yer vardı. İpler gerilmiş, ipte de donlar, fanilalar asılmış. Şaşırdım tabii. Bir imaj yaratılıyor, bakın kendi donunu, fanilasını yıkıyor diye. Bizim kültürümüzde aslında böyle bir şey yok. Misafir geleceğini bile bile böyle çamaşır mı bırakılır ortalıkta. O zaman içime bir şüphe düştü. Sonra bir bağırtı çağırtı duydum. Biri avaz avaz bağırıyor, sinkafsız ama duyabileceğin en galiz küfürler ediyor. Bir odada, kapı hafif açık ve Fethullah Gülen üç-beş genç çocuğu haşlıyor. Bendeki duygu şu oldu: Bu adam amma da artistmiş. Ağlıyor ama başka da bir yüzü var. Ben bu tanıklığımı birkaç sohbette anlattım. Sonra cezalar başladı.

YAZICIOĞLU İZLEYİNCE ŞOK OLMUŞ

- Nasıl cezalar?
- Mesela benim TRT ile 90'larda bir kavgam oldu. 2002'de Ak Parti iktidara geldi. Beni kavga ettiğim dönem alkışlayanlar bana TRT'de ambargo koydular. TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin arkadaşım. İş yaptırmak istiyor, alt kademedeki FETÖ'cüler engel oluyor. Tabii o zaman anlamlandıramıyorsunuz. Ben de TRT, kavgamız nedeniyle beni cezalandırıyor diye düşünüyorum. Ama bu FETÖ'nün kestiği bir cezaymış. Tabii bu cezalardan sadece biri!

- Başka neler geldi başınıza?
- Zararına bir araba satmıştım vakti zamanında, sonra bana çok büyük bir vergi cezası geldi, devleti zarara uğrattığım iddiasıyla. Dava 10 yıl sürdü. Avukat arkadaşlar hem cezaya hem de mahkeme süreci ve kararına hayret ettiler. Yok, olmayacak birşey bulmuşlar ve sonuçta cezalandırıldım. Ama bitmedi. Bir de bürom soyuldu, tuhaf bir şekilde.

ARINÇ'IN YERİNE DUMANLI CEVAP VERDİ

- Nasıl yani?
- 2000'lerin başları. 2002 ya da 2003 civarı. Kardeşim bizim büroda bir belgesel kaseti izletmiş insanlara. Kim çekmiş ben de bilmiyorum. FETÖ'nün 28 Şubat sürecinde neler yaptığını anlatan ve bu yapılanmanın gerçek yüzünü gösteren, şimdi herkesin anlattığı olayların yer aldığı bir kaset bu. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'na izlemiş bizim büroda. Gördükleri karşısında şok olmuş. Ama FETÖ'cüler bu belgeseli benim hazırladığımı düşündü galiba. Bir süre sonra bürom soyuldu. Tüm hard disklerim çalındı. Hikayelerim, senaryolarım, bütün arşivim gitti. Ama mesela yeni bir monitör vardı, ortalıkta para vardı onlar alınmadı. geldi, parmak izi bile almadan, tutanak tutmadan gitti. Şaşırdım, bir iki yeri aradım onlar da polisin tavrına şaşırdı. Sonra benim prodüksiyon şefim var o, işlerinden anlayan bir adamı getirdi büroya. Adam "Abi hırsız parayı alır, yeni monitörü alır, sadece hard diskleri alıp gitmez. Bu sıradan bir hırsızlık işi değil" dedi. Lakin büroya girenler hard disklerle birlikte muhasebe defterinden o demin anlattığım araba satışına ilişkin kayıtları da almış. Yani organize bir şekilde üzerime geldiler. Bunu da vergi cezası kesilince fark ettik. Çünkü mahkemede hakim kayıtları isteyince bulamadık. Eee polis tutanağı da yok hırsızlık yapıldığına dair. Yani her şey çalışılmış. Polis, maliyeci, yargı içindeki adamlarıyla organize bir şekilde benim zarar görmem için çalışmışlar.

- Siz bütün bunların FETÖ'nün işi olduğunu ne zaman anladınız?
- Vallahi 17/25 Aralık öncesinde durumu fark ettim. Yaşadığım olaylar arasındaki bağlantıları kurdum. İş yok, ekonomik olarak zor durumdayım. Sonra hakkımda ağır yazılar yazmaya başladılar. Mesela a haber'e çıkmıştım. TRT'de Kıyam diye bir Osmanlı dizisi var. TRT o zamanlar Bülent Arınç'a bağlı. Hem diziyi hem de Arınç'ı eleştirdim. SABAH da bu söyleşiyi ertesi gün aldı sayfalarına koydu. Bana cevap Ekrem Dumanlı'dan geldi. Beni yerden yere vuruyor, Arınç'ı kutluyor. Bunun için darbe girişimi yaptıklarını duyunca hiç şaşırmadım. Yani ben bu yapının uğraştığı adamlardan sadece biriyim. Allah bilir kimlere neler yaptılar?

15 TEMMUZ'DA ÖLÜM TEHDİDİ ALDIM

- Peki 15 Temmuz'da nasıl ölüm tehdidi aldınız?
- O da ayrı bir hikaye. 15 Temmuz'da zaten İstanbul dışındaydım. TV'de tankların köprüye çıktığını gördüm sonra darbe girişimi olduğunu anladım. O anlarda da Erol Kolçok ve oğlunun vefat ettiği haberi geldi. Dehşete kapıydım. Erol gençlik arkadaşımdı. 30 Nisan'da da Kervan 1915'i izlemiş çok beğenmişti. Hatta "Hiçbir yere gitme, bütün tanıtımını ben üsteleneceğim" dedi. Allah rahmet eylesin! Bu sırada kimi insanlar yok askerler linç ediliyor, yok bu bir tiyatro falan demeye başlayınca sosyal medyada, ben de insanları itidalli bir dille sakin olmaya çağırdım, sivillerin öldürüldüğünü anlatmaya çalıştım. İşte o zaman ölüm tehditleri almaya başladım.

- Kimlerden?
- Mesela birisi bir yönetmenin asistanı çıktı. Yani sinema camiasından. Ben de hukuki yollara başvuracağımı söyleyerek noktayı koydum. Sonra birileri özür diledi, birileri aracılar koyarak af diledi. Ama kardeşim kaç darbe görmüşüm, o darbelerin acısını çekmişim. Darbeye karşı insanlar sokağa dökülmüş, öldürülüyorlar ve siz tiyatro diyorsunuz. Ben bunca yıl sinemacıyım böyle senaryo ve tiyatro görmedim. Bunu söyleyince ölüm tehditleri gelmeye başladı işte.

FESTİVALLERDE AHBAP ÇAVUŞ İLİŞKİSİ VAR

- Kervan 1915, 7 Ekim'de vizyona girecek. Siz filmlerinizi festivallere gönderirdiniz. Bu sefer göndermeyecek misiniz?
- Adana Film Festivali'ne katılmayacağım. Çünkü festivallere artık güvenim kalmadı. Seçimlerde bir ahbap çavuş ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Hep belli tür filmler yarışıyor ve belli tür filmler ödüller alıyor. Herkes birilerine özeniyor. Bu bana doğru gelmiyor. Zaten bu tür nedenlerden dolayı sinema dünyasında ciddi bir rahatsızlık var. Bu ülkede kaç tane ezber bozan iş yaptım, doğru düzgün değerlendirilmedi bunlar. Ateşin Düştüğü Yer, Montreal Film Festivali'nde büyük ödülü aldı, Türkiye'nin Oscar adayı oldu. Ama film, Türkiye'de festivallerde sıfır çekti. Bunun için bu festivallerdeki anlayışların değişmesi lazım.

- Ermeni meselesi 100 yıllık bir mesele. Türk sinemasında işlenmedi doğru düzgün. Siz nasıl baktınız meseleye?
- Açıkçası ezber bozmak için yola çıktım. Filmde Ermeni meselesinde hiçbir kimse öldürülmemiştir diyenlerin de bu bir soykırımdır diyenlerin de ezberini bozmaya çalıştım. Bizim Ermeni meselesini yok sayma gibi bir durumumuz olamaz. 100 yıldır konuşuluyor. Çeşitli ülkelerin parlamentolarından bu konuyla ilgili kararlar çıkarılıyor. Ama bizim sinemamızda işlenmemiş. Ben de bir katırcının o kaos ortamında Ermenileri, Giresun'dan Halep'e kayıpsız götürmesini anlattım. Açıkçası ben empati kurmaya çalıştım bunları yaşayanlarla. Ortadan baktım, yaklaşımım bu oldu.