Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çehov sayesinde yönetmen oldum

Giriş Tarihi: 25.9.2016
Çehov sayesinde yönetmen oldum

Yönetmen Emre Konuk, ilk uzun metrajlı filmi Çırak ile birçok festivale katıldı, ödüller aldı. İyi bir çıkış yapan yönetmen, kendini muhafazakâr yönetmen olarak tanımlıyor, hayat hikâyesi de filmi gibi etkileyici

Yönetmen Emre Konuk, senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi Çırak ile birçok festivale katıldı. 52. Uluslararası Antalya Film Festivali'nde En İyi İlk Film ödülünü aldıktan sonra yolu açıldı. "Beni keşfeden Antalya Film Festivalidir" diyen Konuk katıldığı festivallerden ödülsüz dönmüyor. Geçen hafta da 23. Uluslararası Oldenburg Film Festivali'nden En İyi Film Ödülü ile ülkeye döndü. İz/Reç, Halam Geldi, Siyah Karga gibi filmlerin görüntü yönetmenliğini üstlenen, yönetmenliğiyle de iyi bir çıkış yapan Konuk, Çırak ile hayatın içinden, hayata dokunan bir hikâye sunuyor. Yunus Emre Aşkın Yolculuğu dizisini de başarıyla çeken genç yönetmen, kendini muhafazakâr yönetmen olarak tanımlıyor. Kendi hayat hikâyesi de filmi gibi etkileyici...

- Hayat hikâyeniz nasıl başladı?
- Hayatım tuhaf bir hikâyeyle başlıyor. Doğduğum gün amcam Ankara'ya doğru yola çıkıyor. Trafik kazasında ölüyor. Bir hayat doğarken, başka bir hayat sona eriyor. Bu nedenle çocukluk fotoğrafım yoktur. Ev artık cenaze evi olduğu için "Hadi bebeğin fotoğraflarını çekelim" düşüncesi ailemde oluşmamış. Muhafazakâr bir ailede büyüdüm. Erzurumluyuz. Bütün dedelerim, dayılarım imamdır. Hatta benimle ilgili arzuları, hayalleri de vardı.

- İmamlık konusunda mı?
- Babam diş teknisyeni, belki de ailede imamlık dışında iş yapan tek kişi. Baskı yoktu ama ailenize ister istemez bağlı oluyorsunuz. Babaannem vefat etmişti. Büyük bir dedemiz cenaze evine geldi. Kulağı az işitiyor. Bana dedi ki, "Hangi bölümde okuyorsun?", "- televizyon" dedim. Duymayınca dayım hemen "İmam hatip, imam hatip" diye çevirdi. (Kahkahalar).

- Yönetmen olma maceranız nasıl gelişti?
- İlkokulda okurken arkadaşlarımın karakterlerini analiz eder, öyküler yazardım. Sonra iki-üç liraya satardım. Arkadaşlarım okuduğu bilmediği yönlerini öğrenirdi. Kalemin gücünü anladım. Artık cebimde bir yazarlık hevesi vardı. Hep yazdım, gözlem gücünü kullandım. Lisede ise edebiyat öğretmenimiz, bir Çehov öyküsü verdi. "Öykünün sonunu boş bıraktı. Tamamlayın!" dedi. Yazdığım finalin Çehov'un finaliyle bire bir aynı olduğu söyledi. Bu beni etkiledi. Çehov'u merak ettim, tüm öykülerini okudum.

- Dönüm noktanız mı oldu bu durum?
- Belki de. Küçük hayatlardan belli başlı bölümleri alıp onlardan öykü çıkarmış. Bir anda sizi bir insanın hayatına sokuyor, birden çıkartıyor. Çehov'u araştırdıkça onun öykülerinden esinlenerek çekilen filmleri keşfettim. Rus edebiyatıyla tanıştım; Gogollar, Tolstoylar, Dostoyevskiler... Çehov beni yönetmenliğe götüren yolu açtı.

- Lise yılları film izlemekle geçti o zaman.
- Evet, hatta lisedeki arkadaşlarımı organize edip "Hadi bir film çekelim!" dedim. Fakat kameramız yok! Sınıfta para toplamaya başladık. Annemin gardırobunda bir çantanın içinde büyük eski bir kamera vardı. Kutsal bir şey gibi saklanırdı. Zaman zaman kasetler izlenirdi. Sinema ile tanışınca "Bu kamera film çekmeme yardımcı olabilir" diye düşündüm. Kullanmasını bilmiyordum, bozuk olduğunu düşündüm. Aileme "Bana kamera alalım!" dedim. Ailemizde birçok insan bana inanmadı ama annem destekledi, kamerayı aldı. Mesele kamera değil, mesele anlattığın hikâye. Filmi çekmeye başladık. Araştırıp kurguyu anlatan videoları izledim, öğrendim. Ortaya bir anlatı çıktı.

LÜKSTEN SEFALETE

- Ailen "Hadi ilahiyat fakültesine" dedi mi?
- Ailede bu istek vardı ama annem sinemacı olmam için büyük mücadele verdi. Babam işinde ilerleyince ciddi kazançlar sağladı. Şişli'de çok lüks bir yerde oturduk. Nişantaşı'nda okudum. Kurtuluş Lisesi'ne gittim. Çok güzel bir hayatım vardı.

- Sonra ne oldu?
- Üniversiteye adım atacakken babam iflas etti. Allak bullak oldum, her şey bitti! Koskocaman bir sıfırdık. Kiraya çıktık. Üniversite sınavına girdim, tek isteğim olan sinema-TV yazmıştım. Beykent Üniversitesi'nde sinema kazandım. Kayıt dönemi yaklaştı, para yok! Annem, aileden, arkadaş çevresinden borç aldı, yazdırdı. Belki de bu olay burada olmamın sebebi. Babamın pantolonunu, ceketini giyerek üniversiteye gittim. Herkes lüks içindeydi. Büyük bir çelişki ve kaos yaşadım. Okuldaki ilk gün hocamız ne olmak istediğimizi sordu. Herkes "Yönetmen" dedi. Ben ise "Önce senaryo yazarı olmak, sonra teknik açıdan kendimi geliştirmek, sonra da yönetmen olmak istiyorum" dedim. O gün söylediğimi hayatıma uyguladım. Büyük emek harcadım, hayatımı sinemaya adadım.

- Uluslararası Antalya Film Festivali hayatınızı nasıl değiştirdi?
- Beni keşfetmiş bir festival. Özgüvenimi yerine getirdi. Sonrasında ödüllerin devamı geldi; İstanbul, Ankara, Sydney, Oldenburg gibi... Sinemacının artı taraflarından biri, bir film çekiyorsun, dünyayı geziyorsun. Başvurduğum 10 festival daha var.

ÇAĞDAŞ SİNEMA İLE ANLATIYORUM

- Muhafazakârlardan sanatçı çıkmaz söylemleri oluyor. Ne dersiniz buna?
- Muhafazakârlar bu ülkede ciddi problemler yaşadı. Şunu iddia edeyim: Peygamber Efendimiz zamanında sinema diye bir şey olsaydı, bunu bir tebliğ aracı olarak bile kullanabilirlerdi. Sinema böyle bir güç! Bir dönem muhafazakâr sinemacılar anlatmak istedikleri şeyleri direkt anlattılar. Manevi kaygı varsa, bir Müslümanı filmin merkezine koyarak, namaz kılışını göstere göstere bağırmamalı film. Bir metafor, ayrıntı olarak kullanmalı. Kendimi ise muhafazakâr çağdaş yönetmen olarak tanımlıyorum. Batı sinemasıyla maneviyatımı karıştırıyor, çağdaş sinemayla anlatıyorum.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Çehov sayesinde yönetmen oldum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz