X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Afganistan'da savaşır gibi film çektik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Afganistan'da savaşır gibi film çektik

  • Giriş Tarihi: 27.11.2016
Afganistan'da savaşır gibi film çektik
Afganistan'da savaşır gibi film çektik

Çiçeği burnunda yönetmen Gözde Kural ilk sinema filmi Toz için 17 kişilik gencecik bir ekiple Afganistan yollarına düştü. Yanında “Yol arkadaşı olmayı öğrendik” dediği Öykü Karayel vardı. 23 günde korumalarla, kaçırılma tehditleriyle, bombaların gölgesinde çekilen filmi Karayel ve Kural’la konuştuk

Yıllardır bitmeyen savaşı ve simge kadınlarıyla ünlü bir ülke Afganistan... Kadına yönelik şiddetin en yaygın olduğu yer. Kadın ölümlerinin en çok yaşandığı ülke. Bundan beş yıl öncesine kadar yüzünü peçeyle kapatmadığı, evden çıktığı, sokakta akrabası bir erkekle konuştuğu, bileği gözüktüğü, okula gittiği için birçok Afgan kadınının yüzüne sokak ortasında kezzap atıldı, burunları ve kulakları kesildi, recm edildi... 2015'te Kabil'de korkunç şekilde linç edilen Afgan Ferhunde Melikzade'yi kimsenin unutması mümkün değil... Bir türbenin önünde muska satan biriyle girdiği tartışma sonrasında, toplanan kalabalık tarafından dövüldü, üzerinden arabayla geçildi ve yakıldı. Tüm bu kadınların hikayesi, Afganistan gerçeği genç bir kadın yönetmene ilham oldu. Gözde Kural 23 yaşındayken Afganistan'a gidip film çekmeyi kafasına koymuştu. Yıllarca bu proje için çalmadık kapı, dökmedik dil bırakmadı. Her seferinde "Boş işlerle uğraşma" gibi tepkilerle karşılaştı. Ama yılmadı. Önce Afganistan'da bağlantılar buldu. Bölgeyi tanımak için Afganistan'a gidip geldi. Yıllar süren oyuncu seçimleri, para sıkıntıları, bürokratik engelleri aştığında 27 yaşına gelmişti... Başrolü oynayacak ve onunla Afganistan'a gelme cesaretini gösterecek kişiyi de kolay bulamadı. Birkaç isimle görüştükten sonra Öykü Karayel'in kapısını çaldı. Karayel ona düşünmeden "Evet" diyen kişiydi. İki genç kadın yanlarına, 30 yaşın altındaki 17 kişilik ekibi alıp Afganistan'a gitti. Film 23 günde korumalarla, kaçırılma tehditleriyle bombaların gölgesinde çekildi. Toz adını taşıyan filmde Afgan kökenli annesinin vasiyeti için Afganistan'a giden bir Türk kızının hikayesi anlatılıyor. Çeşitli festivallerde gösterilen film, nisan ayında vizyonda olacak.
- Birgün kapınızı hiç tanımadığınız bir yönetmen ilk filmi için çaldı ve "Afganistan'da film çekeceğim" dedi... Siz "Neden" demediniz mi?
- Öykü Karayel: Gözde bana "Afganistan'da film yapacağım" dediğinde, "Neden Afganistan?" diye sormadım. 40 senedir savaşta olan bir ülkeden söz ediyorduk. Barışı bilmeyen üçüncü bir nesil vardı orada. Her an her şeyin olabileceği, patlayan bir bombayla ölebileceğin bir yerdi. Ama tartışılmaz bir gerçek var; savaş önce kadınları ve çocukları vuruyor.
- Afganistan'da film çekmek neden bu kadar önemliydi?
- Gözde Kural: 23 yaşımda başladığım bir projeydi bu. Aslında o topraklarla hiçbir bağım yoktu, ailem Bulgaristan göçmeni, Ankara'da yaşadım. Konya'dan ötesini bilmiyordum ama bu projenin yapılabilir olduğunu önce kendime, sonra herkese ispat etmem gerekiyordu! Bazen her şey izleyenle ilgili değildir, bu benimle ilgiliydi. Oraya, oradaki kadınlara bir borcum varmış gibi hissediyordum.
- 17 kişilik ve hepsi 30 yaşın altındaki bir ekiple gittiniz Afganistan'a... Sizi nelerin beklediğini biliyor muydunuz?
- G.K: Detayları gitmeden önce çok kurcalamak istemedim. Fazla bilgi, korku yaratıyor. Tek bir kişi bile tanımıyordum. Büyükelçiliğe gidip film çekmek istediğimi söylediğimde önce inanmadılar... Gitmeye devam ettikçe ciddiye alındım ve destek gördüm. Orada uzun yıllar görev yapan Hikmet Çetin'e gittim. O da çok yardımcı oldu. Ekiple giderken her sokağını avucumun içi gibi biliyordum. Nereden ne tehlike gelebileceğini tahmin ediyordum. Bir yandan da orada hayat akıyordu. Üç buçuk yıl önce oyuncu seçmek için gittiğimde, Ayşe karakterini oynayacak küçük kız için 50 kişiyle görüştüm. 11 yaşında harika bir kız çocuğu vardı. Onda karar kıldım. Bir süre sonra o kızın bir patlamada öldüğünü öğrendim. Aradan birkaç yıl geçti, bir haber geldi Afganistan'dan... Ölen kızın kardeşi ablasının yaşına gelmişti ve tıpkı ablasına benziyordu. "Filmi onunla çekebilirsin" dediler. Bunu duyunca kesinlikle bu filmi çekmem gerektiğine karar verdim.
- Savaş içinde olan bir ülkeye giderken endişe yaşamadınız mı?
- Ö.K: Afganistan gibi bir yere hayatım boyunca hiç gitmemiştim. Orada yaşanan bombalı saldırılar, tehditler, riskleri biliyordum ama yaşamak farklı bir his. Gittikten sonra anladım ki, öyle bir yerde vakit geçirdikten sonra yaşananların insanı etkilememesi mümkün değil. Afganistan'da geçirdiğim 23 günü hayatım boyunca unutmayacağım!

SİLAH TAŞIYORDUK
- Hangi riskler vardı?
- G.K: Afganistan'da kaçırılmak çok olağan bir durum. Oraya gitmeden de biliyorduk bunu. Ve bizim ekipte kaçırılma olasılığı en yüksek iki kişiden biri Öykü'ydü, diğeri ben. Öykü orada inanılmaz tanınıyordu. İŞİD'den, Taliban'dan geliyor tehdit, bunların dışında onların ismini kullanan mahalle ağaları... Bir kadını beğeniyor, onu zoraki alıyorlar, kapatıyorlar bir eve. Sonra bir daha ne Öykü'yü görebilirdik, ne de bulabilirdik. İşte o zaman diplomatik kriz çıkardı.
- Ö.K: Kuzey Güney dizisi orada gösteriliyordu ve sokakta yürüyemez haldeydim. Burada olduğumdan daha popülerdim. Burkalı kadınlar benimle konuşmak istiyordu. Bir taraftan da erkekler burka giyerek bombalı eylem yapıyordu. Sokaktaki insanlardan tedirgin oluyorduk.
- Nasıl önlem alıyordunuz?
- G.K: Korumalarla geziyorduk, Emir karakterini oynayan Benan Soysal'la dönüşümlü olarak silah taşıyorduk. Silah ya onun sırt çantasında oluyordu ya da benim. Oyuncular, çekim ekibi bilmiyordu bizim böyle gezdiğimizi çünkü tedirgin olmalarını istemiyorduk. Sürekli Öykü'nün etrafındaydık. Silah kimdeyse o Öykü'nün yanındaydı. Onun kaçırılma olasılığı bizden çok daha yüksekti.
- Ö.K: Çarşı en zor çekim yaptığımız yerlerden biriydi. Filmde bir kapkaç sahnesi vardı ve çarşıda gerçekleşiyordu. İstihbarat geldi patlama olma riski vardı. O gün çekim iptal oldu. İkinci gittiğimizde çektik.
- G.K: Çekimdeyken mesajlar geliyordu, "En geç 15 dakika içinde çıkın" diye. Çekimin nerede olacağını sadece ben biliyordum, sabah ekiple paylaşıyordum.

CESARET İNSANA SİRAYET EDİYOR
- Başka neler yaşandı?
- Ö.K: Bir akşam, Gözde'yle odamda oturuyorduk. Bombardıman başladı, üzerimizden jet uçakları geçiyordu. Eski bir yapıydı kaldığımız. Uçak o kadar yakınımızdan geçiyordu ki, tüm ses ve sarsıntıyı hissediyorduk. Akşam dokuzda başladı sabah beşe kadar sürdü... Ama o an tedirginlik veya korku hissetmedim. Çünkü korkmak için insanın kaçacak bir yerinin olması lazım. Kaçacak bir yerin olmayınca geçmesini bekliyorsun.
- G.K: Öykü o kadar kalender biri ki... Empati yaparak hareket ediyor, ani hareketlerde bulunmuyor. Odadan çıktığımızda ekipten birkaç kişi çok tedirgindi. Suratlar beyaza çalmıştı. Öykü onlara, "Bunları bilerek buraya geldik" tarzında bir konuşma yaptı. Cesaret insana sirayet eden bir şey... İnsanın en temel içgüdüsü hayatta kalmak. Galiba insanın delirmemek için ürettiği refleksler bunlar. Çünkü böyle bir ortamda olup her seferinde korkudan ölecek hale gelirseniz yaşamanız mümkün değil. İnsan adapte oluyor. Bombalar patlıyor, hayat devam ediyor.