X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Eve erzak almaya değil vatana sahip çıkmaya geldik
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Eve erzak almaya değil vatana sahip çıkmaya geldik

  • Giriş Tarihi: 27.11.2016
Eve erzak almaya değil vatana sahip çıkmaya geldik
Eve erzak almaya değil vatana sahip çıkmaya geldik

Batuhan Ergin, Şehitler Köprüsü’nde 15 Temmuz gecesi tek kurşunla yere yığıldığında geride dolu dolu geçen 21 yılı ve ancak bir gün binebildiği motorsikleti vardı. Batuhan için arkadaşları bu salı günü mezarı başında pasta kesip dualar okuyarak 22. doğum gününü kutlayacak

Batuhan Ergin, 15 Temmuz'un o karanlık saatlerinde Şehitler Köprüsü'nde darbecilerin sıktığı kurşunun hedefi olmasaydı önümüzdeki salı günü arkadaşlarıyla 22. doğum gününü kutlayacaktı. Çevresinde sevilen ve samimiyetiyle adeta maskot haline gelen bir kişilikti ki, muhtemelen doğum gününde yine espriler havada uçacak, yine evlenerek yuva kurma özleminden bahsedip arkadaşlarıyla birlikte güzel bir gün geçirecekti. Ve o günden kalan hatıralarını sosyal medyadaki hesaplarına yükleyip gülücükler saçacaktı. Ama öyle olmadı. 15 Temmuz gecesi kimseyi dinlemeyerek Şehitler Köprüsü üzerine çıkan ve her zaman dik durduğu gibi üzerine kurşun yağdıran askerlere karşı yürümeyi seçen Batuhan kalbinin hemen arka kısmından giren bir kurşunla yere düşecekti. Ancak arkadaşları hep yanlarında olan Batuhan'ı unutmadı. 29 Kasım Salı günü yani Batuhan'ın 22. yaş gününde mezarı başında pasta kesip, dualarla kutlamayı düşünmeleri de bu yüzden.

ŞEHİTLERE GIPTA EDERDİ
Henüz 21 yaşındaydı Batuhan. Enerjik, samimi, yardımsever, esprili, yerinde duramayan, deli dolu ve içten bir delikanlı. Üç kuşaktır ailesiyle birlikte Ortaköy'de yaşıyordu ve onu bulunduğu ilçede tanımayan neredeyse yok gibiydi. Ortaokulu bitirdikten sonra okumamış, Kapalıçarşı'da kuyumcu olan amcasının yanında çalışmayı seçmişti. Hayat doluydu. Askerliğini yapmak için gün sayıyordu. Ve kendisini babasının itiraz etmesine rağmen komando olarak yazdırdı. Oysa ufak tefek biriydi. Önce Kayseriye'ye ardından da Bitlis'in Tatvan ilçesine komando olarak gitti. Ancak operasyona daha uzman askerler katıldığı için komutanı, Batuhan'ı operasyona hiç götürmemişti. Defalarca komutanlarına "Buraya oturmaya değil, düşmanla çarpışmaya, şehit olmaya geldim. Beni de operasyona götürün" diye yalvarmıştı. Ama nafile... Ortaköy'de bir mobilya mağazası işleten babası Ahmet Ergin: "Bana hep 'Şehit olmak istiyorum' derdi ama bu kadar ciddi olacağını tahmin etmemiştim" derken bir yandan da "Deli çocuk" diyerek hüzünlü bir gülümseme yerleştiriyor yüzüne. Sonra devam ediyor: "Asker arkadaşları ziyarete gelmişti mezara. Onlardan dinledim. İki arkadaşı şehit olmuş askerdeyken ve bir tören düzenlenmiş. Batuhan arkadaşına 'Ne görüyorsun burada?' diye sormuş. Kadir 'Acı görüyorum' deyince Batuhan 'Ne acısı kardeşim, yanlış görüyorsun. Şu an büyük bir mutluluk var burada. Şehitlik mertebesine eriştiler' demiş.

" MOTORSİKLETE BİR GÜN BİLE BİNEMEDİ
Batuhan'ın vatan sevgisi her şeyin üstündeydi. DEAŞ'ın Atatürk Havalimanı'na yaptığı bombalı saldırıyı duyar duymaz gece yarısı yatağından fırlayıp kan vermeye koşan yine Batuhan olmuştu. Ancak kan tuttuğu için bayılmış ve ayıldığında yakın arkadaşı Murat "Madem kan tutuyor, niye kan veriyorsun" deyince "Sen vermesen, ben vermesem kim kan verecek? Bayılırsam bayılayım ölüm yok ya ucunda." diye çıkışacaktı. Babası onun gittiğini ancak gece uyandığında fark edecek, ne olduğunu da sabahleyin telefonundan ulaşabildiğinde kavrayacaktı. Ve gelelim 15 Temmuz gecesine. O gün Batuhan için çok mutlu bir gündü. Çünkü hayalini kurduğu motorsiklete o gün kavuşmuş, plakasını babasıyla beraber takmıştı. İçi içine sığmıyor, babasının deyişiyle adeta havalara uçuyordu. Askerden geldikten sonra hayali olan motorsiklete kavuşmuş ve o gece arkadaşı Murat ile Sarıyer'e bu güzel anı ıslatmaya gitmişlerdi. Birlikte çay içerlerken babası aramış ve darbe kalkışmasını haber vererek Ortaköy'e gelmesini söylemişti. Ancak o köprünün darbeciler tarafından kapatıldığını öğrenince Murat ile beraber köprüye doğru yola çıkmıştı bile. Hayalindeki motorsiklete bir gün bile binemeden diğer hayali olan şehitliği tercih etmişti.

DELİ ÇOCUK, KÖPRÜYE GİTMİŞ!
Gerisini babası Ahmet Ergin'den dinleyelim: "Cumhurbaşkanımızın 'meydanlara inin' çağrısını duyunca dışarı çıkmışlar. Milletin bankamatiklere, marketlere, manavlara hücum ettiğini görünce Batuhan çok sinirlenmiş ve Murat'a 'Millet makarna, bulgur peşine düşmüş, sanki aldıkları makarnalar bitmeyecek vatan elde giderse. Haydi köprüye gidiyoruz, gerekirse şehit oluruz. Biz askerden yeni geldik, bu şerefsizlere en iyi karşılığı biz veririz.' demiş. Sonra köprüye çıkmışlar. Deli çocuk! Aslında tahmin etmem gerekirdi gideceğini. Köprü üzerinde bir selfie çekip sosyal medya hesabına 'Eve erzak almaya değil, vatana sahip çıkmaya geldik' diye yazmış. Bu yazısını mezar taşına yazdırdım ben de. Askerler ateş açınca eğilmemiş bile. Dimdik durmuş. Kurşun kalbinin arkasındaki kaburgasından girip çıkmış. Arkadaşı Murat bir araba durdurarak onu alıp hastaneye Florence Nightingale hastanesine üç dakika içinde yetiştirmiş. Murat'ın babası eve gelip 'Batuhan vurulmuş' deyince üzerimi giyip koştum. Yollar kapalı, askerler, polisler tanklar... Darbeci mi değil mi belli değil hiçbir şey. Cehennem gibi bir geceydi. Bir polise 'Oğlum vuruldu yolu açın' diye yalvardım. Zar zor yolları açarak hengameden beni kurtardı ve acile 'Batuhannn Batuhan' diye bağırarak girdim. Doktorlar beni görüp başını öne eğince durumu anladım. 'Kan revan içinde, bu halde görme' dediler ama dinler miyim onları. Attım içeri kendimi ve sedyedeki kanlı bedenini gördüm. Bütün iç organlarını parçalamış kurşun. Ya küçücük çocuk, ulan şerefsiz mermi 2-3 cm geriden girsen de çocuğumu sakat, felçli, yatalak bıraksan olmaz mı? Her şeye razıyım yani! Köprü üzerine çıkan sniper var ya onun kurşunu sanırım. Eşim Deniz'e nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, aramalarını sürekli meşgule atıyorum filan. En son dayanamayıp telefonu açtım ve 'Batuhan ölmüş' diye bağırarak ağlamaya başladım."

MEZARININ BEKÇİSİ ÇINAR AĞACI
Baba Ahmet Ergin oğlunu kaybetmiş olmasının acısını "Neşe dolu bir aileydik. Yaşama umudumuz bitti" diyerek özetliyor. Onun cep telefonundaki fotoğraflarına bakıp videolarını izleyerek güzel günleri hafızasına yerleştiriyor. Bu yüzden de Batuhan ona ölmemiş gibi geliyor. Öyle ki bazen mezarlık görevlisi aradığında "Batuhan'a bir şey mi oldu?" demekten kendisini alamıyor. Onun canını sıkan en büyük şey ise art niyetli kimselerin "Oğlun pisi pisine öldü. Niye gönderdin? Batuhan'a mı kaldı bunlar?" diyecek kadar çirkinleşmeleri. Baba Ergin "Benim oğlum onların rahat etmesi için şehit oldu. Ancak Ortaköy imamı Murat Özkan ve Beşiktaş Kaymakamı Abdullah Kalkan'dan Allah razı olsun.§" diyerek oğlunun şehadetiyle avunuyor. Ve oğluna aldığı ve bir gün bile binemediği motorsikleti dükkanının önüne çekip gözünün önünden bir an olsun ayırmıyor. Ve Batuhan Ortaköy Mezarlığı'nda ulu bir çınarın altında bu vatan için şehadet şerbetini içmiş küçük bedeniyle uzanıyor. Onun bekçisi artık yanındaki bu kocaman çınar, mezarlığın güvenlikçisi Enver Demir ve melekler...

BATUHAN'IN YANINI KENDİME AYIRDIM
Oğlum, aslanım Batuhan şehit olunca çok çocuklu olmanın değerini anladım. Şimdi ki aklım olsa Cumhurbaşkanımızın dediği gibi dört çocuk yapardım. Kayıp olunca anlıyorsun değerini. İki çocuk hiçbir şey değilmiş! Bak bir tane mimarlık okuyan Berke isimli oğlum kaldı geriye. Evde hâlâ cenaze havası var. Çok çocuk olsa zor günleri daha kolay atlatırdım. Tek çocuğu olanlara öyle çok kızıyorum ki! Beni şu an tek teselli eden şey, ayaktaysam yani onun şehit olmasıdır. Cuma günleri namaza giderdim sadece. Ama artık her sabah namazı kalkıp namazdan sonra "Allah'ım onu şehitlik mertebesine kabul eyle. Bize de şefaatçi olsun" diye dua ediyorum. Her sabah bir tek ona dua ediyorum. Tek avuntum bu. Batuhan'ın yanını kendime ayırdım. Burada da ben yatacağım.

ŞEHADETİNİN RESMİNİ ÇİZMİŞ
Batuhan'ın askerdeyken çizdiği bir resim. Asker arkadaşı Kadir'e kendisini nerede bulacağını çizmiş. Ve bu çizim çantasında kalmış. Ancak Batuhan sanki yol tarifi değil de şehadete kavuşacağı yeri anlatmış. Darbecilerin geldiği Kuleli Askeri Lisesi'ni bile yazmış içine doğarcasına. Cami diye işaretlediği yerde cenaze namazının kılacağını hissetmiş sanki.