X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye neden karışık?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye neden karışık?

  • Giriş Tarihi: 12.9.2015

SABAH Perspektif yazarları terör örgütü PKK’nın artan saldırılarının arka planını, terörün iç ve dış dinamiklerini, şiddet-siyaset ilişkisini ve sosyal medya üzerinden yapılan manipülasyonları değerlendirdi

NEBİ MİŞ / SETA SİYASET DİREKTÖRÜ

Şiddet ile siyaset arasında HDP

Selahattin Demirtaş'ın son günlerde PKK'nın terör eylemlerine karşı yapılan gösterilerde çıkan olaylarla ilgili, itidal yerine "analarından doğduklarına pişman edin" çağrısı, HDP'nin, şiddeti bir enstrüman olarak kullanmaya devam edeceğini göstermiştir. 6-8 Ekim olaylarındaki çağrısının ortaya çıkardığı sonuçlar taze iken, tekrar benzer bir çağrıyı yapması, partinin 80 milletvekili ile Meclis'te olmasını anlamsızlaştırmaktadır.
HDP, 7 Haziran'dan sonraki ilk ciddi sınavında, yaşanan terör olaylarında siyasetin alanını açacağı yerde PKK'ya tabi olarak, beklentileri boşa çıkarmıştır. Doğuda 'devrimci halk savaşı' adı altında, sokakları işgal edenlere, mayın döşeyenlere, roketatarla güvenlik güçlerine saldıranlara tek söz etmeden, batıda sürekli 'barış' söylemini kullanmasının taktiksel bir duruş olduğu artık yeterince nettir.
Bugünden geriye bakınca HDP'nin çözüm sürecindeki siyasetinin nihai bir barıştan çok, bölgede kendi hegemonyasını kurmaya dönük bir siyaseti hedeflediği net bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bu durumun bariz göstergelerinden bazıları şunlardır:
a) Türkiye'nin batısında siyasal iktidarın çözüm sürecine yönelik politikasını sürekli sorunsallaştırırken, bölgede YDG-H gibi gençlik yapılanmalarının silahlanması başta olmak üzere, PKK'nın yol kesme, vergi toplama vb. kamu düzenini bozucu enstrümanları devreye sokmasının üzerini örtmüştür.
b) Türkiye'nin batısında 'Türkiyelileşme' söylemini devreye sokup, siyasetin çoğullaşmasını savunurken, bölgede siyasetin tek tipleşmesine yönelik tüm baskı politikalarının gündem olmasını engellemiştir.
c) Siyasal iktidarı çözüm sürecini zamana yaymakla suçlarken, aslında bizatihi kendisinin bölgede var olan diğer yapıları ya kendisine benzemeye ya da göç etmeye zorlamak başta olma üzere çeşitli yöntemlerle tasfiye edince kadar, süreci zamana yaymak istediği netleşmiştir. Bu noktada Kürtlüğü PKK ideolojisi ile özdeş hale getirerek, farklı fikirde olan aktörleri itibarsızlaştırmak, marjinalleştirmek ve farklı eğilimleri de gayrimeşru göstermek için etkin bir siyaset yürütmüştür.
d) HDP, Türkiye'de AK Parti ve Erdoğan'a yönelik düşmanlaştırma kampanyasının öncülüğünü yürüterek tüm muhalefet kesimlerinin enerjisinin tek odağa toplanmasını sağlamış ve PKK'nın bölgede faaliyetlerinin eleştirilmesinin önüne geçmiştir.

***

METİN KARABAŞOĞLU / YAZAR

'Kışkırtma'ya doğru cevap 'kışkırmak' değil


Sokaklar, hayatın olağan akışı içinde, bütün renklerin buluştuğu adreslerdir. Sokakta 'kimlik' sorulmaz; orada herkese yer vardır.
Bu özelliğiyle de sokak, farklılık içinde bir arada yaşamanın; herkes kendi rengini ve kimliğini korurken beraberce 'toplum' olabilmenin simgesidir.
'Herkesin' sokağında yalnızca 'birileri' varolmaya kalkıştığı, renklerden birinin diğerlerine karşı hegemonya ve tahakküm kurmaya çalıştığı anda ise, sokak sokaklığını yitirir, toplumsal doku da zedelenir.
Hele ki bir rengin bu 'sokak hâkimiyeti' çabasına başka renkler aynı hegemonik tutumla ve yine 'sokakta' cevap vermeye çalıştığında, sokak karışır; farklılıklar 'buluşma'sı 'çatışma'ya dönüşür. Ötesi kaostur ve sokak da artık 'çıkmaz sokak'tır...
Bu, yalnızca iyiniyetli kişilerin gördüğü bir gerçek değil. İyiniyetli olmayanlar da bu gerçeği görüyor olmalı ki, Türkiye'de uzunca bir süredir 'sokağı karıştırmanın' yolları aranıyor.
Gezi olayları, bu 'arayış'ın tezahürlerinden biriydi nitekim.
Diğer taraftan, PKK-HDP çizgisinin, silahların gölgesinde hem 'Kürt sokağı'na hâkim olup hem de Türkiye'nin bütün sokaklarını da 'karıştırmak' istediği eyleminden de, söyleminden de açıkça anlaşılıyor.
Buna karşı toplumun farklı kesimlerinin tepkisini 'meşru şekilde' ortaya koyması, elbette beklenir. Ama bir 'kışkırtma' çabasına 'kışkırarak' cevap vermek, akıl ve sıhhat alâmeti değil.
Bunun en başta kişilerin hayatlarında yol açabileceği felâketleri, sırf 'Kürt' olduğu için çalıştığı diyarı terke zorlanan mevsimlik işçilerin, sahibi Kürt diye 'tahrip edilen' dükkânların durumuna bakarak anlamak mümkün. "Birinin hatasıyla başkası mes'ul olmaz" adalet ilkesinin yerini, toptancı ve damgalayıcı tutumların alması, ortaya çıkan 'patoloji'nin ilk tezahürü.
Ama yazık ki daha ötesi var.
Toplumsal hâfızaya yer etmiş 31 Mart olayı, 6-7 Eylül olayları, Çorum ve Maraş olayları, 'ötesi'ne dair bir fikir veriyor bize...
Olayın 'uluslararası' boyutunu ise gözardı edemeyiz. Görülüyor ki, hegemon Batılı güçler, yeni dönemde yerküredeki hâkimiyetlerini 'doğrudan müdahale' yerine sokakları 'karıştırarak' sürdürme çabası içindeler. Ukrayna ve Mısır'da olup bitenler, hepimizin gözleri önünde oldu.
Sonu nereye varacağı meçhul her türden 'kışkırtma'ya, 'kışkırarak' cevap verilmez. Oyunu görmek, oyunu bozmayı da gerektiriyor.
***

YUSUF ÖZKIR / İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ

Terörün sosyal medya manipülasyonları


Taksim Gezi Parkı olaylarının Türkiye'ye bıraktığı acı miraslardan birisi sosyal medyanın manipülasyona açık olduğunu ifşa etmesidir. Sosyal medyanın manipülasyona açık olduğunu keşfeden kesimler 17-25 Aralık darbe girişiminde, 6-8 Ekim Kobane olaylarında ve farklı olaylarda aynı yöntemi denediler.
Aynı yöntem Türkiye'nin terörizmle mücadelesini etkisizleştirmek için kullanılıyor.

Operasyonlar başladığından bu yana örgüt yandaşları tarafından hazırlanan görseller ve klişe sloganlar yine aynı kesimler tarafından sosyal medya mecralarında dolaşıma sokuldu. Fakat gerçek olduğu iddia edilerek paylaşılan içeriklerin genellikle Mısır, Filistin, Irak ve Suriye'de gerçekleşmiş acı olaylara ait olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı.
Mesela, 27 Ağustos'ta Hüseyin Aygün tarafından "Türkiye Yüksekova'da çocukları öldürüyor" cümlesiyle paylaşılan Twitter'daki fotoğraf daha önce Suriye'de yaşanmış bir olaydan alınarak kullanılmış.
HDP Milletvekili Ferhat Encü tarafından "olayın vahametini kavrayın diye paylaşıyorum. Silopi, İpek yolu" cümlesine iliştirilen harabeye dönmüş Silopi görüntüsü ise aslında tam aksine 6-8 Ekim olayları esnasında PKK'lılar tarafından yapılan yağmalamanın bir görüntüsü olarak biliniyor. Bu paylaşım aynı zamanda sosyal medyanın ana akım medya üzerindeki etkisini göstermesi açısından da önemlidir. Mesela Cumhuriyet gazetesi, bu fotoğrafın doğru olup olmadığını kontrol etmeden; yani belirli süzgeçlerden geçirmeden, anında 'Silopi yanıyor, 3 ölü, 10 yaralı' başlığıyla internet ortamında yayınlamıştı. Bu haberiyle Cumhuriyet büyük ölçüde teröre nefes aldırmak için bilinçli şekilde yapılan propagandaya ortak olmuştu.
Türkiye'nin terörizmle mücadeleye başlamasından sonra bu şekildeki içeriklerin artmasının nedeni PKK'ya operasyon yapılmasını istemeyenlerin sosyal medyayı kullanarak 'yalan haber' üzerinden Türk ve dünya kamuoyunu harekete geçirmek ve operasyonları değersizleştirmek çabasıdır.
Yalan haberlerin gerçekleri kısa sürede ortaya çıkmasına rağmen aynı kesim tarafından benzer paylaşımların ısrarla yapılmaya devam etmesi, bu yöntemin, bilinçli şekilde tercih edildiğini göstermektedir. İlke, doğruluk, sorumluluk gibi gazeteciliğe ait temel prensipler göz ardı edilerek çamur at izi kalsın mantığı işletilmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada sosyal medya gazeteciliği kredisini tüketmiş, sosyal medya dezenformasyonun ve manipülasyonun geniş yer edindiği bir mecraya dönüşmüştür.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.