Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bozkırın yeni tezenesi

Giriş Tarihi: 20.11.2016
Bozkırın yeni tezenesi

Bütün umutlarının tükendiği bir an “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme/Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne” dedi ve tüm Türkiye’nin gönlüne dokundu. Mümin Sarıkaya bağlamasıyla Yozgat’tan ses veriyor. Hâlâ orada yaşıyor. Yılların müzisyeni o topraklardan besleniyor. İlk stüdyo albümünü iki gün önce yayınladı. Hayatındaki ilk söyleşisini de Pazar SABAH’a verdi

Ses kayıt cihazımı çıkarıp masanın üzerine koyuyorum.
Şaşırıyor.
Söyleşiyi önce kaydedeceğimi, sonra dinleyip yazıya dökeceğimi anlatıyorum. Biraz rahatlıyor.
Ama sadece biraz... Çok heyecanlı. Hayatında hiç söyleşi vermemiş, heyecanı da biraz bundan.
Göz teması kurmakta güçlük çekiyor. Hissediyorum, o an bulunduğumuz oda hatta şehir ona dar geliyor. Yüreği pır pır atıyor. Bir an önce memleketi Yozgat'a, ailesinin yanına dönmek istiyor. Yeni albümün çıkış parçası Nabız'ı dinliyoruz, "Sensiz dinmiyor gönlümün ağrısı/Vurur başıma başıma efkarı... Gömsem yüreğimde bir yerlere olmuyor/Nabız nabız atıyor"... Mümin Sarıkaya! O duru, kalpleri fetheden sesi yine ön planda.
Tüylerim diken diken oluyor. Karşımda küçücük kelimelerle kocaman duygular anlatan bir müzisyen var. Sarıkaya'yı yakından tanımak için sabırsızlanıyorum.
Mümin Sarıkaya hani aylardır ortalığı yıkıp geçiren Ben Yoruldum Hayat şarkısını söyleyen müzisyen. Bozkırın ortasında Yozgat'ta yıllarca yaşayan ve o bozkır ortamında müziğiyle yemyeşil kalmayı başaran biri o. Aslında Yozgat'ta yaşaması bir anlamda şansı olmuş. Hani o Anadolu insanının tüm naifliğini onda görüyor, hissediyorsunuz.
İşte o naiflik, samimiyet, şarkı sözlerine de, bestelerine de yansıyor.
O şarkılar da uzun zamandır unuttuğumuz ya da alt üst olan değer sistemimizde arkalarda kalan bize has bir şeyleri hatırlatıyor.
Şimdi Türkiye'nin gündeminde ama onun gündeminde yine Yozgat, Yozgat'taki ailesi, tavırlarında da o bozkır topraklarına sinen naiflik var. Klişe haline gelen şarkıları vesilesiyle İstanbul'u fethetmeye gelen müzisyenler gibi değil. Hatta İstanbul hiç umrunda değil. Çileli geçen hayatında her şeyden vazgeçtiği gün bestelediği Ben Yorumdum Hayat ona şöhretin kapılarını açtı diyeceğim ama şaşıracaksınız şöhretli olmak da nihayi amacı değil. Söylemine bakarsanız çok az rastladığımız olgun bir sanatçı tavrı var. "Eğer şarkılarım yıllar sonra dinlenmeyecekse hemen bu işten çekilmek isterim" diyecek kadar da zamanın üzerinde kalmaya çalışan bir sanatçı...

- Yaşadığınız şehir Yozgat'ta tanınan bir müzisyensiniz. Ama Ben Yoruldum Hayat ile ününüz Yozgat'ın sınırlarını aştı, tüm Türkiye'ye yayıldı. Şarkı nasıl ortaya çıktı?
- 9 Haziran doğum günüm. 2014'te 8 Haziran'da sosyal medya hesaplarımdan birini açtığımda doğum günümün yoğun bir şekilde kutlandığını gördüm. Karşılık olarak sevenlerime farklı bir şekilde teşekkür etmeliyim diye düşündüm. Farklı derken bu duyguyla alakalı bir durum. O gün şarkı yapabileceğimi biliyordum. Eve gittim, Ben Yoruldum Hayat'ı yazdım.

- Duyguyla alakalı dediniz. Şarkı yapabilmek için ruh halinizin nasıl olması gerekiyor?
- Her gün, her dakika şarkı yapabilen biri değilim. Gün geliyor, bir vakit geliyor, bağlama çalmak istiyorsunuz. Bağlamayı her elinize alışınız da beste yapacağınız anlamına gelmiyor. Bu bir duygu yoğunluğu. Gönlüme dokunan anlar geldiğinde, içindekini dökebilen bir adamım. Şarkılarım öyle üzerinde üç-beş ay çalışılmış besteler olmuyor. Gün geliyor üç-beş saatte ortaya çıkıyor.

- Üç-beş saat çok kısa bir süre değil mi?
- Arkasında 30 yılı aşkın bir geçmiş var. Sekiz yaşında bağlama çalmaya başladım. 28 yıldır çalıyorum.

- Neden bağlamayı seçtiniz?
- Bağlamaya başladığımda oturduğumuz mahalledeki çoğu insan bağlama çalıyordu. Piyano çalsalardı belki ben de piyano çalacaktım.

- Hayalleriniz var mıydı?
- En büyük hayalim Türkiye'nin en büyük bağlama sanatçılarından biri olmak, bağlama çalarak geçimimi sağlamaktı. Hem sevdiğim işi yapacak hem para kazanacaktım. Ama bir türlü istediğim noktaya gelemedim. Hiç tutar dalım olmadı, attığım taş yerini bulmadı. Ama çok şükür kimseye de muhtaç olmadım. Allah hep yolumu açtı, kolaylıklar sundu.

- Söz yazıp beste yapmaya bu dönem mi başladınız?
- Evlilik, çocuklar derken ailenize bir hayat sunmanız gerekiyor. Bunun bağlama çalmakla gerçekleştiremeyeceğimi fark ettiğimde ilk bestem olan Al Başımdan Bu Dertleri'yi yaptım. Dükkan kirasını veremediğim, çok bunaldığım bir dönemdi.

- Ne dükkanınız vardı?
- Müzik enstrümanları... Yan flüt, bağlama, piyano dersleri de veriliyordu. Ama yeterli öğrenci olmadığı için para kazanamıyorduk. Artık öyle bir noktaya gelmiştim ki kendimi tükenmiş hissediyordum.
8 Haziran akşamı artık tanınma hayalim kalmamıştı. Ben Yoruldum Hayat da bu duygularla yazılıp bestelendi. "Ben yoruldum hayat, gelme üstüme/Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne/Gözümden, gönlümden düşen düşene/Bu öksüz başıma gözdağı verme..." -

Ve çok sevildi...

- Allah çalışan kullarına bir kapı açıyor ve bu kapıyı açarken birilerini de vesile ediyor. Plak şirketim Dokuz- Sekiz Müzik'in sahibi Ahmet Çelenk vesile oldu. Şarkı çok sevilince o dönem beraber çalışma teklifiyle arayan çok oldu. Aralarında çok değerli isimler de vardı. Hepsine sizin aracılığınızla tekrar teşekkür ediyorum. "Ben albüm yapmayacağım, ünlü olmak gibi bir derdim yok" dedim yanıt olarak. Sonra bir akşam Ahmet Abi'den (Çelenk) telefon geldi. İlk sözü "Ne yapıyorsun?" oldu -

Önceden tanışıyor muydunuz?

- Hayır. Sorusuna "Sen ne yapıyorsun?" diye yanıt verdim. "Valla biz iyiyiz" deyince ben de karşılık olarak "Ben de yemeğe gidiyorum" deyip sordum:
"Kiminle görüşüyorum?" "Ben" dedi, "Ahmet Çelenk. Sizin oraların akşamı erken olur. Hele yemeğini ye, öyle görüşelim." Telefonu kapattığımda "Ne biçim konuşuyor bu adam" dedim. Sanki Yozgat'tan bir abim, büyüğüm gibi. Samimiyet vardı konuşmasında. Gönlümü çaldı. "Beraber yürüyelim mi seninle?" dedi. "Ne demek abi yürüyelim tabii" dedim.

- Geçen süre içinde iki single yayınladınız. Şimdi de albüm çıktı. Albümün stüdyo çalışmaları İstanbul'da mı gerçekleşti?
- Yarısı İstanbul'da yarısı Yozgat'ta gerçekleşti. Yozgat'taki evimde küçük bir stüdyom var. Al Başımdan Bu Dertleri'yi kaydettiğim dönemde İstanbul'a geldim ama stüdyoya girdiğimde kasıldım.
Değerli müzisyenlerin yanında heyecanlandım. "Ben bunu Yozgat'ta okuyabilir miyim?" dedim. Ahmet Abi, "Nasıl olur oğlum! Olmaz" dedi.
Yalvardım ve sonunda Yozgat'a gittim orada okudum. Albümdeki şarkıların birçoğunu da Yozgat'ta kaydettim.



İSTANBUL KORKUTUCU GÖRÜNÜYOR
- İstanbul Yozgat'tan nasıl görünüyor?
- Korkutucu görünüyor. Allah'tan ilk günden beri yanımda olan insanlar var.

- İstanbul'a taşınmak istemiyorsunuz anladığım kadarıyla...
- İstanbul beni çok da çeken bir şehir değil. Buraya geldiğimde tek istediğim Topkapı Sarayı'nı, Ayasofya'yı görmek oluyor. İstanbul, İstanbul olmaktan çıkmış gibi geliyor. Çok da cezbeden bir tarafı yok benim için. Memleketimde mutlu olduğumu düşünüyorum. Ama işler, şartlar zorluyor elbette. Buraya ya da Ankara'ya taşınmak durumda kalacağım sanırım.

- Tercihiniz Ankara mı olur İstanbul mu?
- Gönlümden geçeni soracak olursanız İstanbul'a gelmek istemiyorum. Ankara olabilir. Yozgat'ta evim var, evim duracak. İnşallah Ankara'da da kendimize göre bir ev buluruz. Bu arada eşimin ailesi de Ankaralı.

- O zaman kendisini ikna etmek kolay olur değil mi?
- Tabii, annesi orada ya. Geçen gün "Kalk şuraya gidelim" diyorum. "Yok" diyor. "O zaman buraya gidelim" diyorum. "Yok" diyor. Sonunda "Hadi kalk, Ankara'ya gidelim" dedim. Kalktı, "Hadi" dedi.

BENDE HEP KEDER HAVASI VAR
-Nasıl bir karakteriniz var?
- Sessiz bir adamım. Konuşmam gerektiği zaman konuşurum. Bazen çok zorlanırım konuşmakta. Çünkü konuşmak istemem. Dostlarımla bir araya geldiğimde ise dertleşirim. Saatlerce dertleşirim. Çok gülmem. Çok güldüğüm zaman ne oluyor filan, deyip kendime çeki düzen veririm. Bende hep bir keder havası vardır. Memnun olduğum için söylemiyorum. Yapımda var herhalde. Ama o keder havası dağılsın da istemiyorum. Çok gezmem. Evdeyimdir. Gündemi, ülkemde olup bitenleri yakından takip ederim.

- Hayattaki duruşunuzu hangi kelimeler özetleyebilir?
- Samimi bir adamım desem "İnsan kendine samimi der mi?" derler. Safımdır desem "40 yaşına gelmiş adam saf olur mu?" derler. İnsan kendini nasıl anlatır ki...

YOZGAT KENDİ HALİNDEDİR, GARİPTİR
- Haritaya bakıyorum. Yozgat, Türkiye'nin tam kalbinde. Anadolu'nun bağrı...
- Evet, Yozgat'ta da böyle derler. Bazıları ülkenin sigortası da der. Bunun denmesinin nedeni şehitler diyarı olmasıdır. Yozgat çok şehit veren bir ildir. Bir de Yozgat küçüktür ama nüfusu çoktur. "Türkiye mi büyük, Yozgat mı?" diye espri yapılır. Şehrim kendi halindedir. Gariptir."

- İnsanı nasıldır?
- Benim annem, babam, dedelerim Yozgatlıdır. Dışarıdan bakıldığından soğuk gibi görünür Yozgat insanı. Kaşları biraz çatıktır. Ama aslan yürekli insanlar yaşar orada. Ülkesi için, vatanı için, bayrağı için ölecek çok insan vardır. Bu da bana yeterli geliyor. Biraz da asık suratlı olalım ne yapalım.

- Bir tek Lise Caddesi var değil mi bütün sosyal hayatın aktığı?
- Sosyal hayat derken diskomuz filan yoktur. Üç-beş tane kafemiz var. Düğünlerimiz çok güzel olur. Lise Caddesi, bir kilometrelik bir yol. Akşama kadar orada gidip gelirsiniz. Sosyal hayatımızın yüzde 80'i burada geçer. Bütün aşklar orada yaşanır. Aşk Yozgat'ta yaşanır. ( Kaçma Birader filminin şarkısına atıfta bulunuyor) Gerçekten de aşk Yozgat'ta yaşanır. Yozgat'taki aşklar küçük filan da değildir. Benim de âşık olduğum dönemler olmuştur.

- Sizin dükkanınız da orada mı?
- Yok, orada kiralar pahalı olduğu için başka yerde (gülüyor).

- Yozgatlı çok isim var siyasetin içinde...
- Siyasette her dönem bizden bakanlar çıkmıştır. Ama Yozgat'a pek bakmazlar, pek yatırım yapılmaz. Yozgat bu konuda sessizdir, sesini çıkarmaz. Ama yapılması gerekir. Çünkü benim memleketim her şeyi hak ediyor. Daha iki hafta önce arka arkaya üç kez şehit verdik. Evet, Yozgat'taki şehitle Tekirdağ'daki şehidi elbette ayırmıyorum Van'daki şehit de benim, Erzurum'daki de. Polisimiz, askerimiz nereli olursa olsun... Bu konulara girdim ama ben girince çıkamam. Vatanımla, memleketimle ilgili konuştukça konuşasım gelir.

KALICI OLMAK İSTERİM
- Şöhretle aranız nasıl?
- Kalbine değdiğimiz, gönlüne dokunduğumuz insanlar var. Ben şarkılar yapayım onlar da dinlesinler. Arada kısa kısa mesajlaşalım. Tek isteğim bu. Böyle aksın gitsin bu hayat...

- Müzikle ilgili hedefleriniz nedir?
- Biz öyle şarkılar yapacağız ki 20 yıl sonra da dinlenecek. Eğer şarkım yıllar sonra dinlenmeyecekse hemen bu işten çekilmek isterim. Ahmet Abi'ye de söyleyeceğim, "Benden umudunu kestiğin an, lütfen beni kapının önüne koy" diyeceğim. Çünkü bu işin bir samimiyeti olduğunu düşünüyorum. Tersi bir durumda birinin bunu bana söylemesi lazım. Belki ben kendimi kaybedeceğim; ne yaptığımı, ne yazdığımı bilemeyeceğim.
Şu anda çok çekinerek şarkı yapıyorum.

KIZIM ELİF, ADI GİBİ HAYATTA DA DİK DURSUN
- Çocuğunuz var mı?
- Altı yaşında bir kızım, iki yaşında da oğlum var. Kızımın ismi Elif, oğlumun ise Mehmet Akif.

- Bu isimleri koymanızın bir nedeni var mı?
- Kızımın ismini ben koydum. Elif olmak zordur. Elifler ilginçtir, güzeldir, akıllıdır. "Elif gibi dik ol" derler. Elif'in yazılışı da öyledir. Diktir. Hayatta da böyle dik dursun diye bu ismi koydum. Oğluma gelince eşim Mehmet koyalım, bir de Akif ekleyelim dedi. Mehmet Akif'e karşı bir hayranlığım var.
Kızım altı yaşında İstiklal Marşı'nın altı kıtasını biliyor. Yedinci yaşında inşallah yedi kıtasını bilecek. 10 yaşında 10 kıtayı öğrenmiş olacak.

- Eşinize yaptığınız besteniz var mı?
- Ömrümün Yarısı... Albümde yok ama YouTube'da dinlenebiliyor.

15 TEMMUZ GECESİ...
TANK YOKTU Kİ ÖNÜNE ATLAYALIM

- "O gece bir arkadaşımla Akdağ'dan dönüyordum. Arkadaşımın eşi arayıp haber verdi. Şaka yapıyor sandım. Ülkede demokrasi, insan hakları gibi alanlarda yol katedildiğini, her şeyin daha iyi olacağını düşünürken darbe girişimi ile karşılaşınca inanamadım. Hemen Lise Caddesi'ne inip valiliğin önüne geldik. Tank yoktu ki önüne atlayalım. Yozgat'ta askeri birliğimiz yok bildiğiniz gibi. Olsaydı, o duyguyla tankın altına yatacak çok insan olurdu. Onlardan biri de benim. İnşallah ülkemde bir daha böyle bir şey olmasın."

SÖZ VERDİM ANAMA BİR EV ALDIM
"Babamı bir yaşındayken kaybettim. Babaannemin evinden çıktıktan sonra kiracılık hayatımız başladı. Hani şöyle düşünülmesin 'Tek kiracı olan siz misiniz?' Evet, değiliz ama Yozgat'ta oturmadığımız mahalle kalmadı. Annemin çok ezildiğine tanık oldum. Evsizlik zor. Oturursunuz, iki gün sonra adam kızımı evlendireceğim çıkın, der. Garip anam elinde fırça o evi temizler sonra geri verir. Hep içimde ukdeydi. 'Anneciğim sana ev alacağım' derdim. 25'imde düğünlerde, programlarda saz çalarak o evi aldım."

HACI ANNE: SENİN İÇİN GELDİK
"Adana'da alkollü bir mekanda konserim vardı. Bir hacı anne ile hacı baba gelmiş. Sahnedeyken dikkatimi çekti, yanlarına gittim, ellerini öptüm. Dedim ki 'Hayırdır?' 'Yavrum biz senin için geldik' dediler. Şaşırdım kaldım."

10 ŞARKI VAR
Mümin Sarıkaya'nın ilk albümü Ben Yoruldum Hayat'ta 10 şarkı bulunuyor. Altısının söz ve bestesi Sarıkaya imzalı. Albümde bir de Neşet Ertaş şarkısı var: Yine Bir Hal Oldu.
ARKADAŞINA GÖNDER
Bozkırın yeni tezenesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz