Dönüşüm süreci 'nin özgüvenini yükseltti

Giriş Tarihi: 2.10.2016
Dönüşüm süreci Türkiye'nin özgüvenini yükseltti

Melih Altınok televizyon dünyası için siyasileşen bir figür. Seveni de çok, sevmeyeni de. Yeni sezonda Son Durak adlı programıyla haftada üç atv ekranında olacak. Belli ki yine çok konuşulup, çok da eleştirilecek. Kendisini devrimci olarak tarif eden Melih Altınok’la ’deki değişimi konuştuk

Siyasi bir televizyon figürü olana kadar senaryo yazan, uyarlamalar yapan, sinemayla ilgilenen biriydi Melih Altınok. Kendi ifadesiyle, sol gazetelerde yazı yazan biriydi. Zamanla solun radarından çıktı. Önce Show TV'de ardından atv'de yaptığı programlarla yeni bir kesimin öznesi oldu. Şimdilerde hayranı çok, hem de her kesimden... Haliyle bu değişim nedeniyle epey eleştirildi. O ise "Çevredekilerin refleksleri de siyasete katılmaya başlayınca toplumsal bir özgüven geldi. Yerel unsurlara bağlı bir hava oluşmaya başladı. Sol da bu sürece uyum sağlayamadı ve ahalinin reflekslerini yönlendirmek konusunda başarılı değil" diyor... Yeni sezonda atv'de haftanın üç günü program yapmaya başlayacak olan Melih Altınok'la buluştuk, ve 'nin yaşadığı değişimi konuştuk:

- Çok eleştirilen bir isimsiniz. Sizi izleyen ve onaylayan kitlenizi biraz anlatır mısınız?
- 'nin siyasal olarak merkeze yakın kitlesi, çevrede kalmışlar beni izliyor. Bu dönemin alameti farikası bu bence, çevrede tutulan kesimler merkeze gelmeye başladılar. Bu kesim hem ekonomik, hem kültürel, hem politik olarak merkeze doğru ilerliyor.

- Ötekileştirilenlerden, hayata katılmalarına müsaade edilmeyenlerden bahsediyorsunuz...
- Evet. Dini, politik, etnik reflekslerinden dolayı bir kesim siyasetin, ekonominin, politikanın içine sokulmuyordu. Öteki sayılıyordu. Ama varlardı. Ülkenin çoğunluğunu oluşturuyordu ama temsil edilemiyordu. Kentli değillerdi, politik olarak görüşleri çok makbul değildi, sakıncalı sayılıyorlardı, gündelik yaşam pratikleri çok uygun görülmüyordu. Bu kesimlerin siyasi temsilcileri 2002'den sonra merkeze doğru gelmeye başladı. Yani ekonomik, kültürel alanda bu kesime yer açıldı.

- Bu yeni açılımla birlikte sosyal hayat da sosyal figürler de değişti. Bu durum bir rahatsızlık yaratmış gibi görünüyor...
- Bu insanlar para kazanmaya, kentlileşmeye başladı. Tüketim alışkanlıkları değişti. Merkeze doğru yaklaşan aşırılıklarından arınıyor, tüketim yapmaya başlıyor. Bugüne kadar hep merkezde durmuş bir kesim vardı, artık onlar ayrıcalıklarını, paralarını bu yeni kesimle paylaşmaya başladılar. Eskiden muhafazakar kadınlar hayata katılmıyordu. Artık muhafazakar kadınların çocukları koleje gidiyor. Hayatın içine girdikçe başka kesimlerle tanışıyor. Bu etkileşim de sentez oluşturuyor. Bu çok sağlıklı bir şey.

- Peki bu sürecin ardından beklentiniz nedir?
- Beyazlar, eskinin hakim sınıfları, merkezde olanlar, bu gelenlere 'aşağılayarak' bakıyorlar. Diyorlar ki, "Bu jeep'e biniyor, restoranlara takılıyorlar." Bu krizler yaşanacak. Bunlar sağlıklı doğumun habercisi. Toplum kendi dinamikleriyle krizini yaşıyor, kavgasını ediyor ama Türkiye buradan sağlıklı bir yere çıkacak.

