5 günlük hava durumu
11 Temmuz 2010, Pazar

Iğdır-Kars arası lezzet durakları

İlişkili haberler
Iğdır-Kars arası lezzet durakları
Istakoz belasına çare bulunsun!

Dünyanın en lezzetli kayısıları, mis kokan Melekli Şalağı kavunu, Kavılca buğdayından yapılmış nefis pilav, kurutulmadan kızartılan sarı sazan filetoları... Iğdır-Kars arasında saklanan bu eşsiz lezzetlerin hepsi doğal ve mükemmel

Iğdır'dan Kars'a otomobille dönerken, yabancıların en sık sordukları "Türkiye'nin iklimi nasıldır?" sorusunu hatırladım. Bu sorunun cevabı olarak, "Aynı anda insanlar bir köşede sıcaktan bunalıp denize girerlerken, başka bir köşede kayak yaparlar," derim onlara. Ama Iğdır'dan Kars'a dönerken bir saat içinde yaşadığım iklim değişikliğini doğrusu ben bile beklemiyordum. Denizden yüksekliği 800 metre civarında olan ve Türkiye'nin en doğusunda, Ermenistan ile burun buruna olan Iğdır'da geçirdiğimiz bütün bir gün hava 32-33 derece civarındaydı. Oysa dönüş yolunda tırmandıkça sıcaklık düştü, bir ara 13 dereceye kadar indi. Kars'a vardığımızda ise 15 dereceye oturmuştu. Iğdır sürprizlerle dolu bir kent. Burada Haydar Alagöz'ün Aralık ilçesindeki dillere destan kayısı çiftliğini görmeye gittim. Alagöz, dedesinin satın aldığı, eski bir iç deniz üzerine kurulu olan ve yüzyılı aşkın süredir kullanılmadığı için tuzlanan toprakların bir bölümünü çeltik ekerek tekrar tarıma kazandırmış ve burada asırlar önce yetiştirilen ünlü Iğdır kayısısına yeniden hayat vermişti. Alagöz'ün çiftliğine giderken, bize eşlik eden oğlu, insanda saygı uyandıran zirvesi her zaman bulutlarla kaplı Ağrı Dağı'nı göstererek, "Büyük Ağrı ve yanındaki Küçük Ağrı'yı en iyi görebileceğiniz yer Ağrı ili değil, bizim çiftliğimizdir," diyordu. Gerçekten de çiftliğe yaklaşırken Büyük Ağrı'nın arkasında gizlenmiş Küçük Ağrı da ortaya çıktı.

KAVUN FRANSA'NIN YOLUNU TUTMUŞ
Haydar Alagöz'ün doğayla savaşımı henüz bitmemiş. Toprakların önemli bölümü tarıma kazandırıldığı halde, bir bölümde hâlâ ıslah çalışmaları sürüyor. Birkaç yıla kadar belki de Türkiye'nin en verimli toprakları haline gelecek buraları. Nitekim daha şimdiden yumruk büyüklüğünde kayısı yetişen ağaçlar ne gübreleniyor ne de ilaç kullanılıyor; hayatımda gördüğüm en büyük ve en lezzetli kayısılar bunlar. Alagöz Çiftliği'ne giderken Melekli Beldesi'ne uğrayıp, Çiftçi Sen Iğdır Başkanı Muzaffer Akaras'ın çayını içtik. Burada dünyanın en güzel kokulu meyvelerinden Melekli Şalağı denen kavunu ve "Süper" denen incecik kabuklu, sulu ve son derece lezzetli bir yerel domatesin yetiştiğini duymuştum. Melekli Şalağı, Fransa'ya götürülmüş parfüm endüstrisinde değerlendirilmekteydi. Kahvede görüştüğüm belde eşrafından kişiler yılgın ve umutsuzdu. "Taşımaya gelmeyen, son derece narin domatesleri ve kavunları nasıl değerlendireceğiz? Bize yol gösteren, bizi sahiplenen yok," diyorlardı. Çok eski çağlardan beri önemli kervan yolları üzerinde yer alan Iğdır'ın yok olmak üzere olan nefis ürünleri ilgi bekliyor. İlhan Koçulu sabah erkenden Kars'tan Iğdır'a doğru giderken, kahvaltıyı Aras Nehri kıyısındaki Halıkışla Köyü'nde Erhan Bey ile Nezahat Hanım'ın evinde yapmamızı önerdi. Iğdır'ın Akdeniz mikroklimasının yaşandığı köyde o gün yaylaya çıkma hazırlıkları yapılıyordu. Yine de Erhan Bey'in eşi ve babası kendi bahçeleri ve hayvanlarından elde edilen nefis ürünlerle unutulmaz bir kahvaltı hazırladılar. Günlük köy yumurtasının rengi bile başka oluyormuş; unutmuşuz. İsteyen taze sağılmış süt, isteyen kendi yaptıkları yoğurttan ayran ya da çay içti. Tereyağı, krema, taze peynir, yöreye özgü, lezzetli olduğu kadar yapımı kolay bir çörek türü, kete, ayrıca pandispanya ve dalında olgunlaşmış kayısılar sofrada yerini aldı. Kahvaltıdan sonra leyleklerin de kendi damak zevklerine göre kahvaltılarını yaptıkları otlaktan geçip, deli gibi akan Aras kıyısına yürüdük. Nehrin yarısı Türk, yarısı Ermenistan toprağı sayılıyormuş. 42 numaralı sınır direğinin önünde fotoğraf çektirdik, sonra vedalaşıp yolumuza devam ettik.

KARS GRAVYERİ YAPIMINA TANIK OLDUK
Geçen yıl da aynı günlerde Kars'taydım. Bu bölgeye hayran kalmış, bu yıl da kış sona erdiğinde, Kars tekrar burnumda tütmeye başlamıştı. Geçen yıl Mutfak Dostları Derneği üyeleriyle birlikte otobüsle dolaşmıştım yöreyi. Bu yıl otomobil kiraladım; daha önce gittiğim yerleri yeniden ziyaret ettim. Ani Harabeleri'ni gezdikten sonra susuzluktan dilimiz damağımıza yapışmış, karnımız fena halde acıkmıştı. Geleneksel yöntemlerle Kars gravyeri üreten sevgili dostum İlhan Koçulu sayesinde Ani'de görevli Cengiz Kara'nın Ocaklı Köyü'ndeki evine konuk olduk. Ani'nin hemen yanı başındaki evde buz gibi soğuk suyla serinledikten sonra Cengiz Bey'in ailesinin yaptığı, basit, kolay ama bir o kadar da lezzetli 'hengel' denen etsiz mantıyı yer sofrasında kaşıkladık. Kars'ın lezzetleri bu kadar da değil. Bu yıl Kars'ta Hanımeli diye bir lokanta açılmış. Lokanta bir güç birliği örneği. Eski Kars PTT Müdiresi Dilek Hanım kurmuş bu lokantayı. Kimi çocuklarını okutan, kimi hastalarına bakan 10 ev kadını da buraya evlerinde yaptıkları yemekleri getiriyor, satıştan paylarını alıyorlar. Burada başta kesme aşı, Kars'ta piti denen bozbaş gibi yerel yemekler yapılıyor. Kars'ın içinde kaldığımız günler, genellikle burada yemek yemeyi tercih ettik. Büyük Boğatepe köyüne de uğradık. Kafkaslardan göçen ailelerin kurduğu bu köyde İlhan Koçulu'nun yengesi Solmaz Hanım'ın evine konuk olduk. Solmaz Hanım'ın hazırladığı akşam sofrasında bir kuş sütü eksikti. Özellikle bence bulgur çeşitlerinin en lezzetlisi, Hititler döneminde de sofraları süsleyen antik Kavılca buğdayının bulgurundan yapılmış nefis pilavın tadını unutmayacağım. Ertesi sabah ise Boğatepe'de bir kez daha Kars gravyeri ve Kars kaşarı yapımına tanık olduk.

ARICILIK DA YAPILIYOR
Kars yöresinde 'organik ürün' sıfatı yapay kaçıyor. Zira bu bölgede zaten her şey doğal, katışıksız ve mükemmel. Bunu hemen fark ediyorsunuz. El kadar bir alanda insan boyunda 20 değişik kır çiçeğinin yetiştiği topraklarda arıcılık da yapılıyor. Nitekim dönüşte bol bol bal getirdik. Açgözlülükle yanımızda taşıyamayacağımız kadar çok miktarda aldığımız peynirleri ise kargo ile önden gönderdik. Bu yazımı okuyunca, "Adam kalkıp gitmiş, tanıdıkları sayesinde evlere konuk olmuş, yiyip içmiş. Bizlere de nispet yapar gibi yazıyor," diyeceğinizi tahmin ediyorum. Gerçekten de saydığım nefis yiyeceklerin çok azını restoranlarda bulabilmek mümkün. Ayrıca köylerde ne otel var, ne de pansiyon. Kars'a sıradan bir turist gibi gidenlerin buraların tadını benim gibi çıkarmaları çok zor. Ben de sevgili dostum İlhan Koçulu'ya sordum, "Bir köy evinde, ev sahiplerinin mütevazı el ürünü yiyeceklerini paylaşmak, orada konaklamak isteyenler olursa, kendilerine yardımcı olur musun?" diye. Slow Food Kars Konviviumu Başkanı da olan Koçulu, "Gerçek konuk gibi davranacak, bir restoran ya da otelde bulacakları konforu beklemeyen, canı gönülden kendilerini ağırlayan insanların el emeklerinin karşılığını bırakmaya hazır olanlar varsa, beni arasınlar," dedi. Telefonunu size aktarıyorum: (0532) 501 62 13. Bütün dünyaya yayılan Slow Food örgütünün hedefi, büyük sermaye ve sanayi üretiminin karşısında giderek yok olan yerel ürünleri ayakta tutmak. Bu sayede kırsal kesimden kentlere göçleri önlemek, kentlerde yaşayanların da doğal yaşamı yeniden keşfetmelerini sağlamak. Bu amaçla İlhan Koçulu'nun telefonunu veriyorum. Kim bilir, bu yoksul ama gönlü zengin insanların yaşam standardına bir katkısı olur.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Haşhaş üretimi yerine kooperatif (23.05.2010)
Günün ilk öğünü çok önemli (09.05.2010)
Kuşkonmaz mevsimi başladı (02.05.2010)
Kozak Yaylası'nın altını: Çamfıstığı (21.02.2010)
Niye renkli tuz yiyemiyoruz? (10.01.2010)
Yemek, içki ve müzik dengesine ihtiyacımız var (08.11.2009)
Yemek dünyası hilelerle dolu (18.10.2009)
Genlerle oyun olmaz! (09.08.2009)
Alman mutfağı birasız olmaz (02.08.2009)
Gaziantep mutfağı bu kitaplarda (21.06.2009)
ARŞİV

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

DİĞER GURME HABERLERİ