- Solculuk kavramının da değiştiğinden söz ediyorsunuz yazılarınızda... Nedir solda değişen?
- Çevrede kalan kesimler temsil edilmediği için sıkıntılı bir demokrasimiz vardı. Çevredekilerin refleksleri de siyasete katılmaya başlayınca toplumsal bir özgüven geldi. Yerel unsurlara bağlı bir hava oluşmaya başladı. Sol da bu sürece uyum sağlayamadı ve ahalinin reflekslerini yönlendirmek konusunda başarılı değil. O zaman bunun için bel altı yöntemler gerekiyor. Ya vesayet odaklarına yanaşıyorsunuz ya da dışardan gelecek etkilere oynamaya başlıyorsunuz. Sol eski yerel, yurtsever kimliğinden uzaklaşmaya başladı. Çaresizlikten ötürü. Siyasi bir aktör belirleyici olarak var olamıyor. Şu dönem yerlilikten uzaklaşan hiçbir şey ve hiç kimse itibar görmüyor. Seçmen onlara yönelmiyor. Sol biraz özünü hatırlasa, dünyadaki pratikleri hatırlamaya çalışsa, bu dalganın üzerinde sörf yapar, gider!

BEN DEĞİL ARKADAŞLARIM DEĞİŞTİ

- Siz muhafazakâr mısınız?
- Değilim. Aksine devrimciyim! Solun bugünkü konumlanışını genel olarak sağ diye tanımlanan kesimin temsil ettiğini düşünüyorum. Sol muhafazakârlığı, değişmemeyi ve statükoyu temsil ediyor. Türkiye'deki temsil edilmemiş, itinayla ötekileştirilmiş kesimlerin merkeze doğru yürüyüşünü her anlamda destekliyorum. Değişimden korkmuyorum, bu kitleler neyi getirir, bu kitlenin politik söylemleri ülkeyi nereye götürür diye korku içinde değilim. Gündelik yaşam pratiklerim açısından da muhafazakâr değilim, seküler yaşıyorum.

- Çok eleştirilen birisiniz. Çok değiştiğinizi söyleyenler var...
- Ben değişmedim, arkadaşlarım değişti (gülüyor.) Ben yürüyordum onlar yolda bıraktılar bizi. Soldan geliyorum ama sadece birkaç kalıpla dünyayı açıklamanın mümkün olduğunu düşünmüyorum. Bizim cephemizden gelmeyen hiçbir değişimi desteklemem söyleminde değildim. Kim benim somut taleplerimi yerine getirdiyse, ben o hareketi desteklerim.

- Üslubunuz sert ama... 'Baş Kıro' diyorsunuz, 'kindar yobazlar' diyorsunuz...
- Ertuğrul Özkök'ün üzerine oturdu Baş Kıro... Bir kesim çevreye konumlanmış, onlara bir takım ayrıcalıklar verildi; azınlıkların mallarını mülksüzleştirdiler, el koydular, gasp ettiler. Cumhuriyet gazetesinin ilk matbaası bir Ermeni'ye aitti. Zenginleştiler, şehirleştiler ama köylü diye küçümsediği insandan, 20 yıl önce İstanbul'a gelmişler yaptı bunu. O insanları kentli değil, görgüsüzler diye küçümsediler. Kıroluğun tanımı bu, görmemek ayıp değil ama yeni görüp insanları görgüsüzlükle suçlamak kıroluktur. O ayrıcalıklar elden gidince bunu politik bir mücadeleymiş gibi sunmaya başladılar. AK Parti'ye karşı tavırları bu. Çevrede görmek istemedikleri 'manzaraları', 'göz zevklerini bozan' şeyleri görmeye başladılar. Artık lüks restoranlarda muhafazakârlar, dindarlar, aksanlı konuşan insanlar var. Onlara karşı geliştirilen reflekse sol demek, sola ihanet etmektir.

BEN GECE ADAMIYIM!

- Programın içeriği ne olacak? Siyaset ağırlıklı mı?
- Siyaset olacak ama yaşam ve eğlence de olacak. Sosyal medyanın gündemi artık sokağın da, politikanın da, sanatın da gündemi. O saatte sosyal medyada ne konuşuluyorsa, onun içinde olacağız. Anlık bir program bu! Gerçek zamanlı... Bu bir ilk.

- Sabah programından geceye geçiş epey ters köşe olmuş. Sizin tercihiniz mi?
- Ben gece adamıyım! Sabahları kendime gelemiyordum. Gece insanlar sakinleşiyor, gündem duruluyor. Sabah olaylara ilk refleks verme hissiyle, telaşlı davranabiliyor insan. Gece sohbet vakti oluyor. Sabahın bir gerginliği var. Seyircide de, bende de oluyordu o gerginlik.

- Yeni nesil nasıl bir eğilim içinde sizce?
- Yeni kamusal alan sosyal medya olduğu için sokakla iletişim yok denecek kadar az. 10-15 sene önce bizim olduğumuz gibi değil. Biriyle tanışmak istediğinizde günde 10 kişiyle tanışamazdık. Sosyal medyada 10 kişiyle tanışılıyor da, flört de ediliyor. Biraz şizofrenik. İstediğin avatarı yaratıp, o kişiliğe bürünebiliyorsun sosyal medyada ama o değilsin. Gerçek değilsin. Ama dünya buraya doğru yürüyor, bunun bir etiği ve ahlakı oluşmaya başladı. Her gelen yeni nesil, bizden daha iyi! İş hayatına giren, dil öğrenen, yurtdışında üniversite okuyan insanlar hayatın bu anlamda içinde olacak. Kapalı yapı kırılmaya başlayacak.

SİYASİ TERCİH YÜZÜNDEN BOŞANAN VAR

- Bir anda çok beğenilen biri oldunuz...
- Genç bir adamım. Yamuk yumuk değilim. Muhafazakâr bir gelenekten gelmiyorum, onların alıştığı beyazlarda, solcularda olan refleksleri göstermediğim için ilgi çekici geliyorum. Ben insanlara baktığımda, kılığına kıyafetine, etnik aidiyetine bakmadan kadına baktığımda kadın görüyorum. Onların değerlerini daha seküler bir dille ifade edince ilgi çekici bir karakter oluyorum. Bir kadın seyircim, "Başörtülü birine hanımefendi diyen biriyle ilk kez karşılaşıyorum" dedi.

- Açık açık sorayım kahve içelim teklifleri alıyor musunuz?
- Epeyce... Ama bende kahve artık çarpıntı yapıyor, yani eskisi kadar içmiyorum (gülüyor).

- Siyasi magazinin yokluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Keşke bunu yapabilsek. Siyaset konuşmak bir vasıf değil. Herkes konuşur siyaseti. Magazinini yapabilmek havayı da yumuşatır. 15 Temmuz'dan sonra anladık ki, bizim toplum olarak müştereklerimiz varmış, şimdi onu önplana çıkartmak gerekiyor. 24 saat siyaset konuştuğumuza şahit olan Norveçli bir arkadaşım "Delirdiniz mi?" diye sormuştu bir keresinde.

- Yaşadığınız değişim, dönüşüm sizin hayatınıza nasıl etki etti. Değiştiğinizi söyleyenler yanınızda mı?
- Soldan gelmiş bir adamım. Eski arkadaşlarımın çoğuyla görüşmüyorum. Şu dönem içinde birçok insanın derdi bu. Şu süreç içinde, 10-15 yıllık dönemde sevgililikler bitti, aileler dağıldı. Gerekçe siyasi tercihler. Bir insan, diğerine farklı düşündüğü için en fazla nasıl tepki verebilir?

- Onunla siyaset konuşmaz...
- Aynen. Ama öyle bir hal ki, ben boşanan karı-kocalar biliyorum. Ailemle ben de sıkıntılar çektim, çekiyorum da...

- Tüm çevreniz değişti o zaman...
- Hemen hemen tüm çevrem değişti. Genel olarak o mahallede, o mekânlarda değilim. Yeni bir çevrem oldu ama muhafazakâr da olmadım. Arafta kalanlardanım diyebilirim. Diğer mahallede de değilim yani... Geniş bir liberal kesim bu durumu yaşıyor.

- Arafta kalanlar bir araya geldiniz mi?
- Evet beraber görüşüyoruz. Ciddi anlamda kayıplar oldu ama yeni bir sürü insan tanıdım. Tanımadığım, önyargılı davrandığım kişileri tanıdım. Ben onların öcü olmadığını gördüm, onlar da benim öcü olmadığımı gördü! Keşke eski görüştüklerim de bunu görebilseler. Ama insanlar sadece kendi söylemlerini tekrar edecek insanları dinlemek istiyorlar. Gerginlik halinin bir yere doğru ilerlemeyeceğini farkedenler de var, onlar kalkanlarını indirdiler.
ARKADAŞINA GÖNDER
Dönüşüm süreci Türkiye'nin özgüvenini yükseltti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